690 ) HAÇLI SEFERLERİ HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER..

    

Bir buçuk asırdan fazla bir zaman süresince, Avrupa “inançsız” topraklara doğru dokuz tane haçlı seferi düzenledi.. 
İsa’nın kutsal mezarını sahiplenen İslam, uzaklardaki düşmandı. Ancak yürekleri imanla dolu bu savaşçılar fırsattan istifade yolları üzerindeki haritalarda da temizlik yapıyorlardı.. 
Kutsal savaş evden başlamıştı. 1095-1099 yılları arasında düzenlenen İlk haçlı seferinde sinagoglar yakıldı ve Mainz’de olsun diğer Alman şehirlerinde olsun bir tane canlı Yahudi bırakılmadı..
Dördüncü haçlı seferi Kudüs’e doğru 1202 yılında yola çıktı ama oraya hiçbir zaman ulaşamadı. Hristiyan savaşçılar varlıklı Hristiyan şehri Konstantinopl’de mola verdiler ve 1204 yılının Nisan ayında, üç gün boyunca, kiliseler ve manastırlar da dahil olmak üzere bütün şehri yağmaladılar ve artık geride tecavüz edecek kadın ya da boşaltacak saray kalmayınca, elde ettikleri ganimetin tadını çıkarmaya karar verdiler ve kutsal görevlerinin son durağını unuttular..(aşağıda)

Bundan kısa bir süre sonra, 1209 yılında, Fransa toprakları üzerindeki Hristiyanları yok etmeye yönelik başka bir haçlı seferi başladı. Püriten Hristiyan olan Katharlar, Kral’ın ve Papa’nın iktidarını bir türlü kabullenmiyor ve Haçlı Seferleri gibi Tanrı adına yapılan savaşları da dahil ederek her türlü savaşın Tanrı’ya karşı gelmek demek olduğuna inanıyorlardı. Çok popüler bir hale gelen bu sapkın düşüncenin kökü kazındı ; şehir şehir, kale kale, köy köy… 
En korkunç katliam Béziers şehrinde yaşandı. Oradaki bütün halk kılıçtan geçirildi. Hepsi : Katharlar ve onların yanı sıra Katolikler de. Bazıları boş yere katedrale sığınmaya çalıştı. Toplu katliamdan kurtulabilen olmadı. Kimin kim olduğunu ayırt edecek vakit yoktu..(aşağıda)
Bazı anlatımlara göre, Papa III. Innocentius’un delegesi Başrahip Arnaud Amaury yaptığından çok emindi. Şöyle emir verdi : “Siz hepsini öldürün. Tanrı kendinden olanları ayırt etmesini bilecektir..”

Hristiyanlığın silahlı kanadı içinde okuma yazma bilenlerin oranı çpk yüksek değildi. Belki de bu yüzden Musa’ya inen tabletlerdeki emirleri doğru bir biçimde okuyamadılar.. 
Tanrı, kendi adının boş yere tekrarlanıp durmasını emrediyor, diye okudular ve yaptıkları her şeyi Tanrı adına yaptılar.. 
Tanrı, yalan söylemeyi emrediyor, diye okudular ve inançsızlara karşı yürüttükleri kutsal savaşta, imzalamış oldukları neredeyse bütün anlaşmalara ihanet ettiler..  
Tanrı, çalmayı emrediyor, diye okudular ve kendilerine günahlarının affedileceğinin ve ebedi kurtuluşa ulaşacaklarının garantisini veren Papa’nın kutsamasının yanı sıra göğüslerindeki haç işaretinin koruması altında Doğu’ya doğru doğru ilerlerken önlerine ne çıkarsa yağmaladılar. 
Tanrı, şehvetli yiğitler yaşamayı emrediyor, diye okudular ve “Tanrı’nın askerleri”, bu görevi sadece İsa’nın Ordusu’yla birlikte giden sayısız profesyonel ile değil, ayrıca ganimetin bir parçasını oluşturan inançsız tutsaklarla da yerine getirdiler..
Ve Tanrı öldürmeyi emrediyor, diye okudular ve önlerine çıkan yerleşimlerdeki halkın tamamını, çocukları da unutmadan, komple kılıçtan geçirdiler. Dinsizler tarafından kirletilmiş bu toprakları arındırmanın bir Hristiyanlık görevi olduğuna inanarak ya da ordunun ilerleyişini aksatan esirlerin kellelerini uçurmaktan başka çaresi olmayan Aslan Yürekli Richard örneğinde olduğu gibi, sadece zorunluluktan ötürü yaptılar bunu..
“Yürürken kan sıçratıyorlar,” demişti şövalyelerden biri !..

1217-1221 yılları arasında yapılan 5. Haçlı Seferii sırasında, Haçlılar Mısır’ın Damieta (Dimyat) şehrini kuşatmışlardı. 1219 yılında, tam kuşatmanın ortasında, rahip Francesco ordusundan ayrıldı ve tek başına, yalınayak düşman kuvvetlerine doğru yürümeye başladı..
Rüzgar toprağı süpürüyor ve sanki topraktan filizlenmiş gibi toprağı seven, gökten düşmüş bu cılız “meleğin” toprak rengi tuniğine çarpıyordu.. 
Daha uzaktayken geldiğini gördüler. Sultan El-Kamil’le barış için konuşmaya geldiğini söyledi !.. 
Francesco hiç kimseyi temsil etmiyordu, ama surların kapısı açıldı. 
Hristiyan kuvvetleri ikiye bölünmüştü : Yarısı rahibin bir deli olduğunu düşünürken, diğer yarısı tam bir aptal olduğuna inanıyordu.. Kuşlarla konuşması zaten herkesin dilindeydi ; kendisine “Tanrı’nın Ozanı” dedirtiyordu ; gülmeyi salık veriyor ve kendisi de hep gülüyordu ve rahiplere hep tavsiye ediyordu : “Üzüntülü, asık suratlı ve ikiyüzlü görünmekten kaçının..”
Assisi köyündeki bostanında bitkilerin kökleri yukarı gelecek şekilde tersine büyüdükleri anlatılıyordu. Ve biliniyordu ki, o herkesin tersine düşünüyordu. Kralların ve Papaların savaşları, tutkuları ve yaptıkları ona göre sadece servet kazanmaya yarıyordu, gönülleri kazanmaya değil.. Nitekim Haçlı orduları Müslümanlara boyun eğdirmek için oluşturuluyordu, onları kazanmak için değil.. Merak ettiği için ya da kim bilir hangi nedenle, sultan onu kabul etti..
Hristiyan ve Müslüman karşı karşıya silahları değil, kelimeleri çarpıştırdılar. Uzun diyalog boyunca İsa ve Muhammed bir konu üzerinde uzlaşmadılar ama birbirlerini dinlediler..

İmadeddin el-İsfahani, Sultan Salaheddin’in sağ koluydu. Ayrıca çok şatafatlı bir şairdi.. 1189-1192 yılları arasında yapılan Üçüncü Haçlı Seferi sırasında, “İsa’nın Savaşçıları”na eşlik eden 300 Fransız fahişeyi Şam’da şöyle betimleyecekti :
“Hepsi sınır tanımayan zinacılardı, gururlu ve alaycıydılar, alıyorlardı ve veriyorlardı, vücutları güzeldi ve günahkardılar, hoştular ve fingirdektiler, sıradan ama soyluydular, hayat doluydular, tutkuluydular, süslü püslü ve boyalıydılar, arzu uyandırıyorlardı, beğeniliyorlardı, heyecanlandırıyorlardı, çekiciydiler, kalp kırıyor ve gönül alıyorlardı, kırıyor ve yeniden yapıyorlardı, kaybediyor ve buluyorlardı, çalıyor ve teselli ediyorlardı, son derece tahrik ediciydiler, bitkindiler, arzulanan ve arzulayandılar, yitirilen ve yitirendiler, değişkendiler, deneyimliydiler, büyüleyici, sevgi dolu, yeniyetmeydiler, cömertiler, sevgiliydiler, tutkuluydular, utanmazdılar, geniş kalçalı ve uzun boyluydular, etli butluydular, genizden konuşurdular, siyah gözlüydüler, mavi gözlüydüler, gri gözlüydüler. Ve biraz sersemdiler..”

EDUARDO GALEANO’NUN “AYNALAR / NEREDEYSE EVRENSEL BİR TARİH” ADLI KİTABINDAN DERLENMİŞTİR..

Leave a reply:

Your email address will not be published.