69) YAVRU VATAN !..

   

   Şu bizim “delikanlı” başbakanımızın gündem değiştirmekteki becerisine hayran olmamak elde değil.. Bir operasyon başladığı zaman, bakıyor ki ortalık toz duman oluyor ; hemen bir demeç patlatıyor ve bütün medya, simit parçasına atlayan martılar gibi bu yeni olayın üzerine saldırıyor !.. Gerçi son operasyon futbola yapıldığından ve yurdum insanı da “topçu” olduğundan, bu defa gündemi değiştirmek için ortaya atılan Kıbrıs konusu tam başarılı olamadı…
   Kıbrıs.. Yavru vatan.. Topu topu 9.251 kilometrekarelik, güney kıyılarımıza 65 km. uzaklıkta, Akdeniz’in ; Sicilya ve Sardunya’dan sonra üçüncü büyük adası.. Adada, Rumların Türklere karşı % 71’e  % 29 gibi bir nüfus üstünlüğü var. Fakat Rumlar kiminle top koşturduklarını bilmiyorlar.. Eski futbolcu başbakanımız, Türkiye’de evlilere uyguladığı üç çocuk barajını, yavru vatanda dörde çıkararak kısa zamanda bu ezici üstünlüğü bertaraf edecektir !..
   Bu ada tarih boyunca bize hiçbir şey kazandırmamış, tam aksine çok şey kaybettirmiş.. Zaten benim şahsi kanım o ki, Türkiye’nin belini büken olaylardan ikisi PKK ile mücadele ve Kıbrıs’tır..
   Kıbrıs, çeşitli dönemlerde beş kere Mısır istilasına uğramış.. Bunun dışında sırasıyla ; Hitit, Fenike, Asur, Pers, Makedonya, Roma, Doğu Roma, Emevi, Tapınak Şövalyeleri, Kudüs Kralı, Ceneviz, Memlukler ve Venedik’ten sonra Osmanlılar..
   Başlarda fazla değer vermemişiz bu adaya. Deniz ticaretini fazla sevmeyen bir ırk olarak, neredeyse Akdeniz’ in tamamı elimizdeyken bile almak için uğraşmamışız. Adanın belli başlı ürünlerinin sadece şeker ve tuz olmasının bunda payı vardı herhalde ..
   Kanuni Süleyman, dokuz gemiye bindirdiği İstanbul’un tüm hayat kadınlarını Kıbrıs’a göndermiş !.. Aynı olayı oğlu Selim de tekrarlamış… Amerika ve Avustralya kıtalarının keşfinden sonra buralara ilk önce suçluların gönderilmesi gibi.. Zamanımızda casinoların Türkiye’de yasaklanıp, oraya sürülmesi gibi..
   2. Selim’in hırslı bir dostu varmış o zamanlar.. “Büyük Dük” Josef Nassi.. Şehzadeliğinden başlayarak, padişahlığı zamanında da, verdiği armağanlarla, haraçlarla onu iyice avucu içine almış. Ayyaşlığı ile ünlü olan sultana Kıbrıs’ın en güzel şaraplarını  tanıtan da oymuş.. Mütevazı bir isteği varmış : Kıbrıs Kralı olmak !..  Venedik’te 1569 yılında çıkan tersane yangınında bile onun parmağı olduğunu yazar tarihçiler..
   Aslında Müslümanların Kıbrıs’ı ilk fetih girişimleri Halife Hz. Osman zamanında olmuş. Suriye Valisi Muaviye’nin ısrarı ile yapılan bu sefer sonucunda, Kıbrıs vergiye bağlanmış. Bu seferde Hz. Peygamber’in süt halası Ümmü Haram da şehit düşmüş. Türbesi bugün Kıbrıs Rum kesiminde, Larnaka şehrinin dışındadır ve “Hala Sultan Tekkesi” olarak anılır. Osmanlı gemileri Kıbrıs önlerinden geçerken bu türbeyi top atışlarıyla selamlarmış…  
   Vezirlerden Lala Mustafa Paşa da istiyormuş bu adayı fethetmeyi. Ama güçlü Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa istemiyormuş. Çünkü hem Venediklilerle arası çok iyiymiş ; hem de eğer fetih başarılı olursa sadrazamlığı Lala Mustafa Paşa’ya kaptırmaktan korkuyormuş..
   1570 yılında, Mısır’dan İstanbul’a şeker ve pirinç getiren bir gemi, Kıbrıs’ta barınan korsanlarca ele geçirilir.. Ardından 2. Selim Venedik’ten bir talepte bulunur.. Müslüman hükümdarların eski mülkü olan ve Mekke’ye giden hacıların yolu üstünde bir engel olan Kıbrıs Adasının devrini istemektedir.. 27 Mart 1570’de Venedik’ten gelen bir haberci, Konsey’in, İstanbul hükumetinin talebini 199’a karşı 220 oy ile geri çevirdiği haberini getirir.. Siyasi ortam artık hemen hemen hazırdır. Adadaki mescit ve medreselerin bakımsızlıktan harap vaziyette olmaları da dini açıdan bir fetva çıkmasını sağlar…
   1570 yılı Temmuz ayında, serdarlığını Lala Mustafa Paşa’nın, komutanlığını Piyale Paşa’nın yaptığı, 300 gemi ve 60.000 askerle başlayan fetih harekatı, 1571 yılı Ağustos ayında bitmiş.. Yaklaşık elli bin kişinin şehit olduğu bir harekat..
   Önce Lefkoşa merkezli bir beylerbeylik oluşturulmuş. İlk beylerbeyi de Muzaffer Paşa olmuş. Adaya 8.000 kadar bir asker bırakılmış.
   Osmanlı bu ilhaktan hiçbir şey kazanmamış. Hazine, tüm feodal mülklere el koymuş olmasına rağmen, gelirler ancak 200.000 altını buluyormuş ve Divan-ı Hümayun her yıl, idarenin savunma için gerekli harcamaları yapmasını sağlamak için 70-80.000 altın göndermek zorunda kalıyormuş. Bu işten elde edilen tek kazanç, Doğu Akdeniz’in kesin hakimiyeti olmuş..
   Fethedildiğinde adada perişan durumda 120.000 Rum varmış.. Önce, savaşta Venediklilere yardım eden 300 kişi Antalya’ya yerleştirilmiş ; sonra da önemli sayıda Türk, ağırlıklı olarak iç ve güney Anadolu’dan, getirilerek adaya yerleştirilmiş. Bunun için, her on haneden birisinin göçe zorlanması konusunda bir ferman çıkarılmış. 1572-1580 arasında 8.000 hane, yaklaşık 40.000 kişinin geldiği yazılıdır kayıtlarda..Gelenler Rumlardan toprak almamış, boş topraklara yerleşmişler.. Bunların bir kısmı sonradan iklim şartlarını beğenmeyip geri dönmüş. Buna karşılık 18. yüzyıl başlarında Anadolu’da çevreye zarar veren bazı aşiretler de gönderilmiş. Bu göçler sonucunda nüfus 360.000’e yükselmiş…
   Savaşsız teslim olduğundan Girne, bazı vergilerden muaf olmuş. Fetih sonrası, Kıbrıs’taki Türklerin yerleşmeleri için iki yıl vergi muafiyeti konmuş.. Askerlerin gideri, adanın gelirlerinden fazla tutuyormuş !..  
   Bunca şehit kanı ile sulanan ada, 1878 ‘de yıllık 92.000 altın kirayla İngiltere’ye verilir !.. 1914 yılında ise kiracı mülke el koyar. Çünkü 1. Dünya Savaşında yanlış müttefik seçmişizdir… Sonra da 1960 yılına kadar sürer İngiliz egemenliği… Seçimler yapılır, Rum cumhurbaşkanı ve Türk yardımcı ile bir cumhuriyet kurulur..
   Cumhuriyet ilanından önce birçok olay yaşanır adada. ENOSİS, yani Yunanistan ile birleşmek istemektedir Rumlar.. Katliamlar yapılır, saldırılar, yağmalamalar, cinayetler, resmen bir terör .. Olayların büyümesi üzerine İngiltere 1955 yılında Londra’da bir konferans düzenler. İktidarda olan DP’ nin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu katılır bu konferansa.. Ve aniden “garip” bir olaylar silsilesi başlar… Önce Fatin R. Zorlu Londra’dan bir mesaj geçer.. “Haklarımızda ne dereceye kadar ısrar edeceğimizi göstermek üzere, aktif hareket için, ilgililere verilecek bir emir pek faydalı olacaktır..” Akabinde 6 Eylül 1955 sabahı, bir tek Hürriyet’in manşetinde, Ata’ nın evine Yunanlıların bomba koyduğu haberi çıkar !.. Daha sonra ise İstanbul’un çeşitli semtlerinde, hemen hemen aynı saatlerde, bir halk hareketi başlar.. Yunanlılara ait evler, iş yerleri, kiliseler ve mezarlıklar, yağmalanır, tahrip edilir.. Ölümler, yaralanmalar, sokaklara saçılan mallar vs… Olayların başlamasında bir “düzen” olduğu izlenimi vardır herkeste.. Polis önceleri ilgisiz, sonra da çaresiz kalır.. Olay 7 Eylül gecesi, ordu birliklerince bastırılabilir. Sıkıyönetim ilan edilir ve suçlu hemen bulunur : Komünistler ve solcular !… Birçok kişi hapse atılır ve aylarca boş yere yattıktan sonra aklanarak çıkarlar. Bunca olaydan sonra hükumetten tek bir istifa olur : İçişleri Bakanı Namık Gedik…
   1960 darbesinden sonra, Yassıada Adalet Divanı ; Celal Bayar, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Namık Gedik’i suçlu bulur. DP gençlik kolları örgütünü de, olayların başlamasındaki rolleri yüzünden suçlar.. Yunanistan’da da garip olaylar olmaktadır o sırada.. Ata’nın evine bomba koyma suçu ile birkaç Türk tutuklanır, yargılanıp hapise atılır.. Sonra da hapisten çıkıp Türkiye’ye dönen şahıslardan birisi vali bile olur !..
   1974 yılında Marmaris’e tatil için gittiğimiz bir Temmuz ayında, “Ayşe” nin de tatile çıktığını öğrendik !.. O zamanki Ecevit hükumetinin dışişleri bakanı olan Turan Güneş’in kızının adı, bir askeri harekata verilmişti.. Harekatın başladığını, “Ayşe tatile çıktı” diye bildirmişlerdi…
   Sonra Amerika’nın ambargosu, Ecevit’in düşürülmesi, 1980 darbesine doğru yol taşlarının döşenmesinin hızlandırılması…Bir de bir gerçek var.. Oranın gerçek yerlisi olan Türklerin kozmopolit tipler olması, hatta İngilizleri bile bizden daha fazla sevmeleri.. Osmanlı zamanında fetih sonrası 8.000 asker bırakmışız, şu anda 40.000 Türk askeri var… 1949 yılında adada sadece 20-25.000 Türk ve 300 cami varmış. Bugün ise 300.000 Türk ve 180 cami var !..
    Bir gerçek daha var .. Otel ve casino dışında oraya ne verebildik ? Yahut vermeli miydik ? Bunca olay ve bunca akıtılan paradan sonra “Yes be annem” sözünü duymak can sıkıcı bir şey değil mi ?  Ama işleri zor !.. Bir açılım da oraya patlatacak RTE ve onlar da “yes be anne” lerini de alıp gidecekler evlerine !..
   Ne diyeyim, hadi hayırlısı !…

Leave a reply:

Your email address will not be published.