688 ) “LA TURCA”DAN “LA DOLCE VITA”YA !…

    

Sene 1958.. Roma.. Amerikalı milyarder Peter Howard (üstte solda), kontes sevgilisinin doğum günü için Rugantino gece kulübünü kapatmıştı. New Orleans Jazz Band çalıyordu. Konuklar arasında prensler, baronlar, Holywood efsanesi Tyrone Power, Elsa Martinelli, Anita Ekberg, usta yönetmen Federico Fellini vardı.. İran havyarı yerlere saçılıyor, Fransız şampanyası su gibi akıyordu. Eski Mısır Kralı Faruk da davetliydi. Evsahibi milyarder, tahtından altı yıl önce ayrılmak zorunda kalan 38 yaşındaki sabık krala sürpriz yapmak istedi. Rugantino’nun sahibi Romolo’yu yanına çağırdı, “Faruk oryantale bayılır, gidin dansöz getirin, en iyisini bulun” dedi. Saatler gece yarısı ikiyi gösterirken, “La Turca” getirildi..
Asıl ismi, Hermin Arslanoğlu’ydu (üstte sağda). İstanbullu bir Ermeni kızıydı. Henüz on beş yaşındayken sahneye çıkmış ; Zennube, Özcan Tekgül, Aysel Tanju, Necla Ateş gibi şöhretli oryantaller arasına girmişti. Paris, Kahire, Beyrut turnelerine götürülürdü. Türkiye’den taşınmış, dünya jet sosyetesinin eğlence merkezi haline gelen Roma’ya yerleşmişti. “Ayşe Nana” ismini kullanıyordu, “La Turca” diye tanınıyordu..
Apar topar getirildiği için yanında kostümü yoktu. Ama, hiç sorun değildi. Partinin alkol seviyesi iyice yükselmişti.” Olduğun gibi dans et” dediler. Beyaz tenli, uzun siyah saçlı, ince belli kadın, ayakkabılarını fırlattı, yalınayak ortaya çıktı, eteklerini sıyırdı.. Vücudundan seksapel fışkırıyordu, emredici bir ifadeyle, “yere halı serin” dedi. Tüm konuklar, masaların ortasındaki avuç içi kadar küçük yuvarlak pistin etrafında toplanmıştı. Roma imparatorluk hanedanından Prens Hercolani, ceketini çıkardı, halı serer gibi, piste attı. Peşinden, diğer centilmenler… Nana’nın ayaklarının altında, yüksek sosyetenin ceketlerinden bir halı oluşmuştu !..

   

Ritmik hareketlerle kıvrılmaya başladı. Yırtıcı bakışlarıyla etrafını süzüyor, büyülenmiş bakışlarla seyrediliyordu.. İşte her şey o anda oldu.. Evsahibi Amerikalı, “üzerindekileri çıkar !” diye bağırdı.. “La Turca” ağır ağır dans ederken elbiselerini çıkardı, iç çamaşırlarıyla kaldı. Ok yaydan çıkmıştı artık. Amerikalı bu sefer, “sutyeni de çıkar” diye bağırdı. Rugantino kulübü coşku çığlıklarıyla inlerken, Ayşe Nana kopçayı açıverdi..
Herkes kendinden öyle geçmişti ki, gazeteci Tazio’nun şakır şakır deklanşöre bastığını kimse fark etmemişti. Aslında, bu tür prestijli kulüplerin kapısında “goriller” beklerdi, içeri gazeteci alınmazdı. Ama, deneyimli magazin muhabiri Tazio Secchiaroli (altta solda 1958’de ve sağda) her nasılsa içeri sızmış, kimseye çaktırmadan tam yedi kareyi ölümsüzleştirmişti..

    

Girdiği gibi, süzülerek çıktı dışarı, atladı “Vespa” motosikletine, doğru “L’Espresso” dergisine.. Yazıişleri müdürleri banyodan çıkan fotoğrafları görünce tırnaklarını yemeye başladılar. Şahaneydi ama, bunları nasıl yayımlayacaklardı ? O dönemde, çıplak kadın fotoğrafı basmak, nükleer füzenin ateşleme düğmesine basmak gibi bir şeydi !..Vatikan ayağa kalkardı. Düşündüler, taşındılar, göğüs uçlarını beyaz boyayla kapatarak yayımladılar..
Yer yerinden oynadı !.. Tiraj rekoru kırılmıştı ama, İtalya ayağa kalkmıştı. Nana’nın çıplak fotoğraflarını gören Katolik yobazlar akın akın kiliselere koştu, “kirlenen gözleri için” günah çıkarttılar !.. Papalık makamı kaşlarını çatarak resmi açıklama yayınladı, “bu skandalın asla kabul edilemez” olduğunu ilan etti. Ayşe Nana hedef haline gelmişti, “linç” ediliyordu. Roma polisi tarafından “izinsiz çalışmak ve müstehcen gösteri yapmak” suçuyla gözaltına alındı. Sınır dışı edilmesi isteniyordu.. Amerikalı milyarder Peter Howard tarafından kefaleti ödendi, serbest bırakıldı. Ama hayatı mahvolmuştu.. Sokağa bile çıkamıyor, her görüldüğü yerde yuhalanıyordu.. O gecenin bütün faturası ona kesilmiş, aforoz edilmişti. Kariyerinin zirvesindeyken, iş bulamaz hale geldi. “İtalyan halkından özür dilerim, Katolik kültürüne saygım sonsuz, hatta Katolik olmayı düşünüyorum” bile dedi ama, nafile.. Affedilmedi. Sadece 38 koltuğu olan daracık bir salonda erotik danslar sergileyerek hayatını sürdürmeye çalıştı. Ve 2014’de, 78 yaşındayken, küskün bir şekilde vefat etti..

Gel gör ki ; bu talihsiz güzel kadın, o gecenin konuklarından Federico Fellini’ye esin kaynağı olmuştu.. Beş defa Oscar ödülü kazanan, usta yönetmen Fellini, o geceden yola çıkarak, “La Dolce Vita / Tatlı Hayat” filmini çekti..  
Film büyük infial yarattı. Fellini de Ayşe Nana gibi saldırıya uğradı, Vatikan’ın baskılarına maruz kaldı, sansürlenmeye çalışıldı, hakkında davalar açıldı.. Umursamadı hiçbirini ve iki yıl sonra, 1960′da vizyona soktu..
Başrollerinde Anita Ekberg ile Marcello Mastroianni oynuyordu. Ayşe Nana’yı Nadia Gray canlandırmıştı. Gazeteci Tazio rolünde, Walter Santesso vardı. Gazetecinin filmdeki adı “Paparazzo” idi.  
“La Dolce Vita” filmindeki bu “Paparazzo” adı döndü dolaştı, bu tür sansasyonel fotoğrafları çeken gazetecilerin ortak sıfatı oldu : “Paparazzi” !..
Evet, Fellini’ye ilham veren, Ayşe Nana idi ; Ayşe Nana’nın çıplak fotoğrafını çeken gazeteci ise, paparazzilik mesleğinin miladı oldu.. 

YILMAZ ÖZDİL’in “Kadın” adlı kitabından derlenmiş bir yazıdır..

    

Leave a reply:

Your email address will not be published.