687 ) “BASIN”, AMA ÜZERİNE BASMAYIN !..

Basının kaynaklarını araştıranların bulgularına göre, haberlerin günlük olarak yazılıp dağıtılması Çin’de M.Ö. 202 yılında Han Hanedanı döneminde başlıyor. Önemli haberler yazılıp resmi görevlilere dağıtılıyor. Avrupa’da ilk uygulama ise MÖ 59 yılında Roma’da ortaya çıkıyor. Orada da her gün önemli haberler hükumet tarafından Roma Forumu’na katılanlara gönderiliyor. Bu uygulama M.S.222 yılına kadar sürüyor. “Acta Diurna” (günlük olaylar) adı verilen bu bültenlerde (altta) siyasal gelişmeler, davalar, skandallar, askeri harekatlar gibi konular yer alıyor. Yani magazin basının kökleri de anlaşılan o tarihlere kadar gidiyor..

Gerçek anlamda, haberleri ve yorumları halk kitlelerine ulaştıran ilk basın örneklerine matbaanın 1450 yılında Gutenberg tarafından icadından kısa bir süre sonra rastlanıyor. Örneğin Kristof Kolomb’un keşifleri 1493 yılında Barcelona’da haber bülteni şeklinde halka duyuruluyor. Amerika kıtasında ilk basın duyurusu örneğine 1541 yılında Meksika’da rastlanıyor. Konusu, o sıralarda yaşanan bir deprem.. 
Venedik’te 16. yüzyılda yayınlanan haber bültenlerine “avisi” veya “gazette” deniliyor. O bültenlerde İtalya ve Avrupa’yla ilgili siyaset ve savaş haberleri yer alıyor. Basılı gazetelerin ilk örneklerinden biri 1609 yılında Strasbourg’da yayınlanan “İlişkiler” başlıklı Almanca bir gazete (altta). 

Bunu bir yıl sonra İsviçre’nin Basel şehrinde yayınlanan bir gazete izliyor. Daha sonra da Frankfurt, Viyana, Hamburg, Amsterdam ve Berlin’de gazeteler yayınlanmaya başlıyor. İngiltere’de ilk gazete 1621′de yayınlanıyor. 
Fransa’nın ilk gazetesi ondan on yıl sonra yayın hayatına atılıyor. 
İşin ilginç tarafı, ilk gazetelerde yayınladığı ülkeler hakkındaki iç haberlere rastlanmıyor, sadece başka ülkelerde olup bitenler yer alıyor !.. Belli ki, hükumetlerin kendi ülkelerinde olup bitenlerle ilgili eleştirilere göstereceği tepkilerden çekiniliyor. Gazetenin yayınlanması izne tabi. Resmi makamlara yönelik en küçük bir eleştiri kapatılma sebebi oluyor..
Bu durumun ilk istisnası İngiltere’de 1640′lı yıllarda, Cromwell’in cumhuriyeti kurma aşamasında yaşanıyor. O ortamdan yararlanan gazeteler iç haberleri de vermeye başlıyor. O koşullarda İngiltere’ye basın özgürlüğü gelmiş sayılabilir mi acaba ?.. Pek sayılamaz, çünkü Kral I. Charles’ın idamından sonra iktidarı ele geçiren ve tarihteki tek İngiliz Cumhuriyetini kuran Cromwell, basın üzerinde büyük bir baskı uygulamaya başlıyor. Yayınlanmasına izin verilen sadece birkaç gazete var. O devirde cumhuriyetin kurulması gerçek bir demokrasinin yerleştiği anlamına gelmiyor. Kısa bir süre için de olsa krallık devrilmiş ama özgürlük henüz gelmemiş. Bunun için 1688′e kadar beklemek gerekecek. Ancak o tarihten sonra iktidarı eleştiren yazılar yayınlanabiliyor..
Basın özgürlüğü fikirleri de o tarihlerde gene de İngilizlerden çıkıyor. John Milton, “Areopagitica” adlı eserinde basın özgürlüğünü savunuyor. 

Basında özgürlük havası yayılmaya başlıyor ama gene de eleştirileri dolayısıyla hapse atılan gazeteciler var. Bunlardan biri hapis cezasından sonra Amerika’ya sürülen Benjamin Harris. Bu cesur gazeteci Amerika’nın ilk gazetelerinden birini çıkarıyor. Ancak o gazetenin ilk sayısı aynı zamanda son sayısı oluyor !. O devir Amerika’da hala İngiliz kolonilerinin bulunduğu devir. Harris, İngiltere’ye karşı Katoliklerin komplo yaptıkları yolunda sansasyonel bir haber yayınlayınca büyük tepki oluşuyor ve gazete kapatılıyor..
O dönemdeki gazeteler sömürge makamlarını rahatsız edecek haber ve yorumlar yayınlamaktan özenle kaçınıyorlar. İngilizce’de “Kral daima haklıdır” sözü herhalde o zamanlardan kalma.. 
Gazetelerin dikkatli davranmak zorunda kalmaları sebepsiz değil. Gene Boston’da 1721 yılında yayınlanmaya başlayan başka bir gazete olan “The New England Courant”ın sahibi James Franklin, hükumetin halkı korsanlara karşı yeterince koruyamadığını yazınca hemen yargılanıp hapis cezasına çarptırılıyor. Amerikan basın tarihinde başka ilginç örnekler de var. 24 Nisan 1704 tarihinde, yani Amerika’nın bağımsızlığından 72 yıl önce yayın hayatına atılan, Kuzey Amerika’nın ilk gazetelerinden “The Boston News-Letter”ın büyük ölçüde İngiliz hükumetinin finansmanıyla yayınlandığını görüyoruz. Paranın kaynağını elinde tutan hükumet, kuşkusuz gazetenin yayın politikasını da yönlendiriyordu..

Amerika’da basın özgürlüğünü kısıtlama girişiminin ilk örneklerinden biri 1734-1735 yıllarında New York’ta yaşandı. O yıllarda New York Valisi William Cosby aleyhindeki yolsuzluk iddialarını yayınlayan ve kuvvetli eleştirilerde bulunan gazeteci John Peter Zenger yargılanarak 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. O tarihlerde bile bir gazetecinin 8 ay hapis cezası alması tepkiyle karşılanıyordu. Oysa daha Amerika bağımsız olmamış, dolayısıyla düşünce özgürlüğünü güvence altına alan Amerikan Anayasası da doğal olarak kaleme alınmamıştı. 
Zenger’in avukatı Andrew Hamilton duruşmada şunları söylüyor
Ülkemizin yasaları yazılı ve sözlü olarak keyfi yönetime karşı çıkma hakkını bize veriyor. O yüzden gazeteci Zenger’i mahkum edemezsiniz. 
Bu savunmayı dikkate almayan mahkeme mahkumiyet kararında ısrar ediyor, ancak jüri savunmayı geçerli bularak Zenger’i beraat ettiriyor. Yani o tarihte eleştiriye tahammül edemeyen yönetimler ve onların suyundan giden yargıçlar olsa da, jüri sistemi adaletin yerini bulmasını sağlayabiliyordu..

Bağımsızlık savaşına giden yıllarda Amerika’da basın yaygın bir propaganda aracı olarak kullanıldı. 1740 yılında İngiliz sömürge idaresinin gazetelere vergi uygulama kararı alması şiddetli tepkilere yol açtı. Bağımsızlık savaşının başladığı 19 Nisan 1775′te Amerika’da 37 gazete yayınlanıyordu. Bu karara uymayan 8 gazete kapatıldı.Diğer gazeteler siyah başlıklarla bunu protesto ettiler. Basına baskı vardı..
Amerika bağımsızlığını kazandıktan, modern demokrasilere örnek sayılan, insan haklarına, özgürlüklere saygılı bir anayasa kabul edildikten sonra basın ve ifade özgürlüğü tam olarak sağlanabildi mi ?.. Amerikan başkanları basın özgürlüğüne her zaman saygı gösterdi mi ?..
İlk Başkan George Washington, basında çıkan yalan haberlerden çok rahatsızdı. Basından gelen eleştirileri “ahlaki değerlere saldırı” olarak nitelendiriyordu. Hatta başkanlığı sona erince yayınlayacağı veda mesajında basına yönelik sert eleştirilere yer vermiş, ancak son dakikada Başkan Yardımcısı Alexander Hamilton’un önerisiyle bu bölümü metinden çıkartmıştı. Washington’un tepkisi bugün de bazı siyasetçilerin basına gösterdikleri tepkiye çok benziyor..

O zamandan beri pek çok siyasi lider basını yalan haber yazmakla, gerçekleri görmemekle suçlamıştır. Bu suçlamalar çoğu zaman aynaya kızmak gibi olmuştur. Basını başka amaçlarla bir mücadele aracı olarak kullanmak isteyen gazete sahipleri ve yazarlar bir yana bırakılacak olursa, gerçekleri yazmayan, halkı aldatmaya çalışan gazeteler kısa süre içinde güvenilirliklerini kaybetmişler ve okunmaz olmuşlardı. Hitler döneminde bütün basın Nazi Partisi’nin eline geçtikten sonra gazeteler halkın büyük bir kesimi tarafından okunmaz olmuş ve tirajları düşmüştü. O nedenle bilinçli olarak yalan haber yazmayı, ucuz propaganda yapmayı adet haline getiren gazetelerin uzun vadede basın piyasasında tutunmaları mümkün olamıyor..  

Leave a reply:

Your email address will not be published.