683 ) BÜYÜK BEYAZ FİLO !..

    

16 Aralık 1907′nin serin ve bulutlu sabahında, o güne kadar tek bayrak altında toplanan en güçlü savaş gemileri filosu, görkemli bir geçit töreni için Virginia sahilinde sıraya dizildi. Karada ve ufak teknelerdeki binlerce insan bağrışıp alkışlamaktaydılar. Birçoğu Amerikan bayrakları sallamaktaydı. Bu filonun nereye gittiğinden ise çok azı haberdardı !..
Bando “Ardımda Bıraktığım Kız”ı çalarken 16 savaş gemisi “Mayflower” adlı başkanlık yatının yanından 400 yarda aralıklarla yavaşça süzüldü. Toplamda 14.000 asker ve deniz piyadesi ile çeyrek milyon tonluk silah ve cephane taşımaktaydılar. Hepsi beyaza boyalıydı ve pruvaları altın yaldızlı oymalarla süslenmişti. Beyaz Saray’ın o zamana kadar gördüğü “en hevesli” Deniz Kuvvetleri taraftarı olan Başkan Theodore Roosevelt, heyecanını dizginleyemiyordu..
“Hiç böyle bir filo görmüş müydünüz ?” diye soruyordu “Mayflower”ın güvertesindeki konuklarına, meşhur sırıtışını göstererek.. “Ya böyle bir gün ?. Bunlar hepimizi gururlandırmalı !..”
Roosevelt, başkanlığının büyük kısmını bu gemilerin yapımı için çabalayarak geçirmişti. Onları tüm dünyaya göstermek istiyordu ama sevk edilecekleri patlamak üzere olan bir savaş yoktu. Tipik becerisiyle, onları harikulade bir filoda toplayarak uzun bir yolculuğa yollamaya karar verdi. Kısa sürede tanınan adıyla, “Büyük Beyaz Filo”, Virginia’dan güneye yol alacak, Karayipler’deki limanlara uğrayacak Orta Amerika’nın her iki kıyısı boyunca seyredecek ve nihayet Kaliforniya’da demir atacaktı..

Filo, korkutucu bir savaş gücünü temsil ediyordu, ancak sırf bir savaş silahı olmaktan daha ötedeydi. 20. yüzyılın ilk 10 yılında Amerika’nın hayal gücünü ele geçiren kendine güven ile sınırsız olanaklar fikrini simgeliyordu. Roosevelt bayrağı Trinidad, Brezilya, Şili, Peru ve Meksika’da göstermenin hoş bir fikir olduğunu düşünüyordu. Ancak bu güzergah onun hırsını tatmin için yeterli değildi. Amerikan gücünün küresel olduğu görüşünde olan ilk başkandı ve “Büyük Beyaz Filo”, bunu dünyaya ilan etmesi için bir vasıtaydı..
Filo Hampton Roads’u terk ettikten birkaç saat sonra, filo kumandanı Amiral Robley Ewans subaylarını çağırıp onlara şaşırtıcı bir haber verdi. Rotaları ilan edildiği gibi olmayacaktı. Roosevelt gerçek planı ona, yola çıktıktan sonra açıklaması talimatını vermişti. Filo gerçekten Orta Amerika’nın çevresinden Kaliforniya’ya seyredecek, ancak orada durmayacaktı. Pasifik Okyanusu’nu geçip Hint Okyanusu’na girecek, orayı da katedip Süveyş Kanalı’ndan geçecek, Akdeniz’in bir ucundan diğer ucuna yol alacak, Cebelitarık’ı geçecek ve ardından Atlantik’i katederek Virginia’ya dönecekti. Bu, kıta etrafında değil, dünya etrafında bir sefer olacaktı..

Plan halkın arasında açığa çıktığında, Roosevelt’i eleştirenler itiraz feryatlarını yükselttiler. Bu kadar muazzam filonun böylesine muhteris bir sefere gönderilmesi nedeniyle büyük ölçüde kışkırtıcı olmakla itham edildi. Bunun yanı sıra, bu sefer, tehlikeli ve pahalıydı da.. Deniz Kuvvetleri Tahsisatları Komitesi’nin yöneticisi Maine Senatörü Eugene Hale gerekli fonları vermeme tehdidinde bulundu. Roosevelt sertçe, ihtiyacı olan paranın zaten kendisinde bulunduğu yanıtını verdi..
“Gelin de geri almaya çalışın !” diye kafa tuttu Hale’e..
Bunu takip eden on dört ay boyunca Amerikalılar heyecanla Büyük Beyaz Filo’nun seferini izlediler.. Birkaç denizcinin Rio de Janeiro’da bar kavgasına karışmaları üzerine gazeteciler, filonun devamlı tehlikenin sınırlarında gezindiği izlenimini vermeye başladılar. Aslında gerçek tam tersiydi. Filonun askerleri ve subayları nereye gitseler dostça karşılanıyorlardı..

Orta Amerika’da şölenler, geçitler, gala baloları ve spor yarışmalarıyla onurlandırılıyorlardı ve Perulu bir besteci onlar için “Beyaz Filo” isimli coşku verici bir marş bile yazdı. Pearl Harbour’da altı gün boyunca egzotik eğlencelerin, yelken yarışlarının ve bu gibi başka tropik zevklerin tadını çıkardılar. Yeni Zelanda’nın Auckland şehrinde Maori dansçıları sanatlarını onlar için icra ettiler. Sidney’de, çeyrek milyon insan tarafından karşılandılar. Avustralya’dan, ABD’nin himayesindeki Filipinler’in başkenti Manila’ya yelken açtılar, ancak kolera salgınından dolayı gemilerde mahsur kaldılar. Ardından Amerikalı strateji uzmanlarının “Pasifik’te kendini göstermeye başlayan rakip” olarak teşhis ettikleri Japonya’ya, Çin’e ; tekrar Filipinler’e ; batıya Seylan’a giderek, nihayet Süveyş’i ve Akdeniz’i geçip, Atlantik Okyanusu’nu da katederek memleketlerine döndüler..  

    

Filo Virginia’daki üssüne 22 Şubat 1909′da, George Washington’ın doğum gününde döndü. Sağanak yağışa rağmen muazzam bir kalabalık karşılamaya gelmişti. Dev gemiler palamar yerlerine yerleşirken bir askeri bando “Memleket Gibisi Yoktur”u çaldı. Döneminin bitmesine iki hafta kalmış olan Başkan Roosevelt, tabii ki oradaydı. Daha sonra, bu olağanüstü seferin, “barış için yerine getirdiği en önemli görev” olduğunu yazdı..
Bu tartışılabilir, ancak Büyük Beyaz Filo’nun dünya turunun gerçekten çok önemli etkileri olmuştu. Deniz Kuvvetleri’ne uzak mesafe lojistiğinde paha biçilmez deneyim kazandırdı. Gemi mühendislerine, yeni nesil savaş gemilerinin geliştirilmesi için yeni bir kavrayış getirdi. Filo uğradığı her ülkede, yöneticileri ve sıradan insanları Amerikan gücüne yeni bir saygı besler halde bıraktı. En önemlisi, bir savaş tehdidinin dahice sahneye konuluşu idi.. Birleşik Devletler’in dünya meselelerinde birincil kuvvet olduğunun ilanı idi.. Büyük Beyaz Filo’yu gören biri bu ulusun ne gücünden ne de hırsından kuşku duyabilirdi..

STEPHEN KINZER’in “Darbe / Hawaii’den Irak’a Amerika’nın Rejim Değişiklikleri Yüzyılı” adlı kitabından derlenmiştir..   

   

Leave a reply:

Your email address will not be published.