671 ) ANKARA’YA SUİKAST İÇİN GELEN BİR CASUS !…

    

İngiliz casuslarının kol gezdiği İşgal İstanbul’unda bir Hintli casus, Mustafa Sagir, Hint Müslümanlarının topladığı milyonlarca altınlık yardımı Anadolu’ya ulaştıracağını söylüyor… Ankara’ya gidip Mustafa Kemal’e bir “kutsal emanet” ile bir mektup sunacağını söylüyor.. İlişki kurduğu kimi Türklere güven vermeyi başarıyor ; hatta, “Türk-Hint Muhadenet (Yardımlaşma) Cemiyeti”nin kurulmasına önayak oluyor..
Bütün bunlardan sonra Mustafa Sagir, İttihatçılar tarafından kurulmuş olan ve Anadolu ile ilişkileri gizlice sürdüren Karakol Cemiyeti’nden güven mektubu almayı becerdi. İnebolu’ya geçti. Orada kendisini Erkan-ı Harb Miralayı (Kurmay Albay) Kemaleddin Sami Bey (sonra Berlin elçisi Kemaleddin Paşa) karşıladı. Çankırı’ya gelişinde de törenler düzenlendi. Ankara’ya vardığında, Türkçe bilmesine karşın, Bahriye Mülazım-ı Sanisi (Deniz Teğmeni) Mehmed Ali Bey, tercümanlığını yapmak ve özel hizmetlerini yerine getirmekle görevlendirildi..
Ankara’da da törenle karşılanan Mustafa Sagir, Hürriyet Oteli’nin üst katında konuk edildi. Bakanlarla, milletvekilleriyle, gazetecilerle, hemen her kesimle insanla ilişki kuruyor ; Hindistan’da Ankara hareketine yardım için toplanan altınları yakında Ankara’ya getirteceğini söyleyerek güven ve saygı uyandırıyordu..
Mustafa Sagir, Mustafa Kemal Paşa’yı da ziyaret ederek Hintli Benam-ı Alem Ebülfazl Abdülmennan Efendi’nin gönderdiğini öne sürdüğü bir sancak ile bir mektup verdikten sonra milyonlarca altın tutarındaki Hindistan yardımı öyküsünü anlattı ; durumu ve gereksinimleri yerinde görüp bunların hepsinin Müslüman dünyasından karşılanmasına aracılık edeceğini söyledi..
Mustafa Kemal, bu adamdan kuşkulanmıştı. Kısa bir süre sonra onu yargılayacak olan İstiklal Mahkemesi’nin başkanı Topçu İhsan (Eryavuz) Bey, Mustafa Kemal’in şu sözlerini aktarıyor :
Kendileri, evvela İstanbul’a geliyorlar. İngilizler bu seyahatten haber alamıyorlar. Sonra, hayırlı bir tesadüf eseri, İstanbul’daki gizli teşkilatımıza mensup subaylarımızla temas kuruyorlar ; yine hayırlı bir tesadüf, kendisini, bizim teşkilatımızın merkezlerinden birisinin karşısındaki eve misafir ediyor. Biz kendisinin İstanbul’a teşrifini bu yoldan öğreniyoruz. Doğrudan doğruya, İnebolu yolundan Ankara’ya gelmekte tehlike görüyorlar. Bulgaristan’a geçiyorlar, Varna’dan İnebolu’ya doğru yola çıkıyorlar, fakat ilk defa aksi bir tesadüfle, yolda bir Yunan torpidosu kendisini yakalıyor, İstanbul’a getirip İngiliz makamlarına teslim ediyor. İngilizler, Hint Hilafet Komitesi’nin bu ‘çok mühim’ şahsiyetini tanıyamıyorlar ve serbest bırakıyorlar !.. Kendileri de bu defa , doğrudan doğruya İnebolu’ya geçiyorlar. Kemaleddin Sami Bey de bu mühim şahsiyetin yol arkadaşlığını yaparak Ankara’ya getiriyor. Şimdi, bütün bu güzel ‘tesadüflerin’ sonucu, aramızdadırlar. Bu kadar çok ve birbirini takip eden güzel tesadüflere sen ne dersin ?.. 
İhsan Beyefendi, bu zat suspect’tir (şüpheli kişi). Zannediyorum ki neticede mahkemenizin önüne çıkacaktır..

Alınan bir ihbar mektubu üzerine, Mustafa Sagir’in yazışmaları gizlice inceleniyordu. İstanbul’daki Ramiz Bey adına, “İleri” gazetesi yazarlarından Ferid Cavid eliyle mektuplar gönderen Mustafa Sagir, bunlarda havadan sudan söz ediyordu. Bir kimyagerin yaptığı işlemler sonucu, mektuplarda gizli mürekkeple yazılmış bölümler bulunduğu saptandı, bunlar okundu.. Ve casus olduğu anlaşılan Mustafa Sagir tutuklandı..
İstiklal Mahkemesi Başkanı İhsan (Eryavuz) Bey (üstte) şunları anlatıyor :
İlk tahkikatı Polis Müdürlüğü Siyasi Şube Müdürü Mehmetçe Bey yaptı. Mustafa Sagir Efendi, bu kesin ve inkar kabul etmez kanıtlar karşısında suçunu, güç inanılır bir soğukkanlılıkla itiraf etmişti. Fakat hemen anladım ki, bu itirafta da özel amaç varmış. Çünkü dosya bize ulaştığı gün, İstiklal Mahkemesi başkanlığını yürüten benimle ‘özel bir görüşme’ istedi..
Önümde mektupların gizli satırları ve soruşturma dosyasının suçu gün ışığına çıkaran itiraflarını sıralayan dosya, kendisini kabul ettim. Aldığı son mektupta İngilizler kendisine şunları soruyorlardı
“-Şeyh Sünusi Ankara’da mıdır ? Kendisinin orada şeyhülislamlık katına getirileceğini haber aldık, doğru mudur ? Bağdatlı İzzet’ten haber alamadık, kendisi nerededir ? Mustafa Kemal Paşa’nın şoförü hangi millettendir ? Irkı nedir ? Nerelidir ? Ara sıra gezmeye çıktığında hangi yolu izler ? Bindiği otomobilin markası ve modeli, projektörlerinin gücü nedir ?..
Sorular öyle devam ediyordu ki, bunlar ancak bir suikast için gerekebilirdi. Mustafa Sagir, kendisine sorulan bir soru üzerine de, Afgan Emiri’ne uygulanan ve başarıyla sonuçlanmış bir öldürme planını da bizzat hazırladığını söylemişti. Bu deneyimini Ankara’da tekrarlamak için gelmişti. Mektuplar, bu sonuca doğru nasıl güvenli adımlarla gittiğini hiçbir tartışmaya gerek bırakmayacak kadar açıklıkla kanıtlıyordu..

Mustafa Sagir’i yargılayan İstiklal Mahkemesi’nin üyelerinden Kılıç Ali de anılarında, Hintli casusun geçmişi üzerine şu bilgileri veriyor :
1910 yılında Mısır’a gönderilerek orada Mısır milliyetçilerinin durum ve eylemlerini incelemekle görevlendirilmiş. Kendine, oraya Arapça öğrenimine gelmiş bir Hintli Müslüman sıfatı vererek, birtakım yapay ve safça tavırlar takınarak, İstanbul’da yaptığı gibi, Mısır’da da milliyetçilerin arasına girmeyi başarmış ve hatta reisleri Ali Fehmi Kamil ile de dostluk kurarak bunların bütün içyüzlerini ve amaçlarını anlayıp raporla İngiliz hükumetine bildirmiş..
Genel savaşta Hindistan’ın durumu önem kazandığı zaman, oraya gönderilen bu melun adam Genel Vali’nin maiyetinde bir süre çalıştıktan sonra Hindistan Başkanlığı Mali İşler Genel Müdür Lord Radstock’un tavsiyesiyle Genelkurmay İstihbarat Şubesi’nde görevlendiriliyor ve Londra’ya geliyor.. Bu adamın sorgusunda, Genel Savaş (1. Dünya Savaşı) içinde çok önemli roller oynamış ve çeşitli ülkelerin casusluk ve propaganda örgütleriyle uğraşmış olduğu görüldü. Özellikle İsviçre’de görevlendirildiği zaman orada bütün savaş süresince (kendisine) Hint bağımsızlığı için çalışan Hintli bir vatandaş süsü verdiğini, birçok Türk ve Almanı aldatmayı başararak onların felaketine yol açtığını anlamıştık..

İstiklal Mahkemesi 5-6 oturum sonra, 23 Mayıs 1921 günü karara vardı : Mustafa Sagir asılarak idam edilecekti..    
Sanıklardan Ferid Cavid, Hintlinin gerçek görevini eski İstihbarat Komisyonu Reisi Binbaşı Rıza Bey ile TBMM Reisi Mustafa Kemal Paşa’ya bir mektupla bildirdiği için, yaşam boyu kürek cezasına çarptırıldı. 
Mustafa Sagir, Bağdat eski Belediye Başkanı İzzet’in de İngilizler tarafından casusluk amacıyla Ankara’ya gönderildiğini söylemişti. Onunla ilgili kanıt bulunmadığından aklanmasına, davranışları kuşku verici bulunduğundan ulusal savaşın sonuna kadar hükumetçe uygun görülecek bir yere sürgün edilmesine karar verildi. Deniz Teğmeni Mehmed Ali casusluk suçundan aklandıysa da, “kendisinin milli davanın izlenmesi için dirençli bir karaktere sahip olmadığı anlaşıldığından” İstanbul’a geri gönderilmesi kararlaştırıldı..

İstiklal Mahkemesi’nin kararında, yalnızca “casusluk” suçlaması yer alıyordu ve bu, o dönemde idam cezasını gerektiren bir suçtu. Yayımlanan bütün anılarda, Hintli casusun Mustafa Kemal’e suikasta hazırlandığı, bunun için yaşayışıyla ve parayla elde etmeyi düşündüğü yakın çevresiyle (yaverleri vb.) ilgili bilgiler topladığı belirtilmektedir..

Mustafa Sagir, kararın ertesi günü, 24 Mayıs 1921 sabahı Karaoğlan Çarşısı’nda idam edildi..

ALPAY KABACALI’nın “Yakın Tarihimizden Büyük Dönemeçler” adlı kitabından alıntıdır..

Leave a reply:

Your email address will not be published.