668 ) ŞU BİZİM CIA !..

ABD, Türkiye’ye 1950′ye doğru, CHP yönetiminin son dönemlerinde girmiştir. 1950′de seçimi kazanan DP ise, ABD ile “dostluğu” güçlendirmek için elinden geleni yapmıştır. “Küçük Amerika” olma hayalinin yaygınlaşmaya başladığı bir dönemdir bu.. “Komünist Tevkifatı”nın yapıldığı 1951′de George McGhee, Türkiye’ye ABD Büyükelçisi olarak atanmıştır. McGhee, Türkiye’ye Amerikan yardımını sokan kişidir. 1951-1953 yıllarında ABD’nin Ankara büyükelçisi olan bu zat, sonradan ABD Dışişleri Bakanı Dean Rusk’ın “Ortadoğu, Güneydoğu Asya ve Afrika Sorunları Yardımcısı” sıfatını kazanacaktır..
Sözünü ettiğimiz dönem, Türkiye ile ABD’nin “balayı” yaşadığı dönemdir !.. 
O zamanki anlayışa göre Amerika büyük dostumuz ve müttefikimizdir. Bizi Sovyet tehdidine karşı güçlü kolları arasına aldığı yetmiyormuş gibi, yardım elini de uzatmıştır. Bu durumda bütün kapılar ona açıktır !. Ezici çoğunlukla iktidara gelen DP, ABD’nin her isteğine “evet” demesine rağmen, Türkiye’deki CIA, yine de “gayretkeşlik” gösterisinde bulunmaktan kendini alamayacaktır..
Kardeşi Allen Dulles’ı CIA başkanlığına getirten ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles, DP döneminde Türkiye’ye gelir.. Yazar Mehmed Kemal bu ziyareti şöyle anlatır :
Türkiye’ye ayak basmadan bir gün önce, Amerikan Kitaplığında, Amerikan Haberler Merkezi binasında, ve Amerikan Büyükelçiliğinin eski eşya deposunda birer bomba patladı. Bayar, Menderes ve Ankara’nın hem valisi hem de emniyet müdürü olan Kemal Aygün, bomba patlayan yerlerde, bombanın patlamasından birkaç dakika sonra, giyinmiş kuşanmış, baloya gitmeye hazır kılıkta bitiverirler. Teşhis hemen konmuştur : ‘Bombayı komünistler patlattılar !’ Birkaç kuruş kuruş karşılığı yalan söyleme dilenciliği.. Kemal Aygün’ü bugün bulup sormalı : ‘Hala sanıkları bulunmayan bu bombaları komünistler mi, yoksa CIA’in adamları mı patlattılar ? Lütfen doğruyu söyler misiniz ?..’ Söyleyemez doğruyu.. Karnındaki uğultu ve ömür boyu bu yalanlarla yatacaktır..

27 Mayıs harekatından kısa bir süre önce Menderes’in Sovyetler Birliği’ne gideceği açıklanmıştı. Kruşçev’in Türkiye’ye gelmesi de kararlaştırılmıştı. Sovyetler’den önemli ölçüde dış yardım alınacağı ve Türkiye’nin dış politikasında büyük değişiklikler yapılabileceği söyleniyordu. Amerikalılar bu gelişmeleri dikkatle izliyorlardı..
CIA’in Menderes’in devrilmesinde herhangi bir rolü olup olmadığı bugüne kadar açıklanmadı. Buna karşılık, ihtilalden haberli olan örgütün bunu önlemek için kılını bile kıpırdatmadığı, belgelere dayanılarak açıklanmıştır. CIA, Menderes’in baskıcı yönetimi yüzünden Türk Ordusunda kaynaşma başladığını çok önceden haber almış ve Washington’a bildirmişti. İhtilalden bir hafta önce gönderilen telgraflarda olayın yakında gerçekleşeceği belirtilmekteydi.. 
27 Mayıs’tan sonraki “sola açılma”, Amerikan emperyalizminin Türkiye’deki oyunlarını açığa çıkarma çabaları ve protesto hareketleri, CIA’in Türkiye’de “fazla mesai” yapmasına neden olmuştur !..

CIA, Türkiye’deki öğrenci örgütlerine ve sendikalara, özellikle kendi kurduğu, desteklediği ya da denetlediği örgütler aracılığıyla sızmıştır. Mekanizmayı iyi anlatabilmek için, CIA’in “propaganda çalışmaları”na ilişkin kısa bilgiler vermekte yarar var :
CIA’in “Beyaz”, “Gri” ve “Siyah” olmak üzere üç grupta propaganda yaptığı açıklanıyor. “Beyaz Propaganda” ; açıkça ABD hükumetince, yani Amerikan Haberler Merkezi /USIS aracılığıyla yapılan propagandadır. 
“Gri Propaganda” ; propaganda malzemesinin kaynağını ABD hükumeti olarak “göstermeyen” ve kendi malzemeleri imiş gibi yayan kişi ya da örgütler aracılığı ile yapılıyor.. “Siyah Propaganda” ise ; hiçbir kaynağa dayanmayan, “var olmayan” bir kaynağa dayandığı gösterilen, ya da gerçek bir kaynakla ilgili sahte propagandadır..
Propaganda için kullanılan ya da bilgi toplamaya yarayan örgütler üç grupta toplanıyor :
1- Doğrudan doğruya CIA ya da bir başka Amerikan servisince denetlenen ve maddi gelirini doğrudan doğruya CIA’in ya da bir başka servisin sağladığı resmi ya da yarı resmi firmalar, paravan eğitim kuruluşları, bankalar, sigorta şirketleri…
2- CIA’in beslediği örgütler, yayınevleri, dergiler, okullar.. Bunların bir bölümünün geliri de CIA’den elde ediliyor..
3- Çalışanları arasında CIA’in pek çok elemanını barındıran firmalar, dernekler, üniversiteler, hukuk kuruluşları, haber ajansları ve benzerleri..

CIA, genel merkezi Leyden’de olan Uluslararası Öğrenci Birlikleri Koordinasyon Sekreteryası (COSEC) ile, Brüksel’deki Dünya Gençlik Birliği’ni (WAY) kurmuştu. Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı da (TMGT) WAY’in üyesi idi. WAY ile TMGT ve Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) arasındaki ilişkiler yıllarca sürmüştür. Gençlik, dönen oyunları ancak 1967 yılında fark edebilmiştir. O dönemde TMGT Başkanı olan Alp Kuran, WAY’e olağanüstü bir toplantı çağrısı yaparak, şu konuların gözden geçirilmesini istemiştir :
1- CIA’in yeryüzündeki etkinlikleri,
2- Barış gönüllülerinin çeşitli ülkelerdeki etkinliklerinin incelenmesi,
3- WAY’in mali kaynaklarının gözden geçirilmesi,
4- Amerikan Gençlik Örgütü’nün WAY içindeki durumunun saptanması ve gerekirse WAY’den ihracı…

WAY’in 12-19 Mayıs 1967‘de Brüksel‘de düzenlenen 50nci genel toplantısında alınan kararlardan birinde şu cümleye rastlanmaktadır
“WAY Yürütme Kurulu’nun 50. toplantısı, (..) CIA’in her türlü yıkıcı faaliyetini ve gençlik kuruluşlarını etkileme girişimlerini şiddetle kınar. Bütün gençlik komitelerini, kendi ülkelerinin kamuoyunun dikkatini CIA‘in faaliyetine ve diğer her çeşit casusluk hareketine çekmeye davet eder..

Ele geçen bazı belgeler, Türk öğrencilerini etkilemek için CIA’in neler yaptığına küçük bir örnek oluşturmaktadır.. 1968 Temmuz’unda “Yeni İstanbul” gazetesinde yayımlanan belgeler, TMTF eski dış ilişkiler müdürü Deniz Gökkılıç’ın ABD’ye beyin yıkamak için çağrıldığını ortaya koymuştur. Bu belgelere göre, Gökkılıç’ın çağrılma nedeni ve zevkleri, alışkanlıkları, alerjileri ; o dönemin ABD Büyükelçisi Parker Hart, Türkiye’deki ABD Kültür Ataşesi Otto Schaler ve USIS Kültür Bölümü görevilerinden Charles A. Courtney tarafından bir raporla saptanmış, raporun üç nüshası CIA’e, bir nüshası FBI‘a gönderilmiştir. Raporda, Deniz Gökkılıç‘ın ABD’de beynini yıkamak için nasıl bir gezi programı düzenlenmesi gerektiği belirtilmektedir..

CIA, üniversitelere ve öğretim üyelerine de çengel atmıştır. Bu yoldaki etkinliklerinin başlıca üssü de, “Türk-Amerikan Araştırma Merkezi”dir. Bu merkez, 1962 yılında kurulmuştur ve emrinde ABD hükumetince ödenen bir fon vardır. Fuad Köprülü’nün İstanbul’un Akbıyık semtindeki evini satın almış ve burası “esrarengiz” bir yer haline gelmiştir.. Üniversite öğretim üyelerine bazı araştırmalar yaptırarak para ödeyen ve başında CIA görevlileri bulunan bu merkezin etkinlikleri kesinlikle açığa çıkarılamamıştır..

1970′lere doğru CIA’in Ortadoğu’da ve bilhassa Türkiye’deki etkinlikleri yoğunlaşır. İşte tam bu dönemde bir CIA uzmanı, büyükelçi olarak Türkiye’ye atanır : Robert Komer !.. Vietnam’daki “pasifikasyon” (direniş kırma / etkisizleştirme) hareketinde başarı kazanan Komer, daha havaalanında gençlerin protestolarına maruz kalır. Gençler tutuklanır ama protestolar sürüp gider.. ABD, büyükelçisini geri çekmek zorunda kalır. Ancak, her dönem olduğu gibi, kraldan çok kralcı geçinenler vardır Türkiye’de.. Mehmet Şevket Eygi, Amerikan hükumetinin Türkiye’ye bir CIA ajanı göndermesinden daha tabii ne olabilir ki.. Rus casusu gönderecek değildi ya.. demekten kaçınmayacaktır !..

Yine bu dönemde, bir Alman generali intihar etmeden önce basına bazı gizli NATO planlarını göndermiş ve bunları açıklanmıştır. General Horst Wendler’in intiharından sonra Fransa, İngiltere, İtalya ve Batı Almanya’da yayımlanan çeşitli dergilerde açıklanan “Gizli Plan 10/1”e göre ; “CIA örgütü, İstanbul dolaylarında komando ve gerilla birlikleri yetiştirecek gizli bir program hazırlamıştır..”  

“Kurt dumanlı havayı sever” sözünün doğruluğunu kanıtlayan bir dönemdir 12 Mart sonrası.. Kurt izi, it izine karışmıştır. CIA’in bu dönemdeki etkinliklerini, bazı kuruluşlarla işbirliği yaparak işkencelerin ve her türlü yasa dışı hareketin yürütülmesine yardımcı olma yoluyla sürdürdüğü söylentilerini sağır sultan bile duymuştur..
Nisan 1965′de TBMM tarafından onaylanıp yürürlüğe giren ABD ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı mektuplarından sonra, “Barış Gönüllüleri”nin Türkiye’deki varlıkları “meşruiyet” kazanmıştır ama, 1965 yılında 590′a kadar çıkan sayıları 1969′da 171′e düşmüştür. Bu tarihlerde Barış Gönüllüleri’ne halk ve basın büyük tepki göstermiştir. CIA ile ilişki kurdukları, casusluk yaptıkları yolundaki haberler, tepkilerin nedenlerinden biridir.. Genelkurmay da kendi araştırma ve incelemelerinden sonra, Barış Gönüllüleri’nin yurt dışına çıkarılması için 1969 yılında hükumete tavsiyede bulunmuş, konu Parlamento’ya yansımıştır. ABD, sonradan Barış Gönüllülerini çekmek zorunda kalmıştır..  

Türkiye’deki bir Barış Gönüllüsüne ABD’de New Jersey’den, “Rutgers Devlet Üniversitesi” başlıklı bir zarfla gönderilen mektup, bunların aslında “CIA’e gönüllü” olduklarını ortaya koymaktaydı. Mektupta şöyle deniliyordu :
Amerika tarafından sözüm ona geniş baskıya maruz kalmadan sonra Türkiye’nin kendi bağımsızlığına önem vermeye başlaması gibi geniş bir sorunla karşılaştığımız anlaşılıyor (…) Mahalli seviyedeki hükumet ve politika konusundaki izlenimlerinizi çok ilginç buldum. İster Ankara’da, ister gideceğiniz herhangi bir yerde kulak kabartıp izlenimlerinizi bana göndereceğinizi umarım. Bu şekilde bir iki yıla kadar yapacağımız kendi gezimize dek Türkiye’deki işler üzerine bilgi sahibi olmamıza faydalı olursunuz (…) Türk kamuoyu hakkındaki raporlarınızı beklerim !..

Evet, on parmağında yüz marifet !…
Türkiye açısından bin bir türlü tehlike taşıyan bir örgüt : CIA..
Bizler, CIA ile hep iç içe yaşıyoruz !…

ALPAY KABACALI’nın “Yakın Tarihimizden Büyük Dönemeçler” adlı kitabından derlediğim bir yazıdır.. 

Leave a reply:

Your email address will not be published.