662 ) BEBEK DAVASI !..

1960 Mayıs’ında Türkiye ayaktaydı. Meclis’te tahkikat komisyonları kuruluyor, kışlalarda ihtilal için gün sayılıyor, Kızılay’da Başbakan’ın yolu, gençler tarafından kesiliyordu.. 
27 Mayıs sabahı Ankara, “İhtilal başladı,” haberiyle sarsıldı. Ayhan Aydan telaşla telefona sarılıp Başbakan’ı aradı. Menderes’in sesi durgundu. “Yarım saate kadar yola çıkıyoruz,” dedi. Bu, son konuşmaları oldu..
Öğleden sonra Başbakan’ın Kütahya’da tutuklandığı haberi gelince Ayhan Aydan’ın arkadaşları Sağlık Sokak’taki evine koşturdular. Aydan bitik durumdaydı. Çıldırmış halde en yakın arkadaşı Sevim’e, “Ona ne yapacaklar ? Öldürürler mi ?” diye soruyordu. Bu gidişatın nereye varacağını hissediyordu ama çaresizdi..
1960 yazını, Çeşme’de Menderes’in yaptırdığı Plaj Evleri’ndeki yazlığında geçirdi. İlişkileri süresince Menderes kendisine gelen hediyelerin bir kısmını ona vermiş, kendisi de bazı mücevherler hediye etmişti. Ayhan Aydan giderken bunları altın kaplama bir kutuya koyup yanına aldı. Mücevherler arasında üzerinde “A” ve “M” harfleri bulunan bir de altın kolye vardı..
İzmir uçağına binerken, üst baş araması yapılır korkusuyla ayrı oturdular. Gazeteye sarılı mücevher kutusunu Sevim Apaydın taşıdı. “A” ve “M” harfli kolyeyi de o boynuna taktı..

     

Adnan Menderes bir haziran gecesi Yassıada’ya getirildi. Şimdi Türkiye tarihine geçecek bir yargılama süreci başlıyordu. Tahkikatı yürüten Yüksek Soruşturma Kurulu, devrik başbakan hakkında sayısız suçlama çıkardı. Bu suçlamaların her biri, ayrı bir davaya dönüşecekti. Ancak, Menderes’i kamuoyu önünde küçük düşürecek bir davaya ihtiyaç vardı. İşte o zaman “Başvekil’in yasak aşkı” hatırlandı !..
İstanbul Müftüsü, din alimi Ömer Nasuhi Bilmen’den “zina” konusunda görüş istendi. “Zina en büyük günahtır, cezası da recm olmaktır” cevabı geldi. Ancak, Başbakan’ın eşi Berin Menderes şikayetçi olmadığından zina suçlamasıyla ilgili soruşturma Ayhan Aydan’ın ölen bebeğine yöneltildi..
Gayrimeşru doğan bu çocuğun doğumdan sonra eceliyle ölmeyip Başbakan’ın azmettirmesiyle Dr. Fahri Atabey tarafından öldürüldüğü iddiası ortaya atıldı.. Yüksek Soruşturma Genel Kurulu, beş yıl önce ölmüş bir bebeğin ölüm nedenini ispatlamanın tıbbın imkansız olduğu gerekçesiyle dava açılmasına karşı çıktıysa da Milli Birlik Komitesi ısrar etti ve konu Yüksek Adalet Divanı’na geldi..
Tarihe “Bebek Davası” olarak geçecek soruşturma işte böyle başladı. Menderes ilk sorgusunda Ayhan Aydan’la 1950 veya 1951′de tanıştığını, bu tarihten sonra karı-koca gibi yaşamaya başladıklarını söyledi. Çocuğun 1955′de doğduğunu, doğum sırasında kendisinin İstanbul’da bulunduğunu, çocuğun öldüğünü telefon ile öğrendiğini anlattı. Aydan’ın gebeliği sırasında ilişkilerinin seyrekleştiğini de ifadesine ekledi..
Ayhan Aydan da Menderes’le ilişkisini doğruladı
“Ondan külliyetli miktarda para almış değilim. Ara sıra cüzi miktarda para almıştım. Birkaç yüzük hediye etmiştir. İlişkimiz birkaç yıl öncesine kadar sürdü. Ancak çocuğun ölümünden sonra kendisi ile fiili münasebette bulunmadım,” dedi.

Ardından 18 tanık daha dinlendi. Bunlar arasında bebeği Menderes’in makam aracıyla mezarlığa götürüp gömen şoför de vardı..İfadeler üzerine eylül başında bebeğin mezarı bulundu, kazıldı, kemikler çıkarılıp incelendi ve dava açıldı..
“Bebek Davası”nda Adnan Menderes “namusunu kurtarmak amacıyla” bebeği öldürmeye azmettirmekten, Zeynep Kamil Hastanesi Başhekimi Dr. Fahri Atabey ise ölüme sebebiyet vermekten 5 ila 10 yıl arasında hapis cezası istemiyle yargılanacaktı..
Bu arada, Ayhan Aydan’ın Kalender ve Çeşme’deki kooperatif evlerinin Menderes’in hediyesi olduğu yazıldı. Ayhan Aydan’ın mallarına ve bankadaki hesabına el kondu, maaşı bloke edildi..
Sanatçı bazı mücevherleri ile iki Hereke halısını satarak ayakta kalmaya çalıştı. Yine de anılarına karşılık yapılan büyük para tekliflerini geri çevirdi…
Doğumda Aydan’a müdahale eden Dr. Atabey 7 Ekim’de tutuklandı. Duruşmanın başlayacağı 31 Ekim günü, aralarında Ayhan Aydan’ın da bulunduğu 11 sanık Yassıada’ya getirildi..
Devlet Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel o sabah mahkemeye bir telgraf çekerek duruşmaların gizli celsede görülmesini istemiş, ancak bu talep reddedilmişti. Eski bir aşk dosyası, şimdi bütün dünyanın gözü önünde açılacaktı..
Çetin Altan 1 Kasım 1960 tarihli “Milliyet”teki yazısında şöyle yazıyordu :
“Menderes de dinliyordu bu teferruatı ve ölen çocuk, kendi aşkının çocuğuydu. Eli, çenesinin altındaki mevhum (gerçekte olmayıp var sanılan) bir sivilceyi kaşıdı, kaşıdı, kaşıdı.. Bir devrin acar başbakanı, gizli kalmış karyola gıcırtılarının, mahkeme zabıtlarında kanamaya devam eden hasta şehveti önünde küçülmüş, silinmiş, tahta iskemlede incecik bir ıstırap çizgisine dönmüştü..”
Duruşma sırasında söz alan savcı yardımcısı, başbakanlık kasasında buluna ve üzerinde “Tarihi Vesikalar” yazan bir zarfı açtı. İçinden bazı çıplak kadın fotoğrafları ve beyaz bir kadın külotu çıkarıp Menderes’e ve Ordu Foto Film kameralarına doğru salladı.. “Bu külotu kim giymiş, kim unutmuş acaba Başbakanlık’ta ?” diye sordu..
Menderes’in avukatı Burhan Apaydın anlatıyor :
Elinde don ve resimler vardı. Ordu fotoğrafçıları yere eğilmişler, kamera hazır, orada mübaşirlik görevi yapan Deniz Başçavuş vardı. Mahkeme Heyeti Başkanı Salim Başol, donu ve belge dedikleri fotoğrafları istedi. Mübaşir getirdi, Başol’un önüne koydu kürsüye ve ‘Adnan Menderes’ dedi.. Menderes’i çağıracak mikrofona, onu belirtecek, ‘Bu don neydi ?’ diye.. Ve o mizansen, fotoğraf çekilecek. Hepsi hazır. Bunu derhal anladım. Menderes de tabii anladı. Ve yıkılacak gibiydi..
Amaç, devrik Başbakan’ı elinde bu külotla görüntülemekti. Menderes’in yüzü kireç gibi oldu. Burhan Apaydın şöyle devam ediyor :
Dedim ki, ‘kamera görev almış, fotoğrafçılar eğilmiş, başsavcının elinde fotoğraflar ve don varken fotoğraf çektiler. Bu donu Menderes’in eline vermek suretiyle de fotoğrafını çekecekler. Bu suretle tarihe bir resim geçirmek istiyorlar. Esas tarihe geçecek çirkin tablo şudur ki, Cumhuriyet Savcısı elinde don, arkasında Türk bayrağı ve arkada Atatürk’ün büstü.. Cumhuriyet Türkiye’sinde asıl bu çirkin manzara tarihe geçecektir..’
Bunu deyince ortalık kızıştı tabii.. İşte o sözü orada söyledim : ‘Benim müvekkilim on yıl bu ülkeye hizmet etmiş olan bir insandır. Yere düşmekle cevher sakıt (itibardan düşmüş) olmaz kadr-ü kıymetten..’  “
Bunun üzerine salonda yuh sesleri duyuldu. Şimdi sıra, bu trajik yargılamanın baş kahramanında idi.. Ayhan Aydan kürsüye çağrıldığında bütün gözler kapıya çevrildi. Bej bir döpiyes giymiş, başına örgü şapka takmıştı. Aydan’a Başbakan ile ilişkisini sorduklarında bütün salon nefesini tutmuştu..
O da, tarihe geçecek şu sözleri söyledi :
Adnan Menderes’i 1951’de tanıdım. Evli olmasına rağmen büyük bir aşkla sevdim. Bütün emelim, ondan bir çocuk sahibi olmaktı. Bunu başaramadım. Hasta bünyem müsaade etmedi. Çocuğum 8 aylık doğdu ve öldü. Hangi vicdansız ana, üzerine titrediği bebeğinin ölmesine razı olabilir ?..

Gazeteci Mete Akyol, o an mahkeme salonundaki atmosferi şöyle anlatıyor :
Bütün salonda hepimizin kulağı salona çöken sessizliği duydu. Öylesine bir sessizlik oluştu salonda, hepimizi etkiledi. Benim gözüm, zannediyorum ki birçoğunun da gözü hemen rahmetli Menderes’in üzerine kaydı. Zaten birkaç metre ötemizde oturuyor idi. Baktık, birdenbire başını önüne eğdi, bir süre öyle başını kaldırmadan durdu..
Bu dürüst açıklama karşısında salondakilerin havası bir anda değişmişti. Durumu fark eden Salim Başol, “Hala Menderes’i tutuyorsun,” dedi..
Ayhan Aydan, Menderes’e arkası dönük halde omuz silkti : Benim onu tutmamdan ne olacak ? Başındaki davaları biliyorsunuz..
Hakim, “Doğru söyle” diye üsteleyince Ayhan Aydan son noktayı koydu :
“Allah’ın verdiği ceza çok büyük oluyor Hakim Bey, ben artık hiç yalan söylemiyorum..”
Ayhan Aydan, “sevmiştim” itirafıyla hem kamuoyunun sempatisini kazanmış hem de sevdiği adamı kurtarmıştı..
Menderes, emrine tahsis edilen paralarla sevgilisine ev aldığı iddiasıyla açılan davada suçlu bulunduysa da, “Bebek Davası”ndan beraat etti..
Yassıada’da aklandığı tek dava bu olacaktı…



CAN DÜNDAR’ın “Yüzyılın Aşkları” adlı kitabından derlenmiştir..       

Leave a reply:

Your email address will not be published.