660 ) OSMANLI’DA DEBDEBE…

    

Şenlikler ve kutlamalar her devirde insanların hayatlarını çok daha güzelleştirmiş, kısa bir süre için de olsa, dertlerini unutturup mutluluklarını artırmıştır..
Sultan İkinci Selim de, hükümdarlığı sırasında, şehirde düzenin korunması için şölenler ve şenliklerin gerekli olduğunu ve halkın eğlenmesine imkan sağlamak gerektiğini fark etmişti. Selim, şehir halkının eğlendirilmesini, başarılı bir saltanat için, atalarının da önem verdiği, vazgeçilmez bir gereksinim olarak görüyordu. 
Selaniki’nin aktardığına göre, sadrazama, “İnsanlar doğası gereği sürekli zapturapt altında tutulmaya dayanamaz, zaman zaman rahatlamayı isterler” diyen Katip Feridun Bey de, padişahın bu fikrini destekliyordu..
Şehir sürekli bir gürültü bombardımanı altındaydı. Ya saraydaki bir doğum, ya bir sünnet ya da tahta çıkışı haber vermek için, sürekli toplar patlatılıyordu. Gemiler Topkapı Sarayı önünden geçerken top atışıyla selam veriyor, kazanılan zaferler ya da Ramazan vesilesiyle de top atışı yapılabiliyordu. Üçüncü Ahmed, 1704′de ilk çocuğu Fatma Sultan’ın doğumu şerefine günde üç kez top atışı yapılmasını emretmiş ve çıkabilecek olayların korkusuyla, şenlikleri gündüz saatleriyle sınırlamıştı.. Birinci Abdülhamid’in oğlu İkinci Mahmud’un doğumunun ardından üç günlük top atışları olmuştu. Padişah Üçüncü Mustafa’nın oğlu Şehzade Mehmed’in doğumu da, yine padişahın emriyle, imparatorluğun dört bir yanında top atışlarıyla karşılanmıştı. Abdülmecid 1839′da tahta çıkışının şerefine topların atılmasını emretmiş, 1566′da da İkinci Selim tahta çıkarken Tophane-i Amire top sesleriyle ünlenmişti..
Kimi padişahlar, Üçüncü Mustafa gibi, donanma-yı hümayunun Karadeniz’e gitmek üzere şehirden ayrılışını Yalı Köşkü’nden atılan toplar eşliğinde izler ya da İkinci Mahmud gibi, donanmanın Beşiktaş açıklarında kendisine sunduğu gösteriyi izleyerek top atışlarının keyfini çıkarırdı.

Top atışlarının bazen de keyifleri kaçırdığı oluyordu. 1595′de Mısır’dan dönmekte olan iki kalyon toplarını ateşleyince, Üçüncü Murad’ın oturmakta olduğu kasrın camları inmiş, padişahın üzerine cam kırıkları yağmıştı. Tarihçi Naima’ya göre, devasa kalyonlar her daim toplarını ateşleyip, deprem olurcasına yerleri titrettikleri halde, böyle bir şey daha önce hiç olmamıştı. Telaşlanan padişah, bunu kötü bir kehanet addedip, bir daha kasra gelemeyeceğine dair bir işaret olarak yorumladı.
Top atışının muhtemel olumsuz etkilerinden haberdar olan Üçüncü Mustafa, şiddetli patlamaların düşüğe yol açabileceği korkusuyla, hamileliği ilerlemiş cariyesi doğum yapana kadar top atışını yasaklamıştı. Topkapı Sarayı önünden geçen ticari ya da askeri hiçbir gemi top atışı yapamayacaktı. Aynı yasaklamayı Sultan İkinci Mahmud da 1812′de kendi hamile cariyesi için sergilemiş, Tunus’a giden bir geminin Beşiktaş Sarayı önünde top atışı yapmasını engellemişti..
Bu top atışlarının dışında, şehirde bir de sık sık gökyüzünü aydınlatan, doğum, sünnet, evlilik ya da genel kutlamalar için atılan havai fişeklerin gümbürtüleri ve vınlamaları yankılanıyordu..

       

Saray kutlamaları için yapılan havai fişek gösterilerinin beğeni toplaması gerekiyordu. 1784-85′de, saray ahalisi Şehzade Mahmud’un (II.) doğumunu müjdelemek için Beşiktaş Sarayı açıklarındaki sallardan atılan havai fişeklerden memnun kalmadığı için, gösterilerden sorumlu devlet görevlileri işlerinden kovulmuştu. Sonraki hafta, sallar Tophane’ye getirildi ve yeni bir gösteri sergilendi. Bu gösteri çok beğenildi ve sorumlu kişi terfi ettirildi..
Sultan Üçüncü Ahmed’in üç oğlunun sünneti için yapılan eğlencelerde, güreş müsabakaları, dans eden ve ayılarla güreşen çingeneler, akrobatlar, hokkabazlar, direğe tırmanma müsabakası, kuklacılar, dansçılar ve geceleri Karagöz temsilleri yer aldı ve bunların hepsi Ok Meydanı’nda yüz binlerce insan tarafından izlendi. Müzisyenler ve dansçılar, Tersane Köşkü karşısında denize açılmış, fenerlerle aydınlatılmış salların üzerinde gösteri yaptı. Kutlamaların  on dördüncü gününde, suyun üzerinde sergilenen ve Padişahın Aynalı Kavak Köşkü’nden izlediği büyük bir gösteri oldu. Olayın o dönemde Seyid Vehbi tarafından yapılan tasvirine göre, gösteriyi izlemeye öyle çok sayıda kayık geldi ki, bunlar suyun yüzeyini kapladılar ve küreklerini oynatamaz hale geldiler. Bu kutlamalara, ayrı ayrı günlerde yabancı elçiler davet edildi. Bunlar armağanlar getirdiler ve şereflerine, Avrupa usulüyle, altın ve gümüş tabaklarda sunulan yemeklerle ziyafetler verildi..  

    

1809′da, İkinci Mahmud’un kızı Ayşe Sultan’ın doğumu için yapılan şenlikler de, Padişahın tebdil-i kıyafet bir gezisi sırasında Boğaz’daki kayıklardan, kıyılardan ve hatta Beşiktaş üstlerindeki Maçka Sarayı’nın önünden havai fişekleri izleyen kadınlar olduğunu görmesi üzerine kısa kesildi. Kutlamaların birkaç gün daha sürmesi planlandığı halde, Mahmud, bunca kadının geceleri dışarı çıkıp etrafta gezinmeye devam etmesi halinde sorunlar yaşanabileceği korkusuyla, bunları iptal etti..
İstanbul, debdebeden geçilmiyordu. Resmi geçitler ve tören alayları sokakları dolaşıyor, zenginlik ve güç gösterileriyle hayranlık ve itaat uyandırıyordu. Padişahlar, düzenli olarak halk içine çıkmakla yetinmeyip, ayrıca bunu en gösterişli şekilde yapıyordu. 
Dördüncü Murad’ın Bağdat Seferi’ne çıkışı için yapılan hazırlıklar öyle şaşaalıydı ki, Peçevi’nin tabiriyle, tarifi zordu.. Buna tüm şehir ahalisi, gerek ordunun yollanması için yapılan devasa geçit törenlerinin parçası olarak, gerek seyreden, tezahüratta bulunan ve başarı duaları eden seyirciler olarak iştirak etti. Hocalar ve softalar dualar ettiler. Öyle bir izdiham yaşandı ki, birçok kişi ayaklar altında kalıp ezilerek öldü..
İngiliz gezgin Sanderson’ın, “Travels” adlı kitabında yazdıklarına göre ; Padişah bizzat sefere gideceği zaman, devlet ricalinin ve hayvanlarının şehirden çıkarken ona eşlik etmeleri adettendi. Ve seferden dönüşünde, küçük büyük tüm kadınlarının onu peçesiz karşılamaları caiz idi..

Gösterişli askeri törenler, yalnızca şehir halkını etkilemeye değil, aynı zamanda yabancı elçiler ve diplomatlara mesaj vermeye de yarıyordu. 
Padişahın geçit töreninin apaçık bir güç mesajı verdiği, Üçüncü Murad’ın hekimi Domenico’nun da gözünden kaçmamış, padişahın Safevilere karşı savaş hazırlığı içindeyken kalabalık bir atlı heyeti eşliğinde şehirde at üstünde gezmesi üzerine, onun bundan faydalandığına dikkat etmişti :
Bunu Farsilerin o sırada orada olan sefirine gözdağı vermek için yapmıştı.. Gran Turco (Büyük Türk) Murad, paşalarından birine, bu sefire, gördüğü tüm bu atlıların sırf kümesteki tavuklar olduklarını ve kümesin dışında pek çok yerde daha nicesinin bulunduğunu dikkate alması gerektiğini söylemişti..

“Kümes” aynı zamanda çok zengindi de.. Şehirde görülen şeylerin çoğu ihtişamlıydı ve İstanbul’un şanından olan gösterişli tören ve gösterilerin hepsinde zenginlik ve lüks apaçık göze çarpıyordu. Padişahın giysileri, maiyetinin kıyafetleri, atının süslü koşumlarına kadar, hepsi para ve gücün ifadesiydi..

KAYNAKÇA : 

ABDÜLKADİR ÖZCAN, “Anonim Osmanlı Tarihi” ; TAYLESANİZADE TARİHİ ; ÇEŞMİZADE MUSTAFA REŞİD, “Çeşmi-Zade Tarihi” ; AHMET REFİK, “Hicri On Üçüncü Asırda İstanbul Hayatı” ; SELANİKİ TARİHİ ; STEPHAN GERLACH, “Türkiye Günlüğü” ; CABİ TARİHİ ; NAİMA TARİHİ ; PEÇEVİ TARİHİ ; SEYİD VEHBİ, “Surname” ; TOPÇULAR KATİBİ TARİHİ ; DOMENİCO, “İstanbul” ; EBRU BOYAR-KATE FLEET, “Osmanlı İstanbul’unun Toplumsal Tarihi” 

Leave a reply:

Your email address will not be published.