659 ) İLKLERİN ADAMI..



Amsterdam’da 1928′de düzenlenen olimpiyat oyunlarında, bisiklet takip yarışı dalında, İngiltere’nin rakibi Türkiye’dir.. Dört kişilik takımlardan oluşan iki ülke yarışa başladığında, kazananın kim olacağını tahmin etmek hiç de zor değildir. Türk takımı elinden geleni yapmaya çalışsa da, İngilizlerin üstünlüğü daha ilk metrelerde kendini belli eder. 
1928 Amsterdam Olimpiyatları Türkiye’nin bisiklet dalında katıldığı ilk oyunlardır. Dört yıl önce de Paris’te düzenlenen oyunlara da ay-yıldızlı takım katılmış ama bisikletleri olmadığı için yarışamadan geri dönmüşlerdir !..
“Olimpiyatlara bisikletsiz gidilir mi ?” demeyin. 1924 Paris Olimpiyatları’na katılan ekibimizi Burhan Felek karşılamış, bisikletlerinin olmadığını öğrenince de çok şaşırmıştır. Sporcuların Paris’ten almayı düşündüğü yarış bisikletleri hazır satılmamakta, haftalar öncesinden verilen sipariş üzerine yapılmaktadır. Oysa, yarışların başlamasına iki gün vardır !..
Amsterdam’da yarışacak dört bisikletçimiz bu kez altı ay öncesinden Paris’e gider. Gündüzleri ünlü Lapis bisiklet fabrikasında çalışan sporcularımız, iş çıkışında yorgun argın antrenman yaparlar ; maddi olanaksızlıklardan dolayı geceleri aynı otel odasını paylaşırlar, tek kişilik yatakta iki kişi yatarak hem de !.
Bu koşullarda hazırlanan ve daha ilk elemede iddialı takımlardan İngiltere ile karşılaşan bisiklet takımımız Galip, Taci, Yunus ve Cavit beylerden oluşmaktadır. Sonuç, hiç değilse bir kez yarışa katıldık, olur..

Bu takımda yer alanlardan biri olan Cavit Bey, 1905 yılında Selanik’de doğar. Ailesi, 1911 Balkan Savaşı’nda İstanbul’a göç etmek zorunda kalır. Babası Abdullah Bey’in yorgancı dükkanından, annesi Cevriye Hanım’ın da terzilikten kazandıkları beş kişilik ailenin geçimine zor yettiğinden Cavit Bey, oturdukları Aksaray semtindeki bostanlardan aldığı maydanozları, okuldan arta kalan zamanlarda pazarda satmaya başlar. Eve yaptığı katkının yanında kendine ayırdığı harçlıklarını da biriktirir ve bir arkadaşıyla beraber bit pazarında gördükleri bisikleti satın alırlar. İki kafadar, bu bisikletle İstanbul’u gezmekle de kalmaz, Sultanahmet Meydanı’nda kiraya verirler..
Bir gün, bisiklet tam ortadan kırılınca Cavit tamire koyulur. O günden sonra, bisikleti bozulan tüm arkadaşları Cavit’i aramaya başlar. Bu yeteneği, Sultanahmet Sanat Okulu’nu dördüncülükle kazanmasını ve “ücretsiz talebe” olarak eğitim almasını sağlayacaktır..
Cavit okulu bitirdikten sonra Tophane Askeri Sanat Okulu’nda öğretmenliğe başlar. Her sabah 6’da kalkıp bisikletiyle antrenman yapıyor, oradan ders vermek üzere okula gidiyor, ders sonrasında bisikletini kiraya veriyor ve sonra da Laleli’de açtığı dükkanda bisiklet tamiriyle uğraşmaktadır. Kiraladığı bisiklet sayısı da dörde çıkar bu arada.. Sultanahmet Meydanı’nda antrenman yapan, dönemin ünlü bisikletçileri Raif, Haydar, Bıyıklı Fevzi ve Cambaz Fahri’nin sohbetlerinden duyduğu olimpiyat seçmelerine katılmaya karar verir. Onlarla beraber çalışmaya başlayan Cavit, daha ilk antrenmanda hepsini geçince, ertesi gün Bıyıklı Fevzi onu Bisiklet Federasyonu Başkanı ve aynı zamanda ünlü şair Namık Kemal’in de torunu olan Muvaffak (Menemencioğlu) (altta en sağda) Bey’e götürür. Böylece Cavit (altta çizgili formalı), 1924 Paris Olimpiyatları seçmelerine hazırlanan ekiple beraber Taksim’deki Topçu Kışlası avlusunda çalışmaya hak kazanır.. 

Bisiklet sporunda Türkiye’de pek çok şampiyonluklar kazanan Cavit, bir yarışta rakibi tarafından düşürülünce, seyircilerden biri bağırır
“Cav, sana ne oldu ?..” 
O günden sonra arkadaşları ve hatta annesi bile ona “Cav” diye seslenir. Soyadı Kanunu çıkınca da alınacak soyadı bellidir artık !..
Cavit Cav, Laleli’de her sabah annesinin açtığı ve o gelene kadar başında durduğu bisiklet tamir dükkanını zaman içinde Türkiye’nin ilk bisiklet fabrikasına dönüştürür. “Türk Malı” Cav bisikletleri tüm ülkede çocukların rüyalarını süsler. 
Mağazasında kendi yaptığı çocuk bisikletlerinin yanında, Avrupa’dan getirdiği çocuk arabalarını da satan Cav’dan bir gün Kazım Karabekir Paşa, yeni doğan ikizleri için çocuk arabası satın almak ister. O sırada mağazada çocuk arabası kalmadığı gibi, yeni siparişlerin gelmesi de zaman alacaktır. Bunun üzerine Karabekir, “Sen yapamaz mısın ?” diye sorar. Böylelikle Cav, fabrikasında çocuk arabası da yapmaya başlar. İlk yerli yapım çocuk arabasına binenler de Karabekir’in kızları Hayat ve Emel olur. 
Cav’ın ülkemize kazandırdığı ilklerden biri de, Er Ok adlı felçli bir çocuğa yaptığı ilk yerli tekerlekli sandalyedir..



Gün gelir, bir tefeciden borç para alır.. Artık bir fabrikatör olsa da, halen bir öğretmen ve sporcu kişiliği taşıyan Cavit Cav, tefeciler ile banka kredileri arasında boğulmaya başlar..
Aradan yıllar geçer.. Cav unutulur.. Ve 12 Mayıs 1979 tarihli Milliyet gazetesinde Halit Kıvanç şunları yazar : 

Cavit Cav bin bir terle, emekle adım adım çıktığı merdivenlerden beşer onar düşerek indi. Kaderin kendisine oynadığı oyunu ne o anlayabildi, ne de toplum. Cav birden kaybolmuştu. Ne sesi duyuluyordu, ne de soluğu.. Sonra bir gün.. İşte geçen gün mektubu geldi. İmza ‘Cavit Cav’dı da, adres yadırgatıcıydı : Ankara Seyranbağları Huzurevi..”

Cavit Cav “ilk”lerine burada bile devam etmiş, 23 Nisan 1982′de, Ankara Üniversitesi’ne, Türkiye’de ilk kez, anatomi dersleri için bedenini bağışlamıştır.. Bu durumda cenazesi olmayacaktır. Onu da düşünür.. Bağış tutanağını şöyle noktalar : “Ayrıca sigortalıyım. Sigorta sicil numaram aşağıdadır. SSK’dan tarafıma ödenecek olan cenaze masraflarını da A.Ü. Tıp Fakültesi’ne bağışlıyorum..” 

   







Leave a reply:

Your email address will not be published.