658 ) YENİÇERİNİN POLİS HİZMETİ : KOLLUK

        

Fatih Sultan Mehmed beri İstanbul’da ve büyük şehirlerde yeniçerilerden “kolluk” veya “yasakcı” adı altında polis teşkilatı meydana getirilmiştir. Büyük şehirlerde bu yeniçeriler, kale içinde hisarda oturur ; bey, kadı gibi yerel otoritelere bağımlı değildir, başlıca görevleri Hristiyanları ve Musevileri yağmaya karşı korumaktır. Görevlerinden biri de, tahsildarların yanında “yasakcı” adıyla kanundan çok vergi alınmasını önlemektir..
Şehirlerde ayaktakımı, Hristiyan, Musevi mahallelerine ve ibadethanelerine saldırır, yangın çıkarır, yangını söndürme bahanesiyle yağmaya girişirdi. Şehirde güvenliği sağlamak için İstanbul’da mevcut dört “kolluk” zamanla artırılmıştır. Kumkapı’dakiler 4’ten 13’e, Balat’takiler 3’ten 13’e çıkarılmıştır. “Korucu” yüksek ulufe (25 akçe) alır. Bunlardan ticaret yapanlar da vardır. Kollukcuların rüşvet almalarını, Sultan I. Ahmed döneminde yaşayan ve adı belli olmayan, “Kavanin-i Yeniçeriyan” yazarı eleştirir. Bu iş çok kazançlı olmalı ki, kargaşa döneminde kolluk için 30-40 altın rüşvet verilirmiş. Aşırı vergi toplayanlardan veya eşkıyadan korumak için bir köy, yasakcı yeniçeri isteyebilir. Kollukcular, görevlerini kötüye kullanmasın diye adları özel bir defterde saklı tutulur. Günümüzdeki karakol terimi, karada asayişi koruyan yeniçeri kolluklarından çıkmıştır. Denizde ve ve kıyılarda koruma ise, bostancıbaşının kontrolü altında idi. Bostancıbaşı, Boğaziçi, Adalar ve Anadolu yakası sahillerini denizden kontrol eder, Bostancı Köprüsü’nde İstanbul’a yerleşmek için gelen Türk, Kürt, Arnavut vb. göçmenleri yasakla durdurmaya çalışırdı. Kıyılarda yalı yapmak isteyen, ondan ruhsat almak zorundaydı. Bostancılar da devşirme oğlanlardan seçilirdi..
İstanbul halkı, yeniçeriden korkardı. Yeniçerilerin yangın çıkarıp mahalleyi yağmaladığından kuşku duyulmaktaydı. “Şimdi,” diyor “Kavanin” yazarı, “yeniçerilik, ağanın sarayından esnaf takımına (rüşvetle) verilir oldu..”
Acemi-oğlanlığı sırasında sanat öğrenenlerin aralarından çizmeci, çadırcı, terzi, sarrac, gazzaz, kuyumcubaşılar yetişmiştir. Bu gibiler, gedikli askerken rüşvetle 24 akçelik korucu sıfatı ile ayrılırlar, sefere gitmezlerdi. Kanuni Süleyman bir teftişte bir sarracın (deri ustası) yeniçeri olduğunu anlayınca şöyle demişti :
“Sanat ehli hod (kendi kendine) yeniçeri olmaz, kanın değildir.”
Bu kayıt doğru ise yeniçerilerden pazarda sanatkar olanlar eskiden beri mevcuttu. 

17. yüzyıl sonlarından ihtisab defterlerinde birçok yeniçeri dükkanı buluyoruz..
1585 yılından başlayarak gümüş akçenin yüzde yüzden çok değer kaybetmesi, belli maaşlarla yaşam zorluğunda kalan tüm gündelikçi sınıfların, özellikle yeniçerilerin hoşnutsuzluk nedeni olmuştur. “Kavanin” yazarı, kendi zamanında yeniçerinin başlıca yiyeceği olan et fiyatlarının yüksekliğinden şikayet eder. 17. yüzyılda yeniçeri sayısında ve gündeliğinde zorunlu artışlar, devlet hazinesine ağır bir yük getirmiştir. Ulufe alacaklar bir defterde dikkatle kaydolunur, sultana arz olunur. Padişahın daima yanında bulunan silahdar-ağa tarafından kontrol edilirdi. Korucu olarak İstanbul’da bırakılacak yeniçeriler deftere kaydedilirdi. Ulufe akçesi üç ayda bir sarayda merasimle torbalar içinde teslim olunurdu. Yeniçeri ulufesindeki artışlar pahalılaşan yaşam koşullarını karşılamıyordu. Ayrıca hazine devamlı açık veriyor, ulufe ödenemiyor, uzun gecikmeler oluyordu. Ulufe ile yaşayamayan binlerce yeniçeri geçim için ister istemez başka yollara başvuruyor, Ocak’ta bir sanat öğrenenler pazar esnafı oluyor veya büyüklerin kapısında hizmet alıyor, Ocak’tan ayrılıyordu. 17. yüzyılda dışarıdan kimseler de “altı-bölük” denilen ve padişahı korumakla görevli sipahi bölüğüne alınır oldu. 

Hezarfen Hüseyin’in “Telhisu’l-Beyan fi Kavanin-i Al-i Osman” da aktardığına göre 1676 yılında tablo şudur
Sipahi Bölüğü : Bunlar çoğu kez eski devlet büyüklerinin evladından seçilir ve padişah tarafından atanır. Bir ayrıcalıkları, devlete ait bir kısım gelirlerin tahsilinde kullanılmalarıdır. Kumandanları ağa, padişahın enderun hizmetlilerinden atanır. Böylece bölük doğrudan padişahın emrindedir. Sonraları ağa, Birun (taşra) ağaları arasından atanmaya başladı. Savaş sırasında ortada bayrak altında yer alırlar. Resmi defterde sayıları 7203 kişidir.. Hezarfen Hüseyin’e göre tüm altı-bölük askeri 15248 neferdir. Tüm maaşları 233.990 akçe tutmaktadır. 

İki sipahi bölüğü, savaş düzeninde padişah etrafında merkez sağda yer alırdı.. İlerideki bir dönemde sultanın en güvenli maiyet askeri olarak, gayrimüslimlerden alınan cizye vergisinin tahsili görevi onlara verilmiştir.. Cizye tahsilatı, doğrudan doğruya hazineye teslim olunurdu. Sipahiler bu tahsilat sırasında “maişet” adıyla fazladan bir resim ve “destbusi” (el öpme) adı altında oldukça kabarık bahşiş alırlardı. 
Cizye geliri, 1528’de 750.000 altına varmakta, yani bütçenin yaklaşık yüzde 13’ünü bulmaktaydı. Sipahiler bu tahsilat ayrıcalığını ellerinde tutmaya büyük önem verirlerdi. Cizye tahsilinin sarayda harem kadınlarının kahyası Yahudi Kira vasıtasıyla Musevi mültezimlere verilmesi, büyük sipahi zorba ayaklanmasına neden olmuş, Kira’nın feci şekilde katli ve büyük servetine el konulmasıyla sonuçlanmıştır.. Kira ve dışarıdaki akrabası, saray kadınlarının dış dünya ile ilişkilerine aracı oluyor, büyük vergi iltizamlarında mültezimlerden rüşvet sağlayıp kadınlara aktarıyor, onların pazardan lüks eşya almalarına aracı oluyordu..

Kapıkulu sipahileri 1600-1650 döneminde tahsildar hizmetini epey genişletmiş, devlet gelirlerini toplamada imtiyazlı bir grup haline gelmişlerdi. Her yıl tahsilat defterleri kendilerine teslim edilirdi. IV.Murad bu defterleri kendisi kontrol etmek istemiş, bu müdahalesi bunalıma neden olmuştu.. Defterleri ele geçiren kalabalık sipahi grubu, tahsilatta reayayı birtakım ek ödemeler için zorlarlardı. 

Özetle, kargaşa döneminde başlıca mücadele konularından biri, vergi tahsilatındaki bu sipahi tekeli olmuştur.. Öte yandan sipahiler, İkinci Osman’ın ve Sultan İbrahim’in tahttan indirilip öldürülmelerinde onların kan davasını benimseyerek iç savaşlara yol açmışlardır. Sultanlar ve veziriazamlar sipahilere karşı yeniçerileri kullanmışlar, bu da zaman zaman ciddi siyasi çatışmalara neden olmuştur..


       

Leave a reply:

Your email address will not be published.