645 ) BU KAHVENİN 332 YILLIK HATIRI VAR !..

   

Bizim Avrupalı olmayı heyecanla beklediğimiz günlerin birinde, 27 Nisan 2003 günü, Papa II. Jean-Paul bizi “Avrupa’dan kovan” bir papazı “ermiş” yapmıştı !.. “Aziz”likten bir alt basamaktaki “ermiş”lik mertebesine yükseltilen bu papaz, 17. yüzyılda yaşamış olan Avianolu Marco idi. 
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın 1683′teki Viyana Kuşatması, Marco’nun cephelerde verdiği ve “Haçın altında toplanın ! Meryem adına savaşın ! Türkleri yenin ! Ey zavallı Viyana, toparlan !” diye biten vaazları yüzünden korkunç bir bozgun halini almış ve bu bozgun Avrupa’daki topraklarımızı kaybetmemize öncü olmuştu..
Marco 1631 yılında, Kuzey İtalya’nın Aviano şehrinde doğdu. Genç yaşında Fransisken tarikatının “Capuchin” mezhebine girdi, bir manastırda yetişti ve “Avianolu Marco” olarak tanındı.
Osmanlı Ordusu, 1683′ün 14 Temmuz’unda Viyana’yı kuşatmıştı. Dönemin papası İnnocent, Marco’yu manevi destek vermesi için Viyana’ya, İmparator Leopold’e gönderdi. Marco, Viyana’daki askeri toplantılara, hatta savaş konseylerine katılıyor, strateji konularında bile fikir söylüyor ve sözlerini “Türkler eşyalarını bile toplayamadan kaçacaklardır, buna emin olun !..” diye bitiriyordu.

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa şehri zapt edeceğinden o kadar emindi ki, Viyana’nın bir ucundan başlayıp imparatorluk sarayında sona erecek olan zafer resmigeçidini bile düşünmüş, merasimin Osmanlı’nın şanına layık bir şekilde yapılması için geçit resminde kullanılacak olan tören malzemelerini bile istanbul’dan yola çıkarken yanına almıştı. Topkapı hazinelerinin en kıymetli parçaları Paşa ile beraber Viyana önlerindeydi ama Kara Mustafa Paşa her şeyini surların önünde bırakıp Belgrad’a çekilince, geride bıraktığı ne varsa Viyana’yı kurtaran Polonya Kralı Jan Sobieski’nin oldu !..



Osmanlı ordusunun geri çekilmesinden hemen sonra, Viyana surlarının önünde bir başka gariplik yaşandı : Türk hazinelerinin yanında çuvallar dolusu çekilmemiş kahve vardı. Paşa’nın ordugahını talan eden Avusturyalılar kahve çekirdeklerini görünce, “Türkler meğer keçi pisliği yerlermiş” dediler ve çuvalları imha etmeye kalktılar. Çuvallardakilerin kahve olduğunu daha önce Osmanlı topraklarında yaşamış bir Viyanalı fark etti, Avusturyalılara bu siyah tanelerin ne işe yaradığını anlattı ve Avrupa işte bu sayede “kahve” ile tanışmış oldu..
Ama kahvenin tadı oldukça sertti, yumuşatılması gerekirdi ve söylentiye göre bu işi de Papaz Marco yaptı. Çekilip kaynatılmış kahveye süt ile bal ilave etti. Avrupa, bu şekilde hazırlanan kahveyi Viyana’nın kurtarıcısı kabul edilen Marco’ya olan saygısından dolayı, Marco’nun bağlı bulunduğu “Capuchin” mezhebinin adıyla anmaya başladı ve “cappuccino” demeye başladı..
Kahve o zaman kadar sadece Türklere, dolayısıyla Avrupa’nın gözünde “şeytan” kabul edilen bir millete mahsustu, “şeytan içkisi” idi ve dindar Hristiyanlar bu yüzden kahveden uzak duruyorlardı. 
Kahve, papalar sayesinde rağbet gördü. Papa VIII. Clement, bir iddiaya göre de III. Vincent, kahveyi tattı, hoşuna gidince de “Böylesine lezzetli bir içeceğin sadece kafirlere (yani Müslümanlara) ait sayılması utanç verici bir iştir” dedi ve kahve bir anda “helal” oluverdi !..



MURAT BARDAKÇI, “Avrupalı Olmayı Beklerken, Papa Bizi Avrupa’dan Kovan Papazı ‘Ermiş’ Yaptı” başlıklı yazısı, Hürriyet Gazetesi / 11 Mayıs 2003 ; 
ÖNDER ŞENYAPILI, “Damakta Kalan Tatların Akılda Kalan Adları”  


Leave a reply:

Your email address will not be published.