637 ) ATEŞ ÇEMBERİ İÇİNDE AŞK !…

   

23 Temmuz 1908 günü Meşrutiyet ilan edildi.. Otuz bir yıllık baskı ve istibdat dönemi sona erdi, Anayasa yürürlüğe girdi, Meclis yeniden açıldı..Köprülü’nün hükumet meydanı, “Yaşasın Hürriyet Kahramanı Enver Bey !” sloganıyla inliyordu.
27 yaşındaki genç binbaşı, Padişah’a karşı ihtilal bayrağını açarken çok yakında, isyan ettiği Padişah’ın yeğenine vurulacağını hayal dahi edemezdi.. Masal değildi ki bu !..
Cemal Paşa’nın deyişiyle, artık “Napoléon” olan Enver Bey, ataşemiliter olarak Berlin’e gitti. Zaten Alman hayranıydı. Almanlar, ona yarının büyük lideri gözüyle bakıyor, bir sefir kadar ilgi gösteriyorlardı..
İttihat ve Terakki’ye göre Enver gibi bir asker hanedanla yakınlaşmalı ve Saray’dan kız almalıydı.. Konu, Enver Bey’in annesi Ayşe Hanım’a iletildi. Arayışlar başladı ve aranan kız bulundu..
Kısmet, Şehzade Süleyman Efendi’nin kızı, 12 yaşındaki Naciye Sultan’dı.. Yeni Padişah Sultan Reşad da amcasıydı ve yeğeninin, dedikodular artmadan acilen başgöz edilmesini istiyordu. Bu talimat üzerine 12’lik Naciye Sultan’ın önüne bütün damat adaylarının fotoğrafları kondu ve birini seçmesi istendi…
Taliplerimin resimlerini gösterdiler. Hepsine birer birer baktım ve bir tarafa koydum. Sonra içlerinden Enver Bey’in resmini tekrar elime aldım. Bu hareketimle, vereceğim kararı onlara anlatıyordum sanki.. Enver Bey’in yakışıklı ve mert bir delikanlı olduğu resimlerinden belliydi. Üstelik onun ‘Hürriyet Kahramanı Enver Bey’ olduğunu biliyordum. Memlekette baştan başa değişik bir hava yaratmış olan bir insandı. Ona bir kahraman gözüyle bakıyordum. Kendisinin, hayat arkadaşı olarak beni seçmiş olması hem gururumu okşuyor, hem de bana içimdeki hürriyet sevdasına yeni ufuklar açabilecek bir hayat yaşatacağı düşüncesiyle mutlu ediyordu. Amcam Vahideddin Efendi’ye Enver Bey’i seçtiğimi söyledim. Çok isabetli bir karar verdiğim ve Zat-ı Şahane’nin kendisi gibi buna çok memnun olacağı cevabını verdi..
Ertesi gün Enver Bey’in annesi Ayşe Hanım, Dolmabahçe Sarayı’na giderek Padişah’ın huzurunda gelinine nişan yüzüğü taktı..
1909 sonuydu.. Enver Bey 28, Naciye Sultan 12 yaşındaydı.. Biri Berlin’de, diğeri İstanbul’daydı.. Ne bir kez görüşmüş ne de konuşmuşlardı.. Birbirlerini ancak mektupla tebrik edebildiler !..

Mektuplaşmaya başladık. Birbirimizi hiç görmemiştik. Ben onun resmini görmüştüm ; onun, benim resmimi dahi görmüş olduğunu zannetmiyorum. Beni annesinin tarifi ile tanıyordu. Hayalinde beni nasıl canlandırdığını bilmiyordum. Fakat mektuplar sayesinde birbirimizi görmüş gibi sevdik. Bir sene süren bu tatlı ayrılık, bizi birbirimize yaklaştırdı..1911′de yine Enver Bey uzakta iken Dolmabahçe Sarayı’nda nikahımız oldu..
Enver Bey, 24 Temmuz 1911′de, Berlin’den yazdığı mektupta şunları söyler :
İki gözüm, Sultanım, Efendim,
Siz hiç olmazsa benim resmimi gördünüz, ya bendenizde o da yok. Karanlıkta gözlerimi kapar, sizin hayalinizi gözümün önüne getirmek isterim. Yatarken Allah’ımdan hiç olmazsa rüyada olsun sizi bir kerecik göstermesini dilerim. Fakat şimdiye kadar hiç muvaffak olamadım. Haşa sümme haşa, nasıl Cenab-ı Hakk’ı bir şekil vermeden seviyorsam sizi de şimdi bir ruh-i latif olarak, şeklinizi düşünmeden seviyorum.
Artık sizin hayalinizle meşgul olarak yatağıma gireceğim. Bundan evvel bütün kalbimle saadetinizi temenni ederek sizi kucaklar, gözlerinizden öperim iki gözüm..   Enveriniz” 
Nikahlanmalarından bir süre sonra İtalya, Trablusgarp’a saldırınca ; eşiyle görüşmek için gün sayan Enver Bey, cebinde 100 lira, çantasında 100 fişek ve bir tabanca, aklında sultanıyla cepheye koştu..
16 Temmuz 1912′de çölden, henüz göremediği karısına yazdığı mektupta ; onun armağan olarak gönderdiği evrak çantası, mendiller ve güzel kokulu havlular için teşekkürlerini yazdı.. Enver Bey, bunlara karşılık İstanbul’a 120 okka yağ gönderdi. Bir ara, hasretine yenilerek, sultanını Derne’ye çağırdı : Orada sultanlar arasında kaybolursun, gel burada umumun sultanı ol dedi. Ama İstanbul’dan sultanı değil, yeni bir savaş haberi geldi : Balkan Savaşı..
Enver Bey binbaşı olarak gittiği Trablusgarp’tan yarbay rütbesiyle İstanbul’un yolunu tuttu. Başkente geldiğinde Balkan Savaşı fiilen kaybedilmiş, düşman ordusu payitahtın kapılarına dayanmıştı..
23 Ocak 1913 günü yanında İttihatçı silahşorlarla, yenilgiden sorumlu tutulan, Babıali’yi bastı ve Sadrazam Kamil Paşa’nın istifa mektubunu aldı, Sultan Reşad’ın huzuruna çıkıp Mahmud Şevket Paşa’nın sadrazamlığını onaylattı..
Bu, İttihat ve Terakki ile Enver’in iktidarı demekti.. İstanbul’da bunlar olurken Bulgarlar Edirne’ye girmişti. Ülkede bir panik havası esmişti.. Şimdi kendini göstermenin zamanıydı.. Bu, yalnız milletin değil, Saray’da halen yüzünü göremediği, artık 16 yaşına gelmiş nikahlısının da dileğiydi..
Enver Bey, 22 Temmuz 1913′de Osmanlı ordusuyla birlikte yine Mustafa Kemal ile yan yana Edirne’ye girdi. Oradan Naciye Sultan’a şu satırları yazdı :
Ne olurdu beraberce buraya girseydik de hayvanımın tırnaklarının bastığı yerlere yüz süren, üzengilerimi öpen Edirne halkı, bu hürmeti size gösterse idi.   
Nikahlısına hediye olarak Bulgar askerlerinden artakalan bir kılıcı gönderdi. Karşılığında Naciye Sultan’ın bir fotoğrafı geldi. Nişanlanalı dört yıl olmuştu ve sultanının yüzünü ilk kez bir fotoğrafta görüyordu !..

  

Sevgili Sultanım,
(…) Resminizi ne yaptığımı biliyor musunuz ? Büyük yazı masamın ön gözüne koydum. Günde bilmem kaç defa açarak, kalbim çarparak seyrediyor, ayrıca öpüp kilitliyorum. Fakat en meşgul zamanlarımda bile fasılaların on dakikadan fazla olmadığını söylersem gülmezsiniz değil mi ruhum ? Sizi aşkımın bütün kuvveti ile kucaklar, öper, Allah’a tevdi ederim.. Enveriniz..
Enver Bey 1913 sonlarında rahatsızlandı ve Aralık ayında apandisit ameliyatı için İstanbul’da, Alman Hastanesi’ne yattı.. Beklenen fırsat, ancak böyle bir vesileyle doğmuştu.. Ameliyattan sonra Naciye Sultan, üç buçuk yıllık eşini görmek için hastaneye geldi.. Nihayet kavuşmuşlardı !.. 
Enver Bey bir taşla üç kuş vurmuştu.. Hem sağlığına, hem sultanına ve hem de yeni rütbesine kavuşmuştu : Albaylığa terfi etmişti.. Hastaneden çıkar çıkmaz Sultan Reşad’ı ziyarete gitti. Bu ziyaretin ardından, albaylığa terfisinin üzerinden daha 19 gün geçmişti ki, paşalığa terfi etti, aynı zamanda harbiye nazırı olarak kabineye girdi.. Artık o, Enver Paşa idi.. Sultan Reşad, onu bir nişanla şereflendirdi. Bir hafta sonra Genelkurmay Başkanı oldu !.. İmparatorluğun ve ordunun kaderi şimdi 33 yaşındaki bu askere emanetti !..
Peş peşe gelen bu mutluluk haberlerinin en büyüğü düğün vizesi oldu. Enver Paşa ile Naciye Sultan, 5 Mart 1914 tarihinde Nişantaşı’nda, şimdi Işık Lisesi olan binada evlendiler..

    

27 Temmuz 1914′de Avusturya-Macaristan Sırbistan’a savaş ilan etti. Savaşın patlamasından dört gün sonra Enver Paşa, Almanlarla gizli bir ittifak anlaşması imzaladı. Anlaşmadan ne Saray’ın ne de hükumetin haberi vardı !..
O günlerde bir gün Enver Paşa, Sadrazam Said Halim Paşa’nın kapısını çaldı ve, “Bir çocuğumuz oldu,” müjdesini verdi. Ancak çocuk, Naciye Sultan’dan değil, Almanlardandı !..
“General Kış”ın etkisi altına aldığı, eksi 30 dereceyi bulan soğuk altında kıvranan Erzurum’dan karısına yazdığı 18 Aralık 1914 tarihli mektubunda Enver Paşa şunları yazdı :
Güzel meleğim,
Hani, ‘Keşke telefonla konuşabilsek’ diyordum ya ; derhal telgraf memuruna Saray’ı bulmasını söyledim, buldu. Şimdi titreyerek, heyecanla adeta sesinizi, o güzel ahengdar sesinizi işitecekmiş gibi titriyorum. Titrek sesle memura söyledim, çevirdi. Artık sizinle görüşebiliyordum. Ah ! Bunu daha evvelce düşünemediğime ne kadar eseflendim. En nihayet sizin de memnun olacağınızı bildiğimden, ‘Bebekten haber var mı ?’ diye sordum, fakat yokmuş. İnşallah muvaffakıyetle avdet ederim de, o vakit bir tane husul bulur. Yoksa güzelim bana hakikati söylemedi de avdetimde birdenbire şaşırtacak mı ? Of bilseniz ne kadar göreceğim geldi. Ya Rabbi bu harp ne kadar sürecek ? Fakat ne olursa olsun çok durmam, gelirim. Müsaade buyur da bütün heyecan-ı kalbimle iştiyakla güzel yanaklarından, dudaklarından öpeyim de keskin iştiyaka kavuşayım..  Enverin
26 Aralık’ta, maalesef ordunun üçte ikisi kara gömüldü, kalanlar geri çekildi. Enver Paşa maiyetiyle birlikte İstanbul’a döndü. İmparatorluk kalelerinin birer birer çöktüğü o zorlu yıllar boyunca gelen tek iyi haber, ilk çocuklarının doğum haberi oldu : Mahpeyker, 1917 Mayıs’ında Kuruçeşme’deki Enver Paşa Yalısı’nda dünyaya geldi..
1918 Ekim’inde Enver Paşa’nın deyişiyle, “oyunu kaybettiler”..  
İttihat ve Terakki’nin meşhur üçlüsünün gurbet yılları başladı..

   

Kızımız Mahpeyker bir yaşındaydı. Kocam çocuğu çok sevdiğim annesine bırakmamı ve beraberce memleketi terk etmemizi istiyordu. Fakat ben kızıma çok bağlı ve düşkündüm. Bir taraftan kocamdan ayrılmak, bir taraftan çocuğumu yalnız bırakıp gitmek gibi iki ihtimal karşısında kalmıştım. Ne yapacağımı bilemiyordum. Çok ıstırap çekiyordum. Fakat sonunda çocuğumu bırakamadım ve kaldım..
Enver Paşa, geride eşini, kızını ve geçmişini bırakıp, 8 Kasım 1918 gecesi gizlice Berlin’e gitti.. 
Gıyaben yargılandılar. Divan-ı Harp, Enver Paşa hakkında “askerlikten tard ve bir yıl sürgün” kararı verdi. Kararın altında, eşinin amcası Padişah Vahideddin’in imzası vardı..
Şimdi işgal günleri başlamıştı. İşgal kuvvetleri Boğaz’a demirledikten sonra Kuruçeşme’deki yalıyı işgal ettiler ve Naciye Sultan ile kızının yalıyı 24 saat içinde boşaltmasını istediler.. Baskılar sonucunda Sultan, yalıdan Sultanahmet’deki Sadaret Konağına geçtiler. Sonra da doğup büyüdüğü Feriye Sarayı’na, ailesinin yanına sığındı..
1919 yılı yazında ikinci çocukları Türkan dünyaya geldi..
Sonunda çocuklarını alıp kaçtı İstanbul’dan Naciye Sultan.. Kaçışı örgütleyen isim, Enver Paşa’nın Avrupa’da tanıştığı İtalyan İşgal Kuvvetleri Komutanı Kont Capriani idi.. Enver Paşa, eşini görme umuduyla Roma üzerinden Berlin’e geçti. 
Enver Paşa geldiği zaman sırtında hapishanede giydiği elbisesi vardı. Perişan ve kıyafetsiz bir haldeydi. İkinci kızı Türkan’ı ilk defa olarak o zaman gördü. Ben, çok hasta ve yorgundum. Kocamın geldiğine çok sevindim. İyileşmeye başladım. Birkaç hafta sonra hastaneden çıkacak hale geldim. Eve dönerken trende, Enver Paşa, bütün seyahat esnasında iki çocuğunu kucağından bırakmadı. Onları okşamak ve sevmekle vakit geçirdi..
Ancak bu mutluluk tablosu uzun sürmedi. Enver Paşa eşinin yalvarmalarını dinlemeyip tekrar Rusya’nın yolunu tuttu.. 1920 Eylül’ünde Baku’daki Şark Milletleri Kurultayı sonrası trene atlayıp Moskova’ya döndü.. 
O sıralarda Anadolu, topyekun bir kurtuluş savaşı veriyordu. Orada olmak isteyen Enver Paşa, bir süreliğine Berlin’e gidip eşiyle buluştuktan sonra gizlice Batum’a geldi. Buradan Anadolu’ya geçmeyi ve savaşmayı arzuluyordu.. Oysa savaş kazanılmıştı bile.. Sakarya Savaşı, Anadolu ile birlikte onun da kaderini değiştirdi. Mustafa Kemal gücünü kanıtlamış, Rusya da onu gözden çıkarıp Ankara’ya resmi elçi göndermişti..
Naciye Sultan ise, üçüncü kez hamileydi..

   

Bazen Mahpeyker’e erkek elbisesi giydirecek kadar bir erkek evlat özlemi çeken Enver Paşa, bir oğlunun olduğunu Moskova’da öğrendi. Adını Ali koydular. Bu, onun yurtdışına çıktıktan sonra kullandığı takma ismiydi..
1921 Ekim’inde Buhara’ya giren Enver Paşa, Fergana’ya gidip “Basmacı” denilen Türkmenistan savaşçılarının başına geçmek istiyordu. Buhara’dan yola çıkarken, Berlin’de eşiyle çocuklarını emanet ettiği kardeşi Kamil Bey’e, vasiyeti andıran şu mektubu yazdı :
4 Kasım 1921, Buhara
Kamil,
Pazar sabahı hareket edeceğim. Sultanım ve yavrularım sana emanettir. Onların, dünyada benim için her şey olduğunu düşünerek vazifeni, kardaşlığını ona göre ifa et. Senin mertliğine güvenerek biraz müsterihen hareket edeceğim. İşte kardaşım, yeni bir hayat vücuda getirmek için olan bu harekette Hakk’ın yardımının bizimle olduğuna eminim. Hepinizi Allah’a emanet ederim. Sultanımın iffeti ve namusunun her ne suretle muhafazasına çalışın, yoksa benim için her şeyin mahvolduğu gündür, hatta öldükten sonra da.    Ali
Savaş, çarpışmalar, düş kırıklıkları, esaret aylarından sonra sıra son mektuplara gelir.. 

25 Temmuz 1922, Satılmış Kışlağı
Naciyeciğim,
Efendiciğim, bugün pek sıkıntılı bir hava. Tuhaf bir sis. Güneş görünmüyor. Düşmanda hareket yok. Henüz sabah. Şu son satırlarımı yazarak mektubumu kapatıyorum. İçine, her gün sana topladığım buranın yabani çiçeklerinden maada, kaç gecedir altında yattığım karaağaçtan kopardığım ufak bir dalı da gönderiyorum. Seni Huda’nın birliğine yavrularımla beraber emanet ederim, ruhum efendiciğim.. Karaağaca, çakımla ismini yazdım..  Enver
Enver Paşa’nın Pamir Dağı eteklerinden yazdığı son mektuplardan biriydi bu.. Rus kuvvetlerinin saldırısı üzerine Duşanbe’den, Belcivan sınırlarındaki Satılmış Kışlağı’na çekilmişti..
Kocamdan gelen en son mektup, 4 Ağustos 1922′de elime vardı. Bu mektupta İsviçre’ye geçmek istediğini yazıyordu. Fakat bu projesini yerine getirebilmesi için kendisinin ölmüş olmasına herkesi inandırması lazım geldiğini söylüyordu. Hatta benim bile, ölüm haberini aldığım taktirde buna inanmış görünmemi tembih ediyordu..
Gerçekten de birkaç gün sonra Enver Paşa’nın ölüm haberi ulaştı Berlin’e.. Kocasının tembihi üzerine, bu habere inanmadı Naciye Sultan.. Halbuki o, eşinden gelen son mektubu aldığı gün, yani 4 Ağustos’da, Enver Paşa, Bolşevik mitralyözleri ile, Çegan mevkiinde vurulmuştu.. Cansız bedeni iki gün boyunca Çegan topraklarında kaldı. Sonra köylüler cenazesini alarak Abıderya köyünde, bir pınarın başında ceviz ağacının gölgesine gömdüler.. Kurban Bayramının üçüncü günüydü !..    
Naciye Hanım bir süre bekledikten sonra, kocasından umudu kesince, çocuklarını yanına alarak İstanbul’a döndü ve Enver Paşa’nın kardeşi Kamil Bey ile evlendi. Nikahlarını da son Halife Abdülmecid Efendi kıydı…
Sonra, hilafet kaldırılınca, Naciye Sultan’ın 28 yıl sürecek olan ikinci gurbet hayatı başladı.. 1939′da çıkarılan özel bir kanunla çocukları tekrar yurda döndü. Bu kez de yıllarca çocuklarından ayrı kaldı.. 
1952′de Demokrat Parti’nin çıkardığı bir kanunla çocuklarına, torunlarına ve doğduğu topraklara kavuştu.. Tarih 4 Ağustos 1952 idi.. Enver Paşa’nın ölümünün 30. yıldönümüydü !..
Birbirlerinin yüzünü görmeden evlenen Naciye Sultan ile Enver Paşa’nın aynı topraklarda bir araya gelmesi için ise, 1996 yılını beklemek gerekecekti !.. Çünkü, Paşa’nın cenazesi, ölümünden 74 yıl sonra, Tacikistan’dan alınarak resmi bir törenle Türkiye’ye getirildi..



CAN DÜNDAR’IN “YÜZYILIN AŞKLARI” ADLI KİTABINDAN DERLENMİŞTİR..  

Leave a reply:

Your email address will not be published.