635 ) ABBAS HİLMİ PAŞA’YA SUİKAST GİRİŞİMİ

    

Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa (yukarıda), yazı İstanbul’da geçirmektedir. Protokol gereği, Osmanlı sadrazamı Said Halim Paşa’(yukarıda sağda) 
25 Temmuz 1914 günü ziyaret eder.
Mısır Hıdivi, Osmanlı sadrazamının amca torunudur. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın ölümünden sonra oğulları İbrahim ve Halim Paşalar arasında saltanat kavgası başgöstermiş ve “İbrahim kolu” ile “Halim kolu” olarak ikiye ayrılmışlar, birbirlerine düşmanlık beslemeye başlamışlardır. Abbas Hilmi Paşa, “Halim kolu”nun temsilcisidir.. Said Halim Paşa ise, Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın dördüncü oğlu olan Abdülhalim Paşa’nın oğludur..
Ziyaret, protokol kuralları çerçevesinde gerçekleşir. Protokolde Sadrazam ve Şeyhülislamdan sonra, nazırlardan önce yer alan Hıdiv, Babıali’ye gelişinde askeri törenle karşılanır, giderken yine askeri törenle uğurlanır. Görüşmede Dahiliye Nazırı Talat (Paşa) Bey de hazır bulunmuştur. Abbas Hilmi Paşa şimdi de Şeyhülislamı ziyarete gitmektedir..
Arabası Babıali’den çıkarken, kendisini görmek üzere toplanmış olan kalabalık arasından birisi fırlayıp arabaya beş el ateş eder. Tabanca sesini duyunca ayağa fırlayan Abbas Hilmi Paşa iki kurşunla sağ yanağından ve sağ bileğinden yaralanır. Üçüncü ve beşinci kurşunlar, yanındaki damadı (eski sadrazamlardan Avlonyalı Ferid Paşa’nın oğlu) Celaleddin Paşa’nın (Vlora) baldırına ve kasığına saplanır.
Soğukkanlılığı elden bırakmayan Abbas Hilmi Paşa, kılıcını çekerek tören için orada bulunan süvari, jandarma ve polis birliklerine saldırganın yakalanmasını emreder. Arabacısı da atları kamçılayarak son hızla yukarıya, Cağaloğlu’na doğru ilerler..
Bir sivil polisin yaralandığı kısa çatışma sırasında saldırgan, sol memesi üzerinden ve yanağından iki kurşun yarası alarak yere düşer ; birkaç dakika sonra ölür..

Resmi açıklamaya göre olay, siyasal amaçlı değildir. Öldürülen saldırgan, Mahmud Mazhar (yukarıda), Ticaret-i Bahriye Mektebi (Deniz Ticaret Okulu) öğrencilerindendir ; dört yıl önce ölen Mısırlı yargıçlardan Mazhar Efendi’nin oğludur. Sık sık sinir bunalımı geçirdiği, birkaç kez intihar girişiminde bulunduğu saptanmıştır. Tutuklanan kimi “şüpheli” Mısırlılar da, olayla ilişkileri bulunmadığı anlaşıldığından, salıverilmişlerdir.
Said Halim Paşa, aralarındaki düşmanlığı unutup, yaralı Hıdiv’e yakın ve sıcak ilgi gösterir. Enver Paşa da, Kolordu başhekimiyle birlikte Hıdiv’in evine giderek geçmiş olsun dileğinde bulunur. Ancak Hıdiv ailesi suikastı Said Halim Paşa’nın yaptırdığına inanmaktadır..

Teşkilat-ı Mahsusa, İttihat ve Terakki tarafından kurulmuş bir örgüttür. Bugünkü MİT’in ve askeri haberalma biriminin görevlerini üstlenmiştir. Ancak, reisi Kuşçubaşı Eşref’in anlattıkları, bugün “kontrgerilla” denilen örgütün eylemlerine benzer eylemlere de yöneldiğini ortaya koymaktadır.
Eşref Sencer Kuşçubaşı’nın “Tarihe Benden Haberler” dosyalarından alındığı kaydıyla Midhat Cemal Kuntay tarafından yayımlanan yazıda şunlar açıklanıyor :

“Abbas Hilmi Paşa halife olmak arzusunda idi (…) Teşkilat-ı Mahsusa’mız, Hıdiv’in maksadını öğrenmiş, kendisini adım adım takibe başlamıştı. O günlerde Hıdiv, Asir’de ordumuzu isyanıyla meşgul eden Seyyit İdris’e, meşhur Arap ayrılıkçısı Doktor İzzet el-Cündı eliyle Arap hilafet sancağı, kılıçlar, para ve propaganda kitapçıkları göndermek üzeredir. Bu ‘hediyeler’, Doktor İzzet’in kardeşi eczacı Cevdet el-Cündı’nın kalmakta olduğu Kahire’deki Otel Royal’deki dairesinden Teşkilat-ı Mahsusa’nın Mısır şubesi tarafından kaçırılıyor. Ele geçen belgelerden birinde, geleceğe ait hazırlıkları da ortaya koyan geniş bir plan vardır. Bu ikiyüzlü ve tehlikeli siyaset, Teşkilat-ı Mahsusa’nın zorunlu makam sahiplerine, Abbas Hilmi Paşa’yı zararlı eylemlerinden alıkoyacak bir çare bulmalarını zorunlu kılıyor. Ne yapmak lazım ? Teşkilat-ı Mahsusa’sımızın Mısır şubesinde görevli olan ünlü bilgin ve Mısır Birliği hareketinin müstesna kişisi olan Abdülaziz Çaviş ile Doktor Ahmed Fuad, Hıdiv’in şahsen siyaset sahnesinden çektirilmesinde ısrar etmektedirler. Sonunda şöyle bir tedbir düşünülüyor : Hıdiv’e bir suikast düzenlenecektir. Hıdiv öldürülmeyecek, yaralı olarak bir süre eylemden alıkoydurulacaktır. Bunu da, o tarihte İstanbul’da sayıları çok olan Mısırlı yüksek öğrenim öğrencilerinden Mahmud Mazhar üzerine aldı. Kara ve hazırlıktan ne Said Halim Paşa’nın, ne de Teşkilat-ı Mahsusa’nın doğrudan doğruya kendisine şeklen bağlı olan Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın, ne de İttihat ve Terakki’nin nüfuzlu lideri Talat Paşa’nın bilgisi vardı. Böyle bir haber verme sonucunda işe engel olunacağını bilen Teşkilat-ı Mahsusa’nın özellikle Mısır kolu, bunu kendisine ait bir olay saymış, hazırlığını tam bir gizlilik içine tamamlamıştı..”

Bu, yalanlaması da doğrulanması da olanaksız bilgi, cevaplanması mümkün olmayan birçok soruyu da birlikte getirmektedir..

Kuşçubaşı Eşref Sencer, 1931′de Atina’da kendisini ziyaret eden, Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’nın en yakın adamı ve mutemedi olan, Nafi Bey’e, suikast olayından, ne Said Halim Paşa’nın, ne Enver ve Talat Paşaların, ne de hükumetin haberi olmadığını güvence vererek açıklamıştır.. Bunun üzerine üzüntüye kapılan Nafi Bey, sayıklar gibi, “Vah vah.. Bir masumun kanına girildi.. Yazık oldu.. Hata ettik..” diyor. Bu itirafın içyüzünü de Eşref Bey, yıllar sonra Mısır’ın tanınmış gazetecisi ve siyaset adamı Mehmet el-Sabah’tan öğreniyor..
Said Halim Paşa, 6 Aralık 1921 günü, Roma’da, Nafi Bey’in bulduğu bir kiralık katil tarafından öldürülmüştür. Katil İtalyan uyruğuna geçmiş bir Bulgardır ve uluslararası bir örgüt olan İtalyan Carbonieri tarafından yetiştirilmiştir. Onunla değil, “menajeriyle” bağlantı kurulmuş, paranın bir bölümü Bulgaristan’da verilmiştir.    

ALPAY KABACALI’nın, “Türkiye’de Siyasal Cinayetler” adlı kitabından alıntıdır..
      

Leave a reply:

Your email address will not be published.