633 ) SULTAN HAMİD’E BOMBALI SUİKAST !..

Sultan Abdülhamid’e suikastta bulunmak üzere çeşitli tasarılar yapıldığı bilinmektedir. Özellikle Jön Türkler, onu ortadan kaldırmanın yollarını çok aradılar ; Avrupa ve İstanbul’da birtakım hazırlıklar yaptılar. Bunlar tasarı aşamasından girişim aşamasına bile geçirilemedi. 
Ermeni komitecilerinin “Bomba Olayı” adı da verilen girişimi ise, Abdülhamid’in birkaç dakikalık gecikmesi yüzünden başarısızlıkla sonuçlandı. Ancak, olay sırasında 26 kişi öldü, 58 kişi yaralandı, 20 at telef oldu, 17 araba parçalandı..
Ermeni komitecilerinin amacı, padişahın ölümü üzerine çıkacak kargaşalıktan, Babıali’nin şaşkınlığa düşmesinden yararlanarak, elçilik, banka, kulüp, köprü, tünel vb. yerli ve yabancı kuruluşları, yapıları bombalayıp ülkede düzen ve güvenliği ortadan kaldırmaktı. Bunun sonucunda Avrupa devletlerinin işe karışacağını ve azınlıkların isteklerinin Osmanlı Devleti’ne kabul ettirileceğini umuyorlardı..
Yüzyıllar boyu kardeşçe yaşamış olan Türklerle Ermeniler arasında, Avrupa devletlerinin Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalama amacına dayanan kışkırtmaları sonucu, bir süreden beri düşmanlık tohumları ekilmiş, çeşitli bölgelerde (Erzurum, 1890 ; Merzifon, Kayseri, Yozgat, 1892-93 ; Zeytun, 1895 ; Van, 1896 ; Sason, 1903-1904, vb.) ayaklanmalar baş göstermiş ; İstanbul’da da 1890′daki Kumkapı olayları ; 1895′deki Babıali mitingi, 1896‘da Osmanlı Bankası’nın basılması gibi kargaşalıklar çıkmıştı. Osmanlıların “millet sistemi” içinde bir arada yaşayan bu insanlar arasındaki kanlı olaylar sırasında kuşkusuz ki birçok siyasal cinayet de işlenmişti..
Ermeniler bütün bireyleriyle olayların içine çekilmek isteniyordu. Ancak olaylara öncülük edenler, “komiteci” denilen teröristlerdi. Bunların asıl amaçları, bir Ermeni krallığı kurulmasıydı. Birçok Avrupa ülkesinde bu komitecilere çeşitli yollardan yardımda bulunan çevreler vardı..



Ülke dışında yapılan birtakım toplantılardan ve uzun bir hazırlık döneminden sonra girişilen suikast sırasında olup bitenler şöyle özetlenebilir :
Sultan Abdülhamid, diğer Osmanlı padişahları gibi, cuma namazını camide kılardı. Bu törene “cuma selamlığı / selamlık resmi / selamlık resm-i alisi” gibi adlar verilirdi. Kuruntulu padişah uzak bir semte gitmek istemediğinden, tören Yıldız Sarayı’nın kapısından 300-500 metre uzaklıktaki Yıldız Camisinde düzenlenirdi. 
“Caminin yeşil parmaklıklı bahçe kapısının karşısındaki binalar saray mensuplarının, muhafızların, ağaların daireleri idi.. Yolun iki tarafına padişahın muhafızları, süvari ve piyade hassa askeri iki sıra dizilir, mızıka Marş-ı Sultani’yi çalar, devlet ileri gelenleri, askeri komutanlar bu törende hazır bulunurdu. Belirli ve alışılmış kişilerden başka kimse cuma namazı için padişahla beraber camiye giremezdi. Her tarafta bendeler, hafiyeler, sivil polisler vardı..”
(SAMİH NAFİZ TANSU -Anlatan : Hüsamettin Ertürk- “İki Devrin Perde Arkası”)

O gün de saltanat arabasıyla camiye gelen Abdülhamid, namaz kılındıktan sonra bahçeye indi. Her zamanki gibi iki yanında selama duranlar arasından geçerek arabasına binecek, hemen geri dönecekti. Ancak, ya Şeyhülislam Cemaleddin Efendi yolu üzerine çıkarak bir şeyler anlatmaya başladı, ya da Sultan Hamid onu görünce konuşmak gereğini duydu. 

(EK NOT : “Harbiye Mektebinde sınıf arkadaşlarımızdan Kırşehirli Rıza’yı ikna ettik.. ‘Padişahım çok yaşa’ duasıyla Sultan Abdülhamid’in merakını tahrik edecek hareketler yapan Rıza, hazırlanan istidayı Hünkara sunmak istedi ve bunu başardı da. Fakat Sultan’ın camide alışılmışın da dışında birkaç dakika fazla kalmasını gerektiren bu hareket, hakkında yapılan suikasttan hayatını kurtarmıştı. Çünkü Jores’in 21 Temmuz 1905 tarihinde padişaha karşı kullandığı ayarlı bomba, tam bu sırada patlamış ve Rıza, Sultan Hamid’in kurtulmasına istemeyerek sebep olmuştu..” AHMET BEDEVİ KURAN’ın, “Osmanlı İmparatorluğu’nda İnkılap Hareketleri ve Milli Mücadele” adlı kitabında yer alan bu satırlar ; Mekteb-i Harbiye öğrencileri arasında kurulan “İhtilalci Askerler Cemiyeti”nin Ermeni komitecileriyle işbirliği yaptığı sonucuna götürüyor. Bu konuyla ilgili başka hiçbir bilgi ve belge yoktur.)

Sultan, böylece, her zamankinden biraz daha geç kalmış oldu. Tam o sırada korkunç bir patlama duyuldu ve her şey birbirine karıştı. İnsan kol ve bacakları, araba parçaları savruldu, ortalık toz duman içinde kaldı.. Padişahın en sadık kulları başta olmak üzere herkes kaçışıyordu. Camiye sığınanlar vardı..
Sultan Abdülhamid hiç kımıldamadan olduğu yerde kalmış, çevresinde olup bitenleri izlemişti. Biraz sonra, ortalık yatışır gibi olunca, arabasına bindi ve her zamanki gibi arabayı kendisi kullanarak, seyredenlerin ve askerlerin alkışları arasında Yıldız’a doğru ilerledi. Tören dairesinin önünden geçerken elçiler tarafından selamlanan Padişah, her cuma olduğu gibi yine Çit Köşkünde elçileri kabul etti. O gün ve ertesi sabah, geçmiş olsuna, kutlamaya gelenlerle ilgilendi. Avrupa devletleri hükümdarlarından da kutlama telgrafları geliyordu..
Mabeyn Başkatibi Tahsin Paşa’ya göre o gün padişahı en çok düşündüren konu, bomba patladıktan sonra çıkan kargaşa sırasında Arap taburu erlerinden birinin şaşkınlıkla havaya bir el silah atması olmuştu..
İlk önlem olarak taşıtların aranması buyruğu verilmişti. Padişah, hemen olayı soruşturmakla ve suçluları cezalandırmakla görevli bir kurul oluşturdu. Başsavcı Necmeddin Molla Bey ile kendisine bağlı paşalardan Necib Melhame’nin de içinde bulunduğu bu komisyon hemen çalışmaya başladı ve o gün ilk ipucunu ele geçirdi. Yıldız’dan Beşiktaş’a inerken bir lastik parçası bulmuşlardı. Bu, o tarihe kadar eşini benzerini görmedikleri bir araba tekerleği lastiğiydi. Araştırmalar sürdürülerek araba parçaları elde edildi. Bunlar arasındaki “Nesel Dofer” sözüyle 11123 rakamı olayın aydınlatılmasına büyük katkıda bulundu..
Komisyonun hazırlayıp bastırarak Sultan’a sunduğu 75 sayfalık, planlar eklenmiş raporda, olay bütün ayrıntılarıyla anlatılmaktadır. (“Temmuzun Sekizinci Cuma Günü Selamlık Mevki-i Alisinde İcra Kılınan İşti’al-i Cinai Hakkında Ba İrade-i Seniyye-i Hazret-i Hilafetpenahi Teşekkül Eden Komisyon-ı Mahsus Tarafından İcra Kılınan Tahkikatın Fezlekesidir.”  İstanbul 1321/1905)


Uluslararası boyutları da bulunan bu suikast girişiminin aşamaları şöyle özetlenebilir :
Suikast hazırlıkları yapmak üzere 1905 Ekim ayında İstanbul’a üç komiteci gelir. Baku Ermenilerinden ve “Troşak Cemiyeti” yönetim kurulu üyelerinden “Hristofor Mikaelyan” kod adlı Simoil Kayın, Rus Ermenilerinden “Safo” kod adlı Konstantin Kabulyan ve Simoil Kayın’ın kızı olarak tanıtılan Robina Kayın..
Beyoğlu’ndaki Moraviç apartmanını kiralayan ve burada üç ay yaşayan üç komiteciye, Belçikalı anarşistlerden Edward Joris de katılır. Orada planlarını, hazırlıklarını tamamlarlar ; kendilerine yardımcı olacak kimseleri bulurlar. Joris kuşkuyu çekmemek için Singer fabrikalarında memur olarak çalışır, ötekiler Avrupa’ya gidip iki ay sonra dönerler..
Joris’in çabalarıyla “Tedarik ve İcraat Komitesi” adı altında İstanbul’da oluşturulan terör örgütünde Arnavutköylü Viram Sabuh Kendiryan, arabacı Jorj Petri Varşamof, Karabet Ohannes, Haçik Kaptanyan, Tiflisli Madam Ancuva, Silvio Ricci, arabacı Serkis, seyis Yervant Frankolyan, Cercle d’Orient kulübünde hademe Bitlisli Manok vb. kişiler yer almaktadır..
Simoil Kayın, Robina Kayın ve Madam Sofi Liparis, iki kez Yıldız’a giderek yabancılara ayrılan bölümden selamlık törenini izlerler ve şu sonuca varırlar : Abdülhamid, binek taşından arabaya bindikten bir dakika kırk saniye sonra caminin dış kapısı önüne ulaşmaktadır. Bundan şu sonuç çıkarılır : O dönemdeki teknikle, bir saatli bomba padişahın arabaya bindiği anda çalıştırılır ve bir dakika kırk saniye sonraya ayarlanırsa, Padişah caminin kapısı önüne geldiği anda, yanındaki kişilerle birlikte havaya uçacaktır..
Bu incelemeden sonra Viyana’ya giden komiteciler, oradaki Nesel Dofer araba fabrikasına, çizdikleri tasarıma uygun olarak yapılmak üzere, fayton siparişi verirler. Araba, her kılığa girebilen ve değişik kod adları taşıyan Silvo Ricci aracılığıyla, gümrük memurlarına rüşvet verilerek parça parça gümrükten geçirilir. 
Gümrükten geçen parçalar, Mıgırdıçyan’ın kardeşi Ohannes, yeğeni Hovsep ve seyis Yervant’ın yardımlarıyla, Şişli’deki bir ahıra götürülür ve monte edilir. Olay sırasında ve daha sonra kullanılması tasarlanan 148 kilo tutarındaki “Milinit” adlı patlayıcı madde de değişik yerlerde depo edilir. 
Soruşturma kuruluna daha sonra itiraflarda bulunan Belçikalı anarşist Joris, baskı rejimlerine ve baskıcı hükümdarlara düşman olduğunu, kendisinden yardım istenince elinden geleni yaptığını ; evinde düzenlenen toplantılarda olayın planlandığını anlatır. Eşi de kendisine yardımcı olmaktadır. 
Komite hakkında bütün bilgilere sahip bulunan tutuklu sanıklardan Hacı Nişan Minayan ise, soruşturma kurulunca daha fazla sıkıştırıldığında, itirafta bulunmamak için ayakyolunda bir teneke ibriği kullanarak bilek damarlarını ve karnını keserek intihar eder..

Araba, 80 kilo patlayıcı madde ve 20 kilo demir parçası yerleştirildikten, patlamayı sağlayacak olan ve Fransa’dan getirtilen mekanizma (buna “Machine İnfernale” / Cehennem Makinesi adı verilmişti) monte edildikten sonra, ünlü tuluatçı Kel Hasan Efendi’den satın alınan atlarla Yıldız Camisinin dış kapısı karşısına götürülüp bırakılır. Padişah caminin kapısında görüldüğü anda “Cehennem Makinesi”ni 1 dakika 42 saniye sonra patlamak üzere ayarlayan Kristofor Mikaelyan kaçamaz ve patlama sırasında orada ölür..

Soruşturma sırasında olayda parmağı olanlar birer birer ortaya çıkarılır ve tutuklanırken Yervant, Jorj Petri, Varşamof, Madam Sofi, Mıgırdiç ve Mikaelyan’ın kızı Matmazel Robina Kayın yurt dışına kaçarlar..
Geri kalanlar idam cezasına çarptırılır. Sultan Abdülhamid, her zaman olduğu gibi bunları yaşam boyu hapis cezasına çevirir..
Mabeyn Başkatibi Tahsin Paşa, “Abdülhamid ve Yıldız Hatıraları” adlı anı kitabında, olayın birinci derecede suçlularından olduğu kanısına varılarak idama mahkum edilmiş bulunan Belçikalı anarşist Joris’in sonunu şöyle anlatıyor :
“Bir gece Brüksel’den Yıldız’a bir telgraf geldi. Bu telgrafta Joris‘in affı dileniyordu. Telgraf rica ve tehdit ile karışık bir ifadeyle yazılmıştı. (..) Joris hapishane hücresinden alınarak saraya getirildi, padişahla dolaylı olarak görüştü, Ermeni komiteleri aleyhinde çalışmak ve bunların durumları, hareketleri hakkında bilgi vermek üzere para karşılığında Sultan Hamid’in hizmetine girdi, sonra da 500 altın yolluk bağışlanarak Sirkeci’den trene bindirildi ve gitti.. Padişahı öldürmek için görev kabul etmiş olan Joris, suikast başarıya ulaşamayınca, çok geçmeden Abdülhamid’in hafiyeliğini alarak Avrupa’ya gitti ve hayli hizmet de etti..” 

(ALPAY KABACALI, “Türkiye’de Siyasal Cinayetler”)

Leave a reply:

Your email address will not be published.