631 ) TÜRKÇÜLÜĞE ÖNEM VEREN, POLONYALI BİR OSMANLI PAŞASI !..



Asıl adı Constantin Borzecki olan Mustafa Celaleddin Paşa Lehistanlıdır. 1848 ihtilalinin başarısızlığa uğraması üzerine Türkiye’ye sığınır, İslamiyeti kabul eder ve orduya alınır. Harita çizimindeki ustalığı bu görevlendirmede etkili olur. Latince, Fransızca, Almanca, Rusça bilen aydın bir okuryazardır. Sığındığı ülkeye yürekten bağlı kalır. Ünlü şair Nazım Hikmet’in de büyük dedesidir.. 
Nazım Hikmet onunla ilgili bir şiirinde ; 
“Göğsümü kabartmıyor değil
Dedelerimizden birinin Lehli oluşu…” der. 

Mustafa Celaleddin Paşa, 1869 yılında Fransızca “Eski ve Modern Türkler” (Les Turcs anciens et Modernes) kitabını yazdı ve Sultan Abdülaziz’e sundu. Kitabın saray katında nasıl yankı yaptığı bilinmiyor. Kitap, ertesi yıl ikinci kez Paris’te basıldı ; fakat kütüphanelerde nüshası nadirdir. Atatürk’ün okuduğu ve not aldığı nüsha Anıtkabir Kütüphanesi’ndedir. 

Mustafa Celaleddin Paşa ile ilgili en ayrıntılı bilgiyi Yusuf Akçura’ya borçluyuz. Akçura, 1928 yılında yayımladığı “Türk Yıllığı”nda Türkçülük fikrinden ve akımından söz ederken onun üzerinde durmuştur. Akçura’nın, Mustafa Celaleddin’in oğlu Enver Paşa’yı tanıdığını, ondan gerekli bilgileri aldığını söylemek doğru olur..

Mustafa Celaleddin Paşa, geniş ölçüde Avrupa kaynaklarına dayanarak bütün Türkçülüğün ve Türk kavimlerinin tarihini özetlemiştir. İzmir Propaganda Koleji öğretmenlerinden Nassif Mallouf’tan da bilgi sahibi olmuştur. Mallaouf’un, Osmanlıca bir gramer ve Fransızca-Türkçe bir sözlük yanı sıra pek çok eseri vardır. 
Dönemin büyük tarihçisi ve bilgini Cevdet Paşa’dan da bahsettiği bu kitap yazıldığı sırada Türkiye’de henüz güçlü bir Türkçülük akımı yoktu. Abdülaziz döneminde başlayan Türkçülük hareketi, İkinci Mahmud döneminin bir devamı idi. Türkçeye önem verilmesi işin özüdür. Cins ve mezhep farkı gözetmeksizin haklar yönünden eşit bir uyruk yaratmak istendiği zaman ortak dilin Türkçe olması uygun görüldü. Böylece, Türkçe ön plana çıktı..
Mustafa Celaleddin Paşa, Türkçenin eskiliği, zenginliği ve diğer diller üzerindeki etkisini araştırmıştır. Hatta harflerin ıslahından bahseder. Oğluna Latin harfleriyle Türkçe mektuplar yazar. Yine belirtelim ki, Arap harflerinin yetersizliği daha o dönemde anlaşılmış ve bu konuda tartışmalar başlamıştı..

Kitabın bir başka özelliği, yazarın, Touro-Aryen kuramını ortaya atmasıdır. Yusuf Akçura’ya göre bu, “Avrupa ahalisinin ırkçı husumetlerini eksiltmek amacına yöneliktir.” Fakat sağlam kanıtlar göstermediğini söyler. Bilimsel yöntemlere pek uyduğu söylenemez. Fakat diğer buluşları, insan düşüncesini pek uzaklara götüren unsurlar taşır.. Gerçekten birtakım Türkçe sözcüklerin Latince ve Grekçe karşılıkları pek inandırıcı değildir. 

Mustafa Celaleddin Paşa’nın, Osmanlıların durumu üzerine verdiği bilgiler önemlidir. Hristiyanlardan asker alınması tartışılan bir konuydu. O, bunu doğru bulmaz, Üçüncü Selim’le başlayan, İkinci Mahmud ve Tanzimat’la devam eden yenilik hareketleri üzerinde durur.. İmparatorluğun uluslararası törelerle bütünleşmesini ve Türkiye’nin Batı’ya doğru yönelmesini olumlu bulur. Avrupa etkisinin artmasını tehlikeli saymaktadır. Bu, yerli sanayii çökertmiştir. Ayrıca, kadınların eve hapsedilmelerinin anlamsızlığını vurgular..

İkinci Mahmud’un reformlarıyla Çar Petro’nun yaptıklarını karşılaştırır. Kapitülasyonların kaldırılmamasını bir yanlışlık olarak kabul eder. Temsil sisteminin gelişmesini, büyük ölçüde Midhat Paşa’ya bağlar. Özellikle onun vilayet yönetiminde yaptıklarını över. Atatürk, Şerafettin Turan’ın belirttiği gibi, Mustafa Celaleddin Paşa’nın yazdıklarında bir dayanak bulmuştur. Enver Ziya Karal der ki : “Bu kitap o devirde Fransızca yazılmıştır ve o devirde ‘ben Türküm’ diyen bir insan da yoktur, Müslüman ve Osmanlı vardır..”

Yani bu adam milliyetçi bir zihniyetle bu kitabı yazmış değildir. Atatürk’ün vasiyeti vardır, bu adamın heykelini dikin, demiştir…



KAYNAK : ZEKİ ARIKAN’ın “Geç Kalan Bir Çeviri” adlı yazısı 

Leave a reply:

Your email address will not be published.