617 ) AVRUPA’DAKİ DEĞİŞİM OSMANLI’YI NASIL ETKİLEDİ ?..

   

Batı ile Doğu arasındaki köprü olmanın avantajını yüzyıllar boyu kullanan Anadolu, 1498 yılında, Afrika’nın güneyinden dolaşarak Hindistan’a ulaşan denizyollarının keşfedilmesiyle bu önceliğini kaybetmiştir..
Denizyollarının birden önem kazanmasında gemi yapımı tekniğindeki gelişmenin büyük etkisi olmuştur. Modern araçlar denizyolunun hem güvenliğini hem de hızını artırmıştır. Ancak bu gelişim, Anadolu’daki transit yollarının tarihine son vermekte, onları kaçınılmaz bir şekilde durgunluğa mahkum etmektedir..
Oysa, Baharat ve İpek Yolları, Osmanlı ülkesi için bir can damarı niteliğindedir. Kervanların taşıdığı mallardan alınan çeşitli harç ve resimler uzun süre devlet gelirinin önemli bölümünü meydana getirmiştir. Transit yolları boyunca kervanların neden olduğu bir ticaretle, kervanların ihtiyacını karşılayan zanaatlar gelişmiş, çok sayıda han ve kervansaray yapılmıştır. Bu yollar binlerce kişiye iş sağlamış, çok önemli bir ekonomik canlılığın nedeni olmuştur..
Deniz yollarının keşfedilip tarihi karayollarının gözden düşmesiyle, Osmanlılar için çok değerli bir kaynak yavaş yavaş kurumaktadır. Anadolu, artık Doğu-Batı ticaretinin başlıca geçit yeri olmak önceliğini kaybetmiştir. Yol boyunca kurulmuş kervansaraylar ve hanlar birer birer kapılarını kapamaktadır. Kervanların ihtiyacını karşılayan uzmanlaşmış köylerde şimdi işsizlik baş göstermekte, o eski canlılık tarihe karışmaktadır..
Anadolu topraklarındaki transit yollarının değerden düşmesi, Osmanlı dengesini sarsan ilk darbeyi meydana getirmiştir. Devlet büyük bir gelir ve hareket kaynağından yoksun kalmış ; yolların çevresinde oluşan yeni işsiz yığınları, zaten patlama durumundaki nüfus artışını bir kat daha tehlikeli kılmıştır..
Ekonomik canlılığın sonucunda Avrupa’nın hammadde ihtiyaçları çok büyümüş, enflasyonun da etkisiyle fiyatlar yükselmiştir. Bu gelişmeden ötürü, Osmanlı ülkesi Batı için çok elverişli bir hammadde kaynağı oluvermektedir. Batı, artan ihtiyacını bu yakın kaynaktan karşılayabilecektir. Ayrıca, ödeyeceği fiyat kendi ölçüleriyle düşük olmasına rağmen, değerli maden darlığı çeken Osmanlılara çok yüksek gözükecek, dolayısıyla, istenen maddeler kolayca Batı’ya akacaktır.
Ancak bu gelişme, Osmanlılarda hammaddelerin pahalılaşmasına, darlığa, zanaatların duraklamasına yol açmaktadır. Aynı durumun daha tehlikeli bir benzeri hububat ve hayvancılıkta belirmektedir. Batı tüccarı Osmanlı sistemini altüst eden fiyatlar vererek bu maddeleri alıp memleketine göndermektedir. Devletin bütün yasaklamalarına rağmen bu akışın düzenini ve sürekliliğini kaçakçılar kolayca sağlamaktadır. 



Çok zengin Avrupa alıcısının piyasaya girmesi, Osmanlılarda zaten var olan para ve kaçakçılık sorunlarıyla birleşince, memlekette görülmemiş bir pahalılık, hammadde darlığı ve yiyecek sıkıntısı başlamaktadır.
1450-1550 döneminde şaşılacak derecede istikrar gösteren fiyatlar, dış talebin arttığı 1550 yılından sonra, narha ve değişmezliğe dayanan Osmanlı ekonomisinin çerçevesinde korkunç sayılabilecek bir tempoyla yükselmektedir : Profesör Mustafa Akdağ’ın devrin kayıtlarından çıkardığı rakamlara göre, buğdayın kilesi (37 litre) 1450 yıllarında 2-3, 1550’de 3, 1585’de 20-40 akçedir. Koyun 1450-1550 yıllarında 20-30 akçe iken 1595’de 70-80 akçeye çıkmıştır..
Anadolu’yu kaplayan bu pahalılık dalgası ilerideki büyük karışıklıkların da ortamını hazırlamaktadır..
Zanaatların hammaddesi olmaları gerekçesiyle dışa satımı yasaklanan mallar da Avrupalı alıcının verdiği yüksek değer karşısında Batı’ya kaçırılmaktadır. Buğdayın, gıda maddelerinin ve canlı hayvanın yanı sıra, deri, yün, balmumu, pamuk, ipek, kereste, bakır ve zift sürekli olarak yurtdışına giden, dış talep çokluğu nedeniyle fiyatı yükselen maddelerdir. Türkiye’de esnaf, işleyecek hammaddeyi yeterince bulamamakta, bulsa bile yüksek fiyatından ötürü alamamaktadır..
Bu durum, esnafın sürekli şikayetlerine yol açmaktadır. Hükumet, darlığı önlemek amacıyla “madrabaz”ların piyasadan mal toplayıp kaçakçılara satmalarını önlemeye çalışmış, başaramamıştır. Şikayetlerin sürekliliği üzerine dışa satımı yasaklanan maddelerin listesi genişletilmiştir : Hububat, barut, silah, at, koyun, pamuk ve ipliği, kurşun, balmumu, sahtiyan, donyağı, koyun derisi, zift, kereste, meşin de bu yasak maddelere eklenmiştir. Ancak, kaçakçılığın kolayca yapılabilmesi alınan önlemleri yetersiz kılmaktadır. Bu dönemde esnafın çektiği sıkıntıyı, hammadde darlığından ötürü üretimin azalmasını ve şikayetleri gösteren çok sayıda örnek vardır :”1567’de Hükumet, Ege dokumacılarına 150 bin kadar yelken bezi sipariş ettiği zaman, ipliklerin Avrupalı tüccara satılması yüzünden, esnaf, bu kadar bezi veremeyeceklerini bildirmekte gecikmemiştir..”
Büyük şehirlerdeki dokumacılar, hammadde sıkıntısının yanı sıra değişmeyen narhtan da şikayetçidir. Maliyetin artmasına rağmen satış fiyatını ve kalite gereğini sabit tutan katı bir fiyat politikası, kaçak mal yapımı ve satışını teşvik etmiştir. 
Avrupa’nın zenginleşmesi sonucunda Türk zanaatının baltalanması, dışa yönelen hammaddelerin yanı sıra ticaretin biçim değiştirmesinden de ileri gelmektedir. Kaçan malların karşılığı her zaman para olarak değil, Osmanlıların kendi piyasasında Osmanlı üretimiyle rekabete girecek yapılmış eşya olarak da alınmakta, bu durum yerli malların sürümünü azaltmaktadır. Profesör Ömer Lütfi Barkan, ticaretin bu niteliğini şöyle naklediyor
“Gerçekten bu devirde dış ticaretimizin mahiyeti bir hayli değişmiştir. O zamana kadar yalnız sınırlı bir zümrenin lüks ihtiyaçlarına cevap veren, hacmi ve mahiyeti itibarıyla da yerli sanayiye rakip olacak bir önem arz etmeyen mamul eşya ithalatı, bu defa sömürge ticareti ile kapitalist metotlarla büyük çapta organize edilmiş olmanın sağladığı gelişmiş teknik ve ticari yeniliklerle tehlikeli bir rakip haline gelmişti. Yeni şekilleriyle ithal malları, geniş halk kitlelerinin ihtiyacına cevap verecek ucuz, göz alıcı yeni moda kumaşlarla, Avrupa’da yine bu devirde büyük ilerleme kaydetmiş olan madeni eşya gibi, gün geçtikçe daha fazla ihtiyacımız olacak şeyler idi..
“Aynı şekilde, yeni ticari ilişkiler dengesinde eskiden belli başlı ihraç mallarımız arasında buluna sof kumaşlar ; kadife, ipekliler, halı, şap, boya, bakır kabı ve deri eşyanın sürümleri de gittikçe daralmaktaydı. Eskiden sattıkları bazı lüks eşya ve maddelere karşılık bizden pahada ağır değerli kumaşlar satın alan Avrupalılar bu defa bizden yalnız ucuz fiyatla hammadde topluyorlar ve bu hammaddeyi mamule çevirme metotlarının, ticari organizasyonlarının ve nakliyat servislerinin üstünlüğü sayesinde tekrar bize satarak, Türk yerli sanayisi zararına iş hacimlerini ve ticari karlarını her gün daha fazla artırıyorlardı..”



Şehirleşmeye başlayan Batı’da tarımsal tüketimi dışarıdan sağlamak zorunluluğunun doğması ve Avrupa tüccarının çok fiyat verebilmesi, 1550 yıllarından sonra Anadolu’da görülmemiş bir hububat ve hayvan kaçakçılığına ; kıtlığa ve pahalılığa yol açmıştır. Kısa bir süre içinde buğday fiyatları Orta Anadolu’da 4 kat, kaçakçılığın yaygın olduğu sahil bölgelerinde 8-10 kat yükselmiştir..
Osmanlı’da ekonomik denge, hassas noktaları hayli tehlike gösteren bir yapıya dayanmaktadır. Para sistemi sağlıklı değildir ; kaçakçılığa karşı güçsüzdür ; devletin görevlerine göz dikmiş, gereğinde Batı tüccarıyla işbirliği yapabilecek çapta bir servet birikmektedir ; toprak ve yönetim düzenini sarsabilecek tehlikeler mevcuttur. Osmanlı yönetimi, hem yeni durumlara ayak uyduracak esneklikten yoksundur ; hem de yanlış çözümlere gidecek kadar kendi temel dayanaklarının öneminden habersizdir. Bütün bunların yanı sıra, devleti temsil eden yüksek memur ve askerlerin bireyci ekonomik güçlere dönüşmelerine imkan tanıyan uygulama örnekleri de vardır.
Ama işin asıl önemli yanı, devletin darbelere karşı korunmak için kendi temellerini yıkmaya yönelmesi ve böylece, yavaş yavaş geri kalması olmuştur..   


         

Leave a reply:

Your email address will not be published.