615 ) ÖNEMLİ BİR KOMİTE ÜYESİNİN AĞZINDAN 27 MAYIS ARİFESİ !..

Kurmay Yüzbaşı Numan Esin, “Devrim ve Demokrasi, Bir 27 Mayısçının Anıları” adlı kitabında tanık olduğu olayları şöyle anlatmaktadır…

     

Ben, ihtilalden önce 28-29 Nisan Olayları sırasında, Ordu Karargahı’nda Harekat Başkanlığı’nda çalışıyordum. Gençlik ayaklandı, Ankara ve İstanbul’da sıkıyönetim ilan edildi. Sıkıyönetim ilan edilmeyen önceki ilk aşamada ben hep Fahri (Özdilek) Paşa’nın yanındaydım ve her şeyi gayet iyi biliyordum. Herkes şaşkındı. Böyle büyük ölçüde ani bir patlama beklenmiyordu. 
Doğrudan kişisel gözlemlerde bulunmak için, Beyazıt tarafına gittim. Orada iki subaya rastladım. Birisi, sınıf arkadaşım Ümran Şensezgin’di. “Ne duruyorsunuz, ne biçim kurmaysınız, niye önlem almıyorsunuz ?” dedi bana. Kendisi donatım yüzbaşısıydı. “Anladım,” dedim. Derken, Kurmay Binbaşı Şükran Özkaya ile karşılaştım. Bana gülerek, “Ne haber ?” dedi. İyi tanışmıyordum, ama hemen durumu anladım. “Bir şeyler yapın,” dedi. Daha sonra Orhan Erkanlı’yı buldum. Bana dedi ki : “Ankara’ya haber ver ; bugün bu işi bitirelim. Durum gayet uygun. Ben öğrencileri önüme katar, İstanbul’da ihtilali yaparım.” 
Rastladığım iki arkadaş da heyecan içindeydi. Öğrencideki heyecan subaya bulaşmış ve ihtilal ortamı oluşmuştu. Ben o hızla Ankara’yı aradım, fakat bir türlü temas kuramadım. Akşama doğru Ankara’dan adli amir olarak gerektiğinde tutuklama emri verebilecek Hakim Tümgeneral Adil Paşa geldi. Ben şüphelendim, “Niye geldi buraya ? Herhalde hissettiler, peşimize düştüler galiba,” diye..
Fahri Özdilek ile Ankara’dan Salih Coşkun Paşa’nın telefonda konuştuklarını duyunca, kuşkum daha da arttı. Derken, “Genelkurmay Başkanı Ankara’dan İstanbul’a geliyor,” denildi. Nitekim geldi de. 



Orhan Erkanlı, Harp Akademisi’nden sınıf arkadaşımız, Kurmay Yüzbaşı Muharrem Özdoğan’ı benimle irtibat kurmakla görevlendirmiş ; “Cankurtaran” diye bilinen yerde, o gece bekliyorlardı. Onlar aynı zamanda sıkıyönetim tarafından da görevlendirilmişlerdi. İhtilale başlamak için benden işaret bekliyorlardı. Genelkurmay Başkanı, ordu komutanı ve adli hakim, grup haline birlikleri denetlemeye gittiler. Benim aklımdan şu geçti : “Hemen Orhan Erkanlı’ya gideyim, birliği denetlerken bunları tutuklayalım ve ihtilali başlatalım.”  Endişem, bunların erken davranıp bizi tutuklamaları korkusundan kaynaklanıyordu. Genelkurmay Başkanı bizim birliği, yani ihtilal kuvvetini kontrol etmeye geceyarısı niye geliyor ? Bu gibi korkular ihtilalcilerde her zaman olur. Ben orada ciddi bir bunalım geçirdim. O bunalımla serinkanlılığımı kaybedip, arkadaşlarımı etkileseydim, biz o akşam ihtilali başlatırdık. Sonu ne olurdu bilmiyorum, ama böyle bir tehlikeyi zihnimde yaşadım. Neyse ki, kendimi güçlükle frenledim ve onlara hiçbir şey söylemedim. Komutanların gidiş dönüşlerini sürekli izledim. Arkadaşları da uyardım : “Genelkurmay Başkanı geliyor, dikkatli olun,” diye. Bir tutuklama olsaydı, biz ayaklanırdık. O gün ihtilal başlardı ve tabii diğer birliklere de yayılırdı..
Ordunun içerisinde o sırada başka organize bir grup var mıydı, bilemiyorum. Belki vardı, ama bunlar Ankara’da, İstanbul’da olaylara bizim kadar hükmedebilme şansına sahip değildiler. Biz bütün kilit noktalardaki birliklerde örgütlüydük. Bu kilit yerlerdeki çevrelerine söz geçirebilecek durumda olan seçkin subayların küçücük de olsa bir örgüt halinde bulunması, ülkenin şartları ihtilale yaklaştığı anda bir müdahale yapma gücü kazandırıyor.
Birçoğumuz birlik başında bile olmayan, yüzbaşı ile albay arasında küçük rütbeli subaylardık. Nasıl oldu da bu küçücük heyet bu kadar etkin olabildi ve Türkiye’yi 27 Mayıs gibi bir olaya götürebildi ?.. Bu, başlangıçta anlaşılamamıştır. Sanılmıştır ki bu, yıllardır hazırlanan muazzam bir örgüttür. Zamanı geldiği vakit de müdahale ederek problemi çözmüştür. Belki biraz daha derinlemesine düşünenler, bizim bu işi küçük bir grup olarak düzenlemediğimizi ve ordunun diğer kademelerini de etki altına aldığımızı sonradan anlamışlardır..

     

Sekiz aydır görevli olduğum I.Ordu Komutanlığı Karargahında benden başka ihtilalci subay yoktu. 28-29 Nisan Olayları ertesi sıkıyönetim ilan edilince II. Kolordudan Ahmet Yıldız ve 61. Tümenden Mehmet Özgüneş geldiler ve böylece üç kişi olduk..
26 mayısı 27 mayısa bağlayan gece, Harbiye’de I. Ordu Karargahında, ihtilali yöneten çeşitli rütbelerden subaylar toplandık. Orhan Kabibay, Mucip Ataklı, Haydar Tunçkanat, Suphi Gürsoytrak, Ahmet Yıldız, Mehmet Özgüneş, İlyas Albayrak ve Ordu Karargahı Bölük Komutanı Attila (soyadını hatırlayamıyorum) aramızdaydı.
Bu toplantıdan önce Beyazıt’da üniversite bahçesinde saat 20:00 sularında ihtilale katılan başlıca birlik komutanları, tabii en başta Orhan Erkanlı, Ahmet Er, Şükran Özkaya, Abdülvahit Erdoğan, Muammer Şahin ve şimdi hatırlayamadığım 15-20 subay, “ayak divanı” denilebilecek bir toplantı yapmıştık. Toplantıda en yüksek rütbeli subay Yarbay Abdülvahit Erdoğan, “Numan gel bakalım, anlat kim ne yapacak ? Herkes senin ordu adına vereceğin talimata göre hareket etsin” dedi. İhtilal komitesi adına ve Ordu Karargahında çalışan kurmay olarak, ihtilal emirlerini ilgili arkadaşlara talimat olarak verdim. İstanbul’da ihtilal planını, hazırladığım taslak üzerinde Türkeş, Erkanlı ve Kabibay ile tartışarak sonuçlandırmıştık. 
O gecenin parolasını da “Vatan ve Namus” olarak saptadım ve teklif ettim.
O bildiriden itibaren, ihtilal fiili olarak başladı…

     


Leave a reply:

Your email address will not be published.