PAZAR SOHBETİ

   Beni takip eden herkese neşeli ve mutlu bir Pazar günü diliyorum. Beş gündür belki de sizi biraz sıktım bulduğum konularla. Okuduğum kitaplardan yıllar boyunca aldığım notları, ilginç olay ve kişileri başkalarıyla paylaşmak gibi masum istek benimki..
   Pazar günleri ise biraz daha kişisel, daha değişik olayları, duyguları paylaşalım istedim ; hani bazı gazete köşe yazarlarının yaptığı gibi..
   Bugün 1 Mayıs !..Benim için hala “İşçinin Emekçinin Bayramı” ;kimisi için “Bahar Bayramı “.. Neticede yazın habercisi, sıcak günlerin müjdecisi bir gün olması gerekirken maalesef İzmir ‘de kapalı ve puslu bir hava var. Aynı memleketin siyasi ve sosyal havası gibi. Neyse, bunları bırakalım.

   Bedri Rahmi Eyüboğlu’ nun “Dol Karabakıra Dol” adlı kitabından bir dörtlük :
   Biz dünyadan gider olduk
   kalanlara selam olsun
   Ama hep böyle gidecekse bu dünya
   kalanlara haram olsun..
 
   Yaşım 58…Rahmetli Türkeş’in tok sesinden 27 Mayıs bildirisini lambalı radyomuzdan duyduğumda yedi yaşındaydım. Az şeye tanık olmadı bu gözler.. Yine de, “tekrar dünyaya gelsen, hangi 10 yıllık dönemi yeniden yaşamak isterdin ? ” diye sorsalar 1965-1975 dönemini seçerim. Kimbilir, belki buluğ ve ilk gençlik çağımı kapsadığından, belki o dönemin müziğini hala aynı hazla dinlediğimden, belki de henüz az olan trafiğini, kirlenmemiş havasını ve sahillerini, televizyonsuzluğunu ve en önemlisi bozulmamış insanlığı özlediğimden…

   İçim ölmemiş benim
   yaşıtlarım ihtiyarlığı seçtiler
   Ben mi “geçin” dedim yıllara
   kendileri geçtiler !..
 
   Eski Romalılar,”VİKİT” yani “YAŞADI” diyerek duyururlarmış birinin öldüğünü..
 
   İnsanın yaş olarak geldiği bir sınır var.Bu sınırdan itibaren yaşı kendinden küçük veya biraz üstünde olan yakınların ya da arkadaşların  ölümleri sıklaşmaya başladığında bu, insanı yavaş yavaş depresyona götüren bir yolun yapı taşlarını oluşturuyor bence …
 
   Aziz Nesin, “Birlikte Yaşadıklarım, Birlikte Öldüklerim” adlı kitabında şöyle yazar : “Çocukluğumdaki bayram yerlerinde beşik salıncaklar vardı. Salıncaktaki çocukları sallayan salıncakçı bir süre sonra, ‘Tamam yandııı..’ diye bağırırdı. Çocuklar mızıklanırlar, salıncaktan inmezlerdi. O zaman salıncakçı, ‘hadi bu da cabası’ diye bağırır, salıncaktaki çocukları bir kaç kez daha sallardı.
   Bir takım kişiler vardı ki, onlara salıncakçı çoktandır ‘yandııı ..’ diye bağırırmış meğer. Her dostumu toprağa verişte, o ‘yandı’ sesini duyuyorum.Sanki biz, bu ‘yandı’ sesinden sonra, salıncakçının ‘bu da cabası’ dediği son eğlenceyi yaşıyoruz..”
 
   Farkındayım, konu yeniden karamsar bir hal almaya başladı !..
 
   Schopenhauer’ in bir sözünü de araya sıkıştırmadan olmaz : “İnsanın 40 yaşına kadar yaşadıkları bir kitapsa, 40′ ından sonra yaşadıkları da baştan sona o kitabın eleştirisidir.”
   Demek ki ben eleştiri devresindeyim !…

   “Kimi sevsem sensin
   Senden ibaret
   Hepsini senin adınla çağırıyorum
   Kimi sevsem sensin
   Hayret
   İn misin, cin misin anlamıyorum.” ATTİLA İLHAN

    Çok hoşuma giden bir fıkra ile bugünü kapatayım istiyorum :

   Wilson adında bir çivi fabrikatörünün reklama ihtiyacı vardır.Bu konuyu açtığı pazarlamacı bir arkadaşı “Wilson Çivileri” diye bir reklam hazırlayabileceğini söyler ve “Bana bir hafta ver, sana reklam filmi kasetiyle döneceğim” der.Gerçekten bir hafta sonra hazırladığı kasetle birlikte Wilson’u görmeye gelir. Kaseti videoya koyar ve çalıştırır. Filmde, Hz.İsa’yı çarmıha çivilemekle meşgul bir Romalı asker yüzünü kameraya çevirir ve “Wilson Çivileri kullanın, onlar her şeyi taşır” der. Wilson çılgına döner, “Senin problemin ne ? Bunu asla TV’de göstermezler. Sana ikinci bir şans daha veriyorum ama kesinlikle Romalıların İsa’yı çarmıha germesi gibi şeyler istemiyorum. ” İkinci hafta pazarlamacı başka bir kasetle gelir.Bu sefer filmde kamera şehrin dışından merkeze doğru yaklaşır ve çarmıha gerili İsa’nın önünde durur. Romalı bir asker yukarı doğru bakar ve “Wilson Çiviler her şeyi taşır,” der. Wilson kendini tutmaya çalışarak,”sen beni anlamıyorsun, çarmıha gerili İsa istemiyorum. Sana son bir şans daha veriyorum ve bir hafta içinde yayımlanabilecek bir reklam ile gelmeni istiyorum,” der.Bir hafta daha geçer ve pazarlamacı uzmanı yeni bir kasetle gelir. Bu defa görüntüde saçları uzamış, çıplak bir adam nefes nefese koşmakta, bir grup Romalı asker de peşinden kovalamaktadır. Tepenin başına gelirler ve askerlerden biri kameralardan birine dönerek şöyle der : “Keşke Wilson Çivileri
kullansaydık !..”

   “Arzuladıkça kulunum          
    Arzulandıkça kölen..” B. R. EYÜBOĞLU

Hepinize mutlu, sağlıklı, şanslı günler diliyorum….

Leave a reply:

Your email address will not be published.