592 ) TALAT PAŞA’YA SUİKAST !..

     

Berlin’e yerleşen Talat Paşa, güvenlik gerekçesiyle “Mehmed Sai” (Ali Sai ?) adını kullanmaktaydı. Türkiye’de olup bitenlerle sürekli ilgileniyor ; Avrupa’da gezilere çıkıyor ; Anadolu Hükumetinin temsilcileriyle ve kimi ülkelerin diplomatlarıyla ilişkiler kuruyordu. Türkiye’den 2 Kasım’ı 3 Kasım’a bağlayan gece ayrılırken Alman denizaltısında “Bizim siyasi ömrümüz artık sona ermiştir,” dediğini unutmuş gibiydi..

Kurtuluş Savaşı başlayıp da Anadolu’daki örgütlenmenin sonradan siyasal bir dönüşüme uğrayacağı anlaşılınca, Avrupa’ya dağılmış olan İttihat ve Terakki üyelerini gene bir çatı altında tutmak ve onları ülkenin geleceğinde söz sahibi kılmak amacıyla ilişkilerini artırdı. Bir yandan da İttihat ve Terakki’yi belli etmeden Anadolu içinde örgütleterek Milli Mücadeleye el koymaya çalışıyordu ; bu çalışmalar partiyi diriltmek, program yapmak ve Anadolu’ya gitmek konuları üzerinde yoğunlaşıyordu. (Küçük Talat (Muşkara), Nail (Partinin Trabzon sorumlu katibi) gibi İttihatçıları bu amaçla Anadolu’ya göndermişti. Hatta yakınlarından Eyüb Sabri (Akgöl) ile kabinesinde Ticaret ve Ziraat Nazırlığı yapmış olan Mustafa Sabri (Özkan) bir yandan mebusluk yaparken bir yandan da Talat Paşa ile yeni bir İttihat ve Terakki programı konusunda yazışıyorlardı. 
Öte yandan Talat Paşa, Anadolu’da bağımsız bir Türk devletinin yaşayabilmesi için Ermenilerle Bolşevikler arasında bir tampon bölge kurulması gerektiğine inanarak İngilizlerle ilişkiye geçmişti. Öldürülmesinden bir buçuk ay önce İngiltere Gizli Haberalma Servisi’nden Aubrey Herbert ile yaptığı uzun görüşme bunu kanıtlamaktadır. 



Anadolu’ya geçmeyi düşünen Talat Paşa, Mustafa Kemal ile yazışmaya da başlamıştı ; ondan aldığı bir cevap üzerine bu konuda umuda kapılmış bulunuyordu. Serbest bırakılan Malta sürgünlerinden bir kısmının Anadolu’ya girmesine izin verilmesi, umutlarını artırmıştı.
Berlin’de, önce Alexanderplatz’da bir otelde birkaç gün kaldıktan sonra, şehirdeki çatışma ortamından dolayı bir süre Neubabelsberg’deki bir sanatoryumun dairesine çekilen Talat Paşa, şehirdeki huzursuzluk azaldıktan sonra arkadaşlarının temin ettiği, Charlottenburg semtinde, Hardenberg Strasse No.4 adresindeki üç odalı daireye eşi Hayriye Hanım ile birlikte yerleşmişti. Almanya’da yaşayan İttihatçılarla, özellikle Doktor Bahaeddin Şakir ve Nazım Beylerle, aralarında öğrencilerin de bulunduğu birçok Türk ile buluşup görüşüyordu.
Sokağın karşı yanına, evinin karşısındaki 7 numaralı evin ikinci katına yerleşen İran kökenli bir Ermeni olan Sogomon Taleryan’ın (en üstte) uzun süre kendisini izlediği, hangi saatlerde sokağa çıkıp nerelere gittiğini öğrendiği bilinmektedir. Cinayet bu bilgilere dayanarak planlanmıştır. 
Talat Paşa her gün saat 11.00 dolayında evinden çıkıp yürüyüş yapıyor, bazen Hayvanat Bahçesine kadar gidip öğle yemeği için evine dönüyordu. 
15 Mart 1921 günü de aynı saatte çıktı ; birkaç dakika sonra, 17 numaralı evin önüne geldiğinde, arkasından, çok yakından başına ateş edildi ve hemen orada düşüp can verdi..
Katil tabancasını attı ve koşarak uzaklaşmaya çalıştı. Çevredeki kişiler silah sesini işitip yerde birisinin yattığını görünce, kaçmaya çalışanı kovalayıp yakaladılar ; biraz da hırpaladılar..
Önce o yakınlarda bir tütüncü dükkanı işleten eski İttihatçılardan Cemal Bey’in, ardından Doktor Nazım, Nesim Mazliyah ve Doktor Bahaeddin Şakir’in olay yerine gelmeleriyle, üzerinde Mehmed Sai adına düzenlenmiş bir pasaport bulunan ölünün Talat Paşa olduğu anlaşıldı..
Ceset morga kaldırıldı. Daha sonra Tempelhof’daki yeni yapılan camide düzenlenen cenaze törenine Türklerin yanı sıra Talat Paşa’nın Türkiye’den tanıdığı Almanlar ve Almanya Hükumet temsilcileri de katıldı. Cesedi tahnit edilerek özel bir tabuta konuldu ve geçici olarak defnedildi. 
Katil Sogomon Taleryan, sorgusunda yakınlarının tehcir sırasında öldürüldüğünü, bu nedenle Talat Paşa’yı öldürmeye karar verdiğini, iki yıl önce Berlin’e geldiğini, buradaki Ermeni komitacılarından Apelyan aracılığıyla evini bulduğunu ve izlemeye başladığını söyledi. 
Alman yetkilileri, verdikleri demeçlerde katilin cezasız kalmayacağını ifade ediyorlardı. Duruşmada, İstanbul’daki Torlakyan davasında olduğu gibi, Ermenilerin göç ettirilmesi sırasındaki acı olaylar ve “soykırım” iddiaları ortaya atılarak, bir bakıma İttihatçıların Ermenilere karşı politikası yargılandı, birçok tanık dinlendi. Duruşmalara “müdahil” olarak katılan Türk tarafının tanıkları ise dinlenmedi. Sonuçta katil beraat ettirildi !..

Mahkeme tutanakları, 1980′de Göttingen’de yayımlanan “Der Völkermord an der Armenian vor Gericht : Der Proces Talaat Pascha” adlı Fransızcaya da çevrilen kitapta yer almaktadır. Bunlar Türkçeye çevrilmemiş, yalnızca bunlara dayandığı öne sürülen bir senaryodan “Duvardaki Kan” adlı televizyon dizisi çekilmiş ve dizi Ekim-Kasım 1986′da TRT televizyonunda gösterilmiş, çeşitli eleştirilere de hedef olmuştu..
Katilin cezalandırılmaması iki nedene dayandırılmıştır : Almanya’nın savaş sonrasında alabildiğine çalkantılı bir siyasal ortama girmiş bulunması ve bazı dış güçlerin perde arkasında yaptıkları baskılar.
İkinci neden üzerinde özellikle durulmuştur. Olayı ayrıntılı olarak (Maliyeci) Cevad Bey’e “Rüstem” takma adıyla bildiren Doktor Nazım, şu kanısını ifade etmiştir :
“Talat’dan intikam almak için dünyayı dolaştığını söyleyip duran bu milliyetperver katil niçin o sıralarda bu cinayeti işlemedi de, tam Talat’ın kabine kurması için gayrı resmi çevrelerde çalışıldığı bir zamanda işledi. Bizce bu olayda Ermenilik sömürülmüştür. Ama sebebi başka şeydir… Ben bu işte her şeyden çok Yunan parmağını ve parasını görüyorum. Belki de aldanıyorum..”

Mithat Şükrü Bleda, Talat Paşa’nın İngiltere Gizli Haberalma Servisinden Aubrey Herbert ile görüşmelerini biraz değişik biçimde anlatarak, İngilizlerin Herbert’e Talat ve Enver Paşaları öldürme görevi verdiğini ; onun bu suikastı düzenlerken İngiltere’yi işe karıştırmamak için vurucu güç olarak yabancı kişileri kullandığını, Ermenilerin ardında bu kişinin, onun ardında da İngiliz gizli polis şefi Sir Basil Thomson’un bulunduğunu öne sürmektedir..  



Gelelim şu gizemli zata… 
Aubrey Herbert (üstte) adı resmi belgelerde “Türkiye’deki İngiltere Sefareti mensubu” olarak geçer. 1900 yılı başlarında iyinin de üstünde olan Türkçesi ile, olaylara daha ayrıntı ile bakabilme fırsatını bulan Aubrey Herbert’in, bilinen özelliklerinden biri de yazarlığıdır. Üstelik, içi İngilizce ama kapağı Türkçe bir kitap da yazmıştır : “Ben Kendim..” 
Başka yazdıkları da vardır. İngiliz Gizli Servisine yazdıkları gibi… İttihat ve Terakki’nin iktidar günlerinden itibaren Talat Paşa ile yaptığı görüşmeleri, günü gününe Scotland Yard’a bildiren bu diplomat, “Eski dost, düşman olmaz” diye kitabına son noktayı koyduktan bir buçuk ay sonra Ermeni kurşunları da Talat Paşa’nın hayatına son noktayı koymuştur..
Talat Paşa’nın İngiliz yetkililere yazdığı bir mektubu “üst makamlara” ulaştıran Aubrey Herbert, 1921 Şubat’ında Sir Basil Thomson tarafından Scotland Yard’a çağrılır, sonra da Paşa’nın katlinden kısa bir süre önce onunla Almanya’da bir görüşme yapar..  Tarihin karanlık dehlizlerinde havada asılı kalmış sorular, sorular, sorular….



KAYNAKÇA : 
ALPAY KABACALI, “Türkiye’de Siyasal Cinayetler” ; ERGUN HİÇYILMAZ, “Başverenler Başkaldıranlar” ; TEVFİK ÇAVDAR, “Talat Paşa, Bir Örgüt Ustasının Yaşam Öyküsü” ; MİTHAT ŞÜKRÜ BLEDA, “İmparatorluğun Çöküşü” ; MEHMET KASIM, “Talat Paşa’nın Anıları” ; ARİF CEMİL (DENKER), “İttihatçı Şeflerin Gurbet Maceraları” ; DİLEK ZARÇIOĞLU, “Talat Paşa Davası” ;         

Leave a reply:

Your email address will not be published.