584 ) CELALİ İSYANLARININ ALTINDA YATAN GERÇEKLER..


1576′da başlayıp 1596-1610 yılları arasında bütün Anadolu’yu anarşiye boğan büyük isyan dalgalarına, ilk isyancılardan birinin isminden ötürü Celali hareketleri adı verilir. Tarihçilerin belirttiklerine göre, isyanlar 1550′den beri oluşan yeni koşulların bir sonucudur ; başlangıçları, 1576′dan öncesine düşmekte, ancak yaygınlaşmaları bu tarihe rastlamaktadır. İsyanların 1610′da durulduğu görülmekteyse de, sonraki tarihlerde de yer yer bu tür başkaldırmalar olmuştur..
1550 yıllarından beri süregelen değişim, Tımarlı Sipahilerin saf dışı edilmesi ; birikmiş servetlerin yaygınlaşan iltizam usulüyle toprağa yönelmesi şeklindedir. Memur-askerlerin koruyucu denetiminden yoksun kalarak tefecilerin eline düşen ve ağır vergiler altında ezilen köylü yığınlarının tarlaları hukuk kuralları zorlanarak ellerinden alınmakta, geleneksel tarım düzeni bozulmakta, köylü ırgatlaşmaktadır. Celali İsyanları bu değişimin önce sonucu, sonra hızlandırıcısı olmuş ; düzenin yıkımıyla isyanlar arasında bir zincirleme etki-tepki ilişkisi meydana gelmiştir.
İsyanlar nedeniyle beliren karışık ortam ve sarayın yönetimi elinden kaçırmasıyla biriken servetler açıkgözlerin işine yaramış ; beylerle ağalar hızla oluşarak Anadolu’yu az gelişmiş bir feodalitenin karanlığına gömmüşlerdir. 17. yüzyıl başlarken, Osmanlı toplumu, artık gittikçe güçlenen bey ve ağaların egemenliğine girmiş, köylü, çağımıza dek sürecek yalnızlığa ve yoksulluğuna terk edilmiştir..
1550-1576 yılları toprak mülkiyeti düzeninin değişmesi ve ekonomik darlık nedenleriyle isyan birikiminin tamamlandığı, korkunç bir işsiz yığınının Anadolu’yu sardığı dönemdir.
Birikmiş servetlerin toprağa yönelmesi, var olan ekonomik darlık ve karmaşıklıkla birleşince, köylülerin toprağın tasarrufunu bağ, bahçe ve evlerinin mülkiyetini elden çıkarmalarına yol açmış ; tarlaları karlı olan meralara dönüştürmek eğilimi işsizliği artırmıştır..
Tefeciliğin doruğa çıktığı bu dönemle ilgili belgeler, yüksek faizlerin köylüyü tarlasını terke mecbur edişini açıkça belirtmektedir. İşsiz kalan bu köylü yığınları isyanın vurucu gücü olarak daha sonra bey ve ağalar tarafından kullanılacaklardır..
Tokat ve çevresinde oturan Yeniçeriler, köylüye ve esnafa, “100 kuruşu aylığı 30 kuruşa” yani yılda % 360 faizle vermekte, “fukara karşı çıkamayıp, çoğunun bağ, bahçe ve davarlarını ve de tarlalarını zapt” etmektedirler.. 
Oluşan bu yeni düzenle mültezimler ve ağalar, el koydukları toprakları daha az sayıda insanla işletmekte ya da tarlayı bozarak gene daha az köylünün iş alabileceği hayvancılığa yönelmektedir. Her iki gelişmenin ortak sonucu, işsizlerin çoğalmasıdır..  

Celali İsyanlarının vurucu gücü olan işsizlerin artışında diğer bir önemli etken, 1510-1580 yılları arasında Türkiye nüfusunun, diğer Akdeniz ülkelerindeki gibi, % 40-50 oranında bir yükseliş göstermesidir. Bu nüfus artışı, ekonomik bunalımın etkisiyle bir kat daha ağırlaşarak işsiz kitlelerin büyümesine sebep olacaktır..
Toprak mülkiyeti düzeninin değişmesi, ekonomik darlık, tefecilik, biriken servetler ve iltizam usulü gibi nedenlerle köylülerin her geçen gün artan sayılarla tarlalarını bırakmak zorunda kalmaları ; hızlı nüfus artışının da katkısıyla, isyanın temel gücü olacak işsiz yığınlarını yaratmaktadır. Bu işsizler önce medrese öğrenciliğine, asker ocağına, bey yanında ücretli koruyuculuğa, şehirdeki çalışma imkanlarına yönelecekler, fakat bu alanların darlığı ve kendi çoklukları yüzünden gene de açıkta kalacaklardır. Peki ne yapacaklardır ?..
Doğal olarak, toprağı olan öteki köylülere, tarlalara saldıracaklardır. Ancak, işin önemli ve ilginç yanı, bu durum uzun sürmeyecek, biçim değiştirecektir. Yeni türeyen zenginler ve resmi kişiliğini servet edinmek için kullanmak isteyen yüksek memurlar bu kaba güce sahip çıkarak onu gene halkın soyulmasına çalıştıracaklardır. Fakat bu kez soygun, Celali’nin kendi adına değil, ağanın, beyin hesabına yapılacaktır..
Para gücü kaba güçle birleşmekte ve gecikmiş bir derebeyliğin temelleri atılmaktadır..
Celali İsyanlarına Osmanlı toplumundaki zümrelerin hemen hepsi değişik oranlarda katılmışlardır. İşin ilgi çekici yanı, zümrelerden ve her birinin bazen isyancıların bazen de isyana karşı olanların safında yer almasıdır. Celali hareketinin özelliği, kimin kimden yana olduğu pek anlaşılmayan bir kavgada herkesin birbirine saldırması, fakat sonuçta hep köylünün zararlı çıkmasıdır !..
İsyanların başlangıcında Celali niteliği medrese öğrencilerine, yani “Suhte”lere verilmektedir. Medreseler, demokratik yapılarından ötürü halka açık kuruluşlardır.
Ekonomik bunalımın arttığı oranda, köylü, çocuğunu bu medreselere gönderip onların sağladığı imkandan oğlunu yararlandırmak istemiş ; 1575 yıllarına doğru bütün medreseler tıklım tıklım dolmuştur. Ne var ki suhtelerin eğitimine devamlarına üst düzeyde kuruluşların sayısı yetmediği gibi, medreselerin kaynakları da böyle büyük öğrenci kitlesi besleyecek güçten yoksundur. Bu durumda, suhteler toplu olarak çevre köylere saldırmaya, köylüden zorla vergi almaya, yol kesip eşkıyalık yapmaya başlamışlardır. Kısa sürede bütün Anadolu’yu kapsayan suhte birlikleri ilk büyük Celali dalgasını meydana getirmiştir..
İkinci büyük Celali hareketinin temelinde “Levent”ler vardır. Bunlar, ekonomik darlık ve mültezim baskısı karşısında çifti çubuğu bırakıp eşkıyalığa başlayan köylülerdir. Suhteler gibi onların da hedefi, köylerdir. Ancak Leventlerin önem kazanmaları, “ehl-i örf”ün emrine girip büyük Celali birliklerini meydana getirmelerinden sonra olacaktır.
“Ehl-i örf”, toprakların güvenliğini ve düzenini korumakla görevli devlet memurlarına verilen toplu isimdir ; “Beylerbeyi”, “Sancakbeyi”, “Subaşı” gibi.. Yani bir çeşit, jandarma ve polis gücünü elinde tutan yüksek idare amirleri..
Celali İsyanlarının kendine özgü niteliğinden ötürü, önceleri suhtelere karşı köylüyü koruyan “ehl-i örf”, sonraları kendisi “Celali” olarak köylere saldırmış, en büyük talanı yaratmıştır.
“Ehl-i şer” diye isimlendirilen kadıların, müderrislerin, hocaların isyandaki yeri ise her zaman köylünün yanında olmuştur. Anadolu’daki Yeniçeriler ise Celali İsyanlarına katılarak, etraflarına topladıkları Leventlerle köy basmış, bazı bölgelerde yerleşerek büyük toprak sahibi olmuştur. Bu Yeniçerilerin ve memurların arkasında ise zaman zaman bazı vezir ve paşalar vardır. Celaliler İstanbul’daki büyüklerle işbirliği yapmış, onlardan destek görüp yer yer onların adına hareket etmiştir. 
Celali İsyanlarının çaresiz hedefi olan halka gelince, özellikle ehl-i örf’ün ve Yeniçerilerin saldırısına karşı halk büyük mücadele vermiştir. Halk, Kadıların ve (eski Celali) suhtelerin yardımıyla örgütlenerek “İloğlanları” denilen silahlı birlikler meydana getirerek çarpışmıştır.
Halkın suhtelerden sürekli yakınmaları üzerine devlet, kendi memurlarına ve asayiş kuvvetlerine olağanüstü yetkiler vererek onları güçlendirmiş (1587) ; bu yüksek memurlar, emirlerine aldıkları işsiz köylülerle suhte isyanlarını bastırmıştı. Ancak ortam, kapkaççılığa, kolayca toprak ve servet sahibi olmaya son derece uygundu. Tımarlı Sipahilerin zayıflaması, mülkiyet düzeninin biçim değiştirmesi sonucunda toprak ve köylü adeta sahipsiz kalmıştı. Bu durum karşısında bu kez devletin resmi memurları, işsiz kalmış köylülerden etraflarına topladıkları askerlerle köy basmaya, fırsattan yararlanıp toprak ve servet edinmeye başladılar !…
Devlet memurlarının Anadolu’daki işsiz birikimine dayanarak eşkıyalığa koyulması, memleketi görülmemiş bir karışıklığın içine atmıştır. Beylerbeyi, Sancakbeyleri ve diğer vilayet memurları, hizmetlerindeki binlerce Levent ile “vilayet teftişlerine” çıkmakta ; girdikleri köylerde gelişigüzel vergiler toplamakta ve tarlalara el koymaktadır. Devlet memurlarının yanı sıra zengin mültezimler, Tımarlı Sipahilerin güçlü olanları ve Anadolu’da görevli Yeniçeri büyükleri kurdukları Celali birlikleriyle baskın üzerine baskın yapmakta, devlet içinde devlet kurmaktadır. 
Anadolu’da oluşan bu yeni düzen ya da düzensizlik, halkın Kadılar aracılığıyla İstanbul’a sürekli ilettiği şikayetlere yol açmıştı. Saray bu durum karşısında hem iyi niyetini hala koruduğunu hem de büyük çaresizliğini gösteren bir politika gütmüştür : III. Murad (1574-1595) ve III. Mehmet (1595-1603) yayınladıkları fermanlarda ve çeşitli emirlerde “zalim devlet memurlarının saldırıları karşısında köylünün silahlanarak kendini korumasını” önermişlerdir !. Bu fermanlarında, devlet, kendi memuruna karşı kendi halkını silahlanmaya çağırmakta, bir bakıma aczini ilan etmektedir. III. Murad’ın 1591 yılındaki fermanı ve emirleri sonucunda, köylü, sarayın da kendisiyle aynı safta olmasından kuvvet alarak, büyük bir mücadeleye girişti. Adalet fermanlarına güvenerek “Yiğitbaşılar” emrinde “İloğlanları” örgütü kurdu ve devlet memurlarının devriye bölükleri ile çarpışmaya başladı. 1596′da III. Mehmet’in aynı anlamdaki İkinci Adalet Fermanı’nı yayınlayarak “Reaya’ca yapılan bütün şikayetlerin ve girişilen bütün çekişmenin tamamen haklı olduğunu kabulden başka, Kapıkullarının ve hükumet adamlarının soygunculuk ve zulümlerini sayarak bunlara karşı merhametsizce hareket edilerek ceza verileceğini” bildirmesi, halkın eşkıya benzeri devlet memurlarına karşı direncini son kertesine çıkardı.. 
Kadı, müderris, suhte ve imamlarla birleşen halk, mülki amirlere, onların zabıta görevlilerine, “sekban” bölüklerine karşı 1598′den itibaren köylerini kapamış, silahlı savunmaya geçmişti. Bu savunmanın yanı sıra köy birlikleri, ki bunlar da bir anlamda Celali idiler, zenginlerin konaklarını, oluşum halindeki bey ve ağaların tarlalarını basmaya, ehl-i örf’e saldırmaya başladı. (Ünlü “Köroğlu” da, sonraki tarihlerde Yiğitbaşılıktan Celaliliğe geçmiş çok sayıdaki köylüden biridir)
Bu gelişme sonucunda, “Anadolu sancaklarının her tarafından reaya, fermanlar ile verilen izin gereğince, silahlanarak zalim vilayet idarecilerini saraylarına ve evlerine hapsetmiş durumda idiler..”
1600 yıllarındaki son durum, Anadolu köylüsünü yüzyıllar sürecek korkunç yenilgiye, yoksulluğa mahkum etmekte, Celali olaylarının “Kaçgunluk” dönemini başlatmaktadır. Bu ikinci dönem, Celali büyüklerinin sürekli saldırısı karşısında köylülerin evlerini, tarlalarını ve köylerini kitle halinde terk ettikleri, Anadolu’nun en ücra köşelerine çekildikleri yılları, 1603-1610′u kapsamaktadır. Yenik düşen köylülerin karpuz çekirdeği misali etrafa saçıldıkları büyük kaçışta, tabiatıyla, bey ve ağalar daha kolay palazlanmış, toprak sahibi olmuşlardır. Bu kimselerin bir bölümü sonraki gelişmelerde Saray ile açık şekilde çatışacak, devlet kurmaya kalkacak, on binlerce sekbanla birlikte öldürülecekti. Ancak daha akıllıları, isyancı niteliğinden sıyrılabilenleri, kondukları topraklar üzerinde yeni bir düzenin unsuru olarak yaşamaya devam edeceklerdir…  


       
KAYNAKÇA :
İsmail Cem, “Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi”, s.158-165 arası derleme ;
Mustafa Akdağ, “Celali İsyanları”, s.37, s.165, s.167 ; 
Ömer Lütfi Barkan, “XVI. Asrın İkinci Yarısında Türkiye’nin Geçirdiği İktisadi Buhranların Sosyal Yapı Üzerindeki Tesirleri”, s.29 ; 
İ. H. Uzunçarşılı, “Osmanlı Tarihi”, c.III, 2. Kısım, s. 293 ;

Leave a reply:

Your email address will not be published.