574 ) BABIALİ BASKINI !..

    

16 Aralık 1912′de Londra’da başlayan Balkan Barış Konferansında Osmanlı Devletinin Rumeli’deki sınırları üzerinde uzun pazarlıklar yapıldı. Çeşitli baskılara direnen Osmanlı Devletinin Edirne, Girit ve Adalar üzerindeki isteklere olumlu cevap vermemesi üzerine görüşmeler 6 Ocak 1913′de kesildi. 
Büyük Devletler 17 Ocak’ta Osmanlı Hükumetine bir nota vererek Edirne ve Adalardan vazgeçilmesinde direttiler. Meclis dağıtılmış olduğu ve hükumet sorumluluğu üstlenmek istemediği için, konunun hükumet üyeleri, devlet ileri gelenleri ve devlet hizmetinde bulunmuş kişilerin oluşturacağı Şura-yı Saltanat’ta görüşülmesi kararlaştırıldı.
22 Ocak günü toplanan Şura-yı Saltanat, ezici çoğunlukla barış yapılması kararı aldı. Babıali Baskınının yer alacağı ertesi gün, Kabine bu konuyu yeniden görüşmek üzere Babıali’de toplanmıştı. O gün verilecek cevap, Edirne’nin elden çıkmasına yol açacaktı. Sina Akşin, “Türkiye’nin tek kozu, savaşı göze almış olması olabilirdi. Dolayısıyla İttihatçılar, Hükumetin Edirne’yi vermek üzere olduğunu varsaymakta haklıydılar. Ama daha sonra İttihat ve Terakki’nin Kamil Paşa hükumetinin tutumu konusunda gerçeğe uymayan propagandalar yaptığını da kaydetmek gerekir..” der.
Öte yandan, İttihatçılarla bozuşunca Halaskar Zabitan Grubu ile ilişkiye geçen ve Kamil Paşa hükumetinde Harbiye Nazırı olan Nazım Paşa’nın, yeniden İttihatçılar ile ilişki kurmuş olduğu görülmektedir. Bunda, Balkan Savaşı yenilgisinin sorumluluğundan ve ileride hesap verme kaygısından çok, Paşa’nın doymak bilmez yükselme tutkusunun etken olduğu düşünülebilir. Kısacası, günün birinde sadrazamlığa gelmek, en azından yeni bir kabine kurulunca Harbiye Nazırlığında kalmak için, çökeceği anlaşılan Kamil Paşa kabinesinin genel tutumuna aykırı işlemlere yönelmekten kaçınmıyordu..



Bu arada, yedi ay önce Mahmud Şevket Paşa’nın Harbiye Nazırlığından ayrılmasını sağlayan Talat Bey, Balkan Savaşı bozgunundan sonra pişman olmaya başlamıştı. Halkın hükumetten hoşnutsuz ve Rumeli’nin elden çıkmak üzere oluşunu da göz önüne alarak, İttihat ve Terakki merkezi ileri gelenlerini bir durum değerlendirmesi yapmaya çağırdı.. 
7 Ocak 1913 gecesi, Beşezade Emin Bey’in Vefa’daki evinde yapılan gizli toplantıya Said Halim Paşa, Hacı Adil (Arda), Ziya Gökalp, Binbaşı İsmail Hakkı, Fethi (Okyar), Midhat Şükrü (Bleda), Cemal, Kara Kemal, Doktor Nazım ve Mustafa Necib Beyler katıldı.. O sırada kurmay başkanı olduğu ordunun İzmit’teki bir tümenini denetlemekte bulunan Enver Bey, toplantıya yetişemedi. Haberi alınca trenle Haydarpaşa’ya gelmiş, sıkıyönetim akşam ezanından sonra deniz taşıtlarının işlemesini yasakladığı için geceyi inzibat karakolunda geçirmek zorunda kalmıştı..
Toplantıda Talat Bey, hükumetin düşürülmesi gerektiğinden söz etti. İttihat ve Terakki ileri gelenleri görüş bildirmekten kaçındılar. Fethi (Okyar) Bey ise karşı çıktı. Savaşın bitmediğini, bu durumda iktidara gelinse bile bir şey yapılamayacağını, iktidar hırsıyla hareket edildiğinin açığa vurulmaması gerektiğini söyledi. Ona göre, barış sağlandıktan sonra yapılacak seçimlerde çoğunluğu alacakları kesindi ; artık “ihtilalci” yöntemlerden vazgeçilmeliydi..
Bu konuşmadan sonra, hükumeti devirmek görüşünden “şimdilik” vazgeçildi. 
Ertesi gün Talat Bey’le görüşen ve durumu öğrenen Enver Bey, kendisinin de katılacağı ikinci toplantıda arkadaşlarının görüşlerini değiştireceklerini söyledi. 
On gün sonra aynı yerde, aynı kişilerle yeniden toplanıldı. Bu kez Fethi Bey yoktu. Gelibolu’da kolordu kurmay başkanı olan Fethi Bey görev yerine dönmüş ve toplantıya çağrılmamıştı !..
Enver Bey, bir önceki toplantıda hükumetin düşürülmesinin doğru bulunmadığını öğrendiğini belirterek söze başladı. “Memleketi bu hükumetin kurtaracağına inanıyorsanız, bu hükumete güveniyorsanız, mesele yok,” dedi. “Eğer güveniyorsanız, söyleyin..”
“Güveniyorum” diyen olmadı. Enver Bey, “Öyleyse ne duruyoruz ?” diye sordu. “Yarından tezi yok, hükumeti devirmek için çalışmaya başlayalım.”
Bu oldubittiye kimse ses çıkarmadı. Kararın uygulanması Enver ve Talat Beylerle Genel Merkeze bırakıldı. 
Ve Saltanat Şurası toplantısının ertesi günü, 23 Ocak 1913 tarihi seçildi. O gün, hem alınan kararın kabul edilebilir olmadığını bildirmek gibi bir gerekçeye sığınılacaktı, hem de hükumet, karar üzerinde görüşmek için toplanmış bulunacaktı.. 
Baskın öncesinde, Mahmud Şevket Paşa’ya sadrazam olması önerildi. Öneriyi Paşa’ya iletmekle Midhat Paşa’nın oğlu Ali Haydar Midhat görevlendirilmişti. Üsküdar’a, Mahmud Şevket Paşa’nın Şemsipaşa’daki konağına giden Ali Haydar Midhat durumu anlatınca Paşa pencereden boğazın akıntısını gösterdi : 
“Sizin bana tavsiyeniz şudur : Akıntıya kendini at ! Savaşı kazanmak hususunda şahsen hiçbir umudum yoktur. Yüzde kırk umudum olmuş olsa hiç tereddüt etmez, kendimi ortaya atardım. Bırakınız bu adamlar sarayda toplansınlar, Edirne’yi Bulgarlara vermek yolunda kararlarını versinler. Biz kararın şeklini gördükten sonra, olayların göstereceği şartlar içinde harekete geçer ve sözünü ettiğiniz deneyimi o zaman yaparız. Bu taşkın fikirler hep Enver Bey’in kafasından çıkıyor. Size çok rica ederim, şimdi gidiniz, Enver Bey’i görünüz. ‘Bu dakikada bir hükumet darbesi yapmak kadar bir hata olamaz’ deyiniz. Vatan sevginiz ve yurtseverliğiniz bunu gerektirir. Enver Bey’le görüştükten sonra, gene gelip beni görünüz..”
Mahmud Şevket Paşa, daha sonra gönderilen Midhat Şükrü’ye de ; “Bu çok tehlikeli bir iş. Girişim başarıya ulaşmazsa, sonuç bizim için çok ağır olur,” dedi. İkircikliydi. Midhat Şükrü kendisini ikna etmek için epey dil dökmek zorunda kaldı. Paşa, uzun uzun düşündükten, kafasında ölçüp biçtikten sonra “Allah muvaffak etsin,” diyerek öneriyi kabul edeceğini bildirdi. Belki de, işin başında, Harbiye Nazırlığından istifa etmesine yol açan Talat Bey’in bulunması yüzünden geç ve güç karar vermişti. Hatta bir iddiaya göre, bu öneriyi “kabineye Talat Bey girmemek şartıyla” kabul etmişti..



Ve karar uygulandı.. Soğuktu, çiseleyen yağmur durmadan yağıyordu.. 
Enver ve Talat Beyler ile baskına katılacak İttihatçıların ileri gelenleri Genel Merkezde ve Genel Merkezin karşısındaki Menzil Umum Müfettişliğinde, Genel Müfettiş Cemal Bey’in (Sakallı Cemal Paşa) odasında toplanarak, hazırlanan darbe planını gözden geçirdiler..
Biraz sonra Talat Bey, Sapancalı Hakkı Bey ile birlikte, çevreye bir göz atmak üzere dışarı çıktı. Şemsiyelerini açmışlar, tanınmamaya çalışıyorlardı. Babıali çevresinde görmeyi umdukları, örgüte bağlı militanlar, özellikle de Enver Bey’in sağlayacağını söylediği “altmış silahlı adam” yoktu.. Kahvelere baka baka Sirkeci’ye kadar indiler. 
Talat Bey, Sapancalı Hakkı’ya, “Enver’e her şeyin hazır olduğunu söyleyin de gelsin, adamlar o gelince toplanırlar,” dedi..
Hakkı Bey önce Menzil Müfettişliğine, ardından Genel Merkeze giderek harekatın başladığını bildirdi. Enver Bey, getirilen kır ata bindi. Amcası Binbaşı Halil Bey, İzmitli Mümtaz, Filibeli Hilmi, Sapancalı Hakkı ile birlikte, Kara Kemal’in silahlı adamları arasında, ağır ağır ilerledi.. İttihatçıların “hatip”i Ömer Naci de en başa geçti. Topluluk Nafia Nezaretinin önüne gelince, Ömer Naci bağırmaya başladı :
“Yaşasın millet ! Yaşasın İttihat ve Terakki Cemiyeti !..” 
Karşıda bekleyen Talat Bey’in, o civarda toplanmış İttihatçıların ve halktan gelenlerin katılmasıyla aşağı yukarı yüz kişilik bir topluluk oluştu. Ellerinde bayraklar vardı..
Kara Kemal, İttihatçı memurlar aracılığıyla Babıali’nin telgraf ve telefon bağlantılarını kestirmişti. Grup, girişi çevreleyen dış kapıyı tuttu.. Enver Bey, Yakup Cemil, Mümtaz, Mustafa Necib, Hilmi ve Sapancalı Hakkı ile birlikte sadrazamlık dairesine çıkan merdivenleri hızla tırmandı. Talat Bey ve birkaç kişi de onları izledi. 
Sadrazamlık dairesinin geniş salonunda birkaç hademe vardı. Hızla ilerleyip, sadrazam odasının açıldığı koridora geldiklerinde karşılarına iki silahlı nöbetçi çıktı. Hakkı Bey, “Yolu aç !” diye bağırdı. Subay giyimli Enver Bey’i gören nöbetçiler zaten selama durmuşlardı.. 
Şeyhülislam Cemaleddin Efendi’nin korumalarından bir polis komiseri salondaki gürültüyü duyup gelmiş, silahını da çekmişti ki vuruldu. Silah sesini işiten Sadaret Yaveri Binbaşı Nafiz de dışarı fırladı. Halaskar Zabitanın güvenilir adamlarındandı ve İttihatçılardan nefret ediyordu. O da bir el ateş edebildi, Mustafa Necib’in kurşunuyla yere serildi ama ölmedi, son gücüyle tabancasını kaldırıp o da Mustafa Necib’i vurdu.. Bir başka kurşun da, bir diğer Sadaret Yaveri Kıbrıslı Tevfik Bey’i yere serdi.. Ölü sayısı dörttü..
Savaş alanına dönen salona gelip de yerde yatanları gören Harbiye Nazırı Nazım Paşa, “Ne var, nedir bu ? Haddinizi bilmiyorsunuz, münasebetsizlik ediyorsunuz” gibi sözlerle Enver Bey ve yanındakilerin üzerine yürüdü. Orada olan Ali Fuad Türkgeldi‘nin duyduğu bir söylentiye göre ise, “Pezevenkler, siz beni aldattınız, bana verdiğiniz söz böyle miydi ?!..” diye bağırmış..     
Nazım Paşa kızgınlıkla söylenirken, Enver Bey’in yanındaki Yakup Cemil onu şakağından vurdu. Paşa yere düşerken Enver Bey, “Ne yapıyorsun Yakup, deli mi oldun ?” diye bağırdı. Yakup Cemil soğukkanlılığını bozmadan, “Bu adama laf anlatılmaz ki !” cevabını verdi..
Bu anlatılan olaylardan sonra Enver Bey, arkadaşlarına moral vermek için, “İnkılaptır !.. Ne yapalım arkadaşlar ? Vazifemize devam edelim,” diyerek Talat Bey ile birlikte Sadrazamın odasına girdi ve sert bir sesle Kamil Paşa’ya halkın “galeyan” halinde olduğunu, hemen istifasını yazmasını söyledi. Bembeyaz kesilen seksen yaşındaki Kamil Paşa, elleri titreyerek, güç okunur bir yazıyla şunları yazdı :
“Huzur-i Ali-i Hazret-i Padişahi (“ye” ekini yazmayı unutmuştu)
Askerlerden gelen teklif üzerine huzur-ı şahanelerine istifaname-i acizanemin arzına mecbur olduğum  gözönüne alındıkta bu bakımdan ve her halde emir ve ferman efendimizindir. 10 Kanun-ı Sani 328 (23 Ocak 1913)  
Sadrazam Kamil”
Sadrazamın yazdıklarını okuyan Enver Bey’in uyarısı üzerine, Kamil Paşa, “Halktan” kelimesini de ilave etti, “Halktan ve askerlerden” şeklinde düzeltti.
Kağıdı alan Enver Bey, Hakkı Bey’e, “Biz Saraya gidiyoruz.Sen burada Mustafa Necib’le kal. Biz gelinceye kadar burasını idare edin. Talat Bey’le beraber çalışırsınız,” deyip Azmi Bey’e döndü : “Polis müdürlüğünü hemen üstüne al. Sana Sudi ile Nail de yardım etsin,” dedi.. Yakup Cemil’i yanına alarak kapıya yürüdü. Babıali önü kalabalıktı. Enver Bey, kalabalığa şöyle seslendi : “Kamil Paşa istifa etti. Tamamıyla milletin haklarını savunacak bir kabine kurulacaktır. Şimdi zat-ı şahaneye bilgi vermek üzere Saraya gidiyorum..”
Orada duran Şeyhülislamın otomobiline binen Enver Bey, şoföre Dolmabahçe Sarayına gideceğini söylerken, dışarıda Ömer Naci bir setin üzerine çıkmış ve bağırmaya başlamıştı bile :
“Yaşasın millet !.. Yaşasın İttihat ve Terakki Cemiyeti !..”


              
KAYNAKÇA ;

ALPAY KABACALI, “Türkiye’de Siyasal Cinayetler” ; (SİNA AKŞİN, “100 Soruda Jön Türkler ve İttihat Terakki”) ; ZİYA ŞAKİR (SOKO), “Yakın Tarihimizin Üç Büyük Adamı : Talat, Enver, Cemal Paşalar” ; MUSTAFA RAGIP ESATLI, “İttihat ve Terakki” ; ALİ FUAD TÜRKGELDİ, “Görüp İşittiklerim” ; Hazırlayan M.ŞÜKRÜ HANİOĞLU, “Kendi Mektuplarında Enver Paşa” ; CEMAL PAŞA, “Hatıralar” ; MİTHAT ŞÜKRÜ BLEDA, “İmparatorluğun Çöküşü” ; HÜSEYİN CAHİT YALÇIN, “Siyasal Anılar” ; ALİ HAYDAR MİDHAT, “Hatıralarım” ; AHMET BEDEVİ KURAN, “Osmanlı İmparatorluğunda İnkılap Hareketleri ve Milli Mücadele” ; KAZIM NAMİ DURU, “İttihat ve Terakki” ; TEVFİK ÇAVDAR, “Talat Paşa” ; YUSUF HİKMET BAYUR, “Türk İnkılap Tarihi” ; TARIK ZAFER TUNAYA, “Türkiye’de Siyasal Partiler, C.III”

Leave a reply:

Your email address will not be published.