570 ) İKİ VEZİRİN REKABETİ VE ZAYIFLAYAN OSMANLI…



Avusturya ile “Uzun Savaş” (1593-1606), Osmanlı tarihinde birçok bakımdan bir dönüm noktasıdır. İran Şahı Büyük Abbas Tebriz’i alıp başarılı seferlerle devleti bu cephede uğraştırdığı bir zamanda, Koca Sinan Paşa veziriazamlığı sırasında Avusturya ile Uzun Savaş başladı.. Kanuni döneminde Osmanlılar iki cephede birden savaşmaktan daima kaçınmışlardı. Bu kez devlet, iki cephede uzun yıllar savaşı sürdürmek zorunda kaldı..
Savaşı başlatan Sinan Paşa’nın kişisel nedenleri şöyle özetlenebilir :
1- Can düşmanı, Doğu Seferi serdarı Ferhad Paşa’ya karşı bir Avusturya seferinde serdar olmak 
2- Ayaklanan yeniçerileri (1592) cepheye sevk etmek. Yeniçeriler savaşta başarıları ile timara çıkmak imkanını elde ederlerdi. Bundan başka onları cepheye sürmekle İstanbul rahata kavuşacaktı.
3- Avusturya cephesinde kazanacağını düşündüğü zaferlerle, Yemen ve Tunus Fatihi Sinan Paşa, Viyana’yı fethedeceğini iddia ediyordu.
4- Avusturya ile diplomatik ilişkilerde, Sinan Paşa kendisinin aşağılandığı düşüncesinde idi..
1595 Nisan ayında sipahi ve silahdarlar, ulufelerinin merkez hanesinden “sağ akça” ile ödenmesi isteğiyle Divan’da Veziriazam Ferhad Paşa üzerine yürüdüler, başının kesilmesini istediler.Sipahileri Ferhad’ın rakibi Sinan Paşa’nın kışkırttığı söyleniyordu. (Naima, I, s.120-122) Ferhad’ı ve Divan vezirlerini katletmekle tehdit ettiler. Padişah, kadıaskerleri gönderip isyancıları yatıştırmayı denedi. Ferhad direndi ve geri adım atılırsa isyanın büyüyeceğini, devlet otoritesinin korunması gerektiğini ileri sürdü ve sipahilere karşı yeniçerilerin ve bostancıların harekete geçirilmesini sultana arz etti. Padişah öneriyi onayladı, vezirler askeri yatıştırmak için gönderildi. Asker onları taşlayarak karşıladı. Yeniçeri ve bostancılar harekete geçirildi, sipahileri dağıttılar. Sinan Paşa ve Cigala-zade bu ayaklanmadan sorumlu tutuldular, Sinan Malkara’ya sürgüne gönderildi. Sipahi ayaklanmasında hizmeti görülen yeniçerilere 100 bin gümüş kuruş bağış dağıtıldı..
Bu olayların ardından Ferhad Paşa isyan halindeki Eflak Voyvodası Mihal’e karşı sefere çıktı. 
Asker ocaklarını ayaklandırmaktan çekinmeyen Ferhad ve Sinan Paşaların iktidar mücadelesi bu döneme damgasını vurmuştur. İktidar için bu çekişme (yeniçeri ve sipahilerin karşılıklı ayaklanmaları) bir kargaşa dönemi açtığı için önemlidir. Yeniçeriler ile sipahiler arasındaki kavgayı durdurmak için onları savaş meydanına sürme düşüncesi, Avusturya’ya karşı 1593’te “Uzun Savaş”ın açılmasında önemli bir faktör sayılmaktadır.. (Hammer )



Vezirler, aralarındaki rekabet için kapıkullarını kullanmaktan çekinmezlerdi. Sinan Paşa veziriazam olunca, rakibi Ferhad Paşa’yı ortadan kaldırmak için yeniçerileri kışkırtmış, Ferhad’ın eşyasını yağma ettirmişti. Ferhad, Valide Safiye Sultan’ın himayesi sayesinde bir süre başını kurtardı ise de, sonunda, 1595 yılında idam olunmuştu.. Daha bu dönemde, veziriazam seçiminde, Harem ve Yeniçeri Ocağı ile ilişkiler önemli rol oynuyordu. Sinan hoşlanmadığı yeniçeri ağalarını düşürmek için padişaha arz yazmaktan çekinmezdi. Sadrazamın yeniçeri ocağında casusları vardı. Beş kere sadarette bulunan Koca Sinan Paşa çok yaşamadı. 3 Nisan 1596’da öldüğünde, büyük serveti arasında yalnızca nakit 600 bin altın bıraktı..

Koca Sinan Paşa’nın padişaha gönderdiği telhisler (raporlar) bir Osmanlı devlet adamının hayatı, devlet işlerine dair düşünce ve önlemleri ve sultanla ilişkileri bakımından birinci elden belgelerdir..
Örneğin, Sinan Paşa, padişahın İstanbul’daki “meyhane, bozahane ve kahvehanelerin” kapatılmasını emretmesi üzerine yazdığı bir telhisinde, Balıkpazarı’nda eskiden beri var olan meyhanelerin “şimdilik” kapatılmamasını önerir ; “kahvehaneler kapatılsın amma halka bir eğlence yeri lazımdır” diye çekimserliğini belirtir. Vergilerin kaybolacağını da sultana hatırlatır. Hazine’ye bu kaynaktan bin yük (yüz milyon akçe) gelir sağlandığını da ilave eder. Aksini söyleyenlere aldırılmamasını sultandan ister.. Rüşvet almadığını şu sözlerle inandırmaya çalışır : “Bir akçe beytu’l-mal (hazineye ait para) yediğimi bulsunlar, bir akçenizin gittiği yeri duyup hoşgörü gösterdiysem, dünyada ve ahirette yüzüm kara olsun.”
Rakibi Ferhad Paşa’nın bin yük akçe yediğini yazar, “Padişahım teftiş buyurun” diye ısrar eder. Ayrıca rakibini Harem ve darussaade ağasıyla işbirliği yapmakla suçlar. Kendisi de sultana yaranmaya çalışır. Veziriazam iktidarda kalmak için Valide Safiye Sultan ve şeyhülislamı da kendi tarafında görmek ister.. 
Bir telhisten de şunu öğreniyoruz : Divan katipleri sahte beratlar ve emirler düzüp satıyorlarmış. Sinan, bu gibilerin ellerinin kesilmesini veya Cezayir’e sürgün edilmesini Padişaha arz eder..

Bu tarihlerde Şah Abbas doğuda saldırılarını başarıyla sürdürmektedir, 1603’de Tebriz’i alır. İstanbul iki düşman arasında kalmak istemez. Avusturya ile barış önemlidir. Tam da bu sırada, 1603 kışında sipahiler ayaklanmıştır. Anadolu’da da Kara-Yazıcı isyanı sürmektedir. 

Bir başka telhis bu dönemde timar rejimindeki yolsuzlukları yansıtır. Timar ve zeametler fiilen savaşlarda yararlılığı görülmüş askerden alınmaktadır, “sancakları dibinde savaşan, hizmete yarar kimse” kalmamıştır. “İstihkakı olmayan kimseler” timar ve zeametleri ele geçirmişlerdir ; askere nefret gelmiştir. Veziriazam, bunun düzeltilmesi ve karşılığında, savaş bitince bu sorunun önemle ele alınması kaçınılmaz bir gerektir, der. 
Sultanın bu telhise hatt-ı hümayunu şöyledir : “Timar ve zeamet defterleri bana gönderilsin, buradan verilecek karara göre düzeltme işine girilsin.”
Telhislerdeki bu uyarı, Osmanlı timar sisteminde daha 1603 tarihine doğru ortaya çıkan önemli yapısal bir soruna parmak basmaktadır. Arşiv belgeleri bu tarihe doğru, zeametlerin harem mensuplarına paşmaklık adı altında dağıtıldığını ortaya koymaktadır. Timarlı sipahilerin savaş alanında askeri hizmette yararlılığını büyük ölçüde kaybetmesi bu gelişmenin bir nedeni olabilir. 
Sorun daha sonraları daha da ağırlanmış ve layiha sunan bürokratlar tarafından (Koçi Bey ve Ayni Ali)  “fitne ve fesadın” başlıca kaynağı olarak kabul edilmiştir. Bu kötü gelişmenin daha III. Mehmed zamanında “azim fesad” haline geldiğini veziriazam ifade etmiştir. Onun telhisleri, mali bunalımın daha bu dönemde önemli bir problem olarak ortaya çıkmış bulunduğunu göstermektedir..



Leave a reply:

Your email address will not be published.