557 ) DOĞUM YIL DÖNÜMÜNDE BİR KÖPRÜLÜ..

M. Fuat Köprülü 4 Aralık 1890 tarihinde İstanbul Divanyolu’nda, o zaman “Maliye Nazırı Halid Efendi Konağı” diye bilinen binada dünyaya geldi. Şimdi aynı yerde “Köşe Han” adlı bina bulunmaktadır..
Babası Faiz Bey, Beyoğlu 2. Ağır Ceza Mahkemesi başkatibi idi. Bir süre de İstanbul Belediye Meclisi üyeliği yapmıştı. Onun babası Ahmed Ziya Bey ise Bükreş Büyükelçimiz idi ve Divan-ı Hümayun Beylikçisi (günümüzün başbakanlık müsteşarı) Köprülüzade Afif Bey’in oğluydu..
Ahmed Ziya Bey, torunu Fuat’ı, “Köprülülerin azametini iade edecek oğlum” sözleriyle severmiş.. 
Fuat Köprülü Mercan İdadisi’ni bitirmiş, sonra da Hukuk Mektebi’ne gitmiş. Ama Hukuk Mektebini bitirmeden ayrılmış. Burada alacağı eğitimin kendisine, ileride seçmeyi düşündüğü yönde pek yararlı olamayacağını anlamış..
Okuldan ayrıldıktan sonra Mercan, Kabataş, Galatasaray ve İstanbul liselerinde öğretmenlik yapmış.
Bu arada hem şiirleri yayımlanmış, hem de 1909′da “Hayat-ı Fikriye” adlı kitabında olduğu gibi genel fikir hareketleri, tarih ve felsefe üzerine yazılar yazmaya başlamış. 1905-1913 yılları arasında yazdıkları ve yayımladıkları o kadar ilgi çekmiş ki, henüz 23 yaşındaki genç öğretmen 20 Aralık 1913′te, Halid Ziya (Uşaklıgil) Bey’in bir başka göreve atanmasından dolayı boş kalan Darülfünun Türk Edebiyatı Tarihi Müderrisliğine getirilmiş. Buraya gelmesinde rol oynayan bir faktör de, 1913 yılında yazdığı “Türk Edebiyatı Tarihinde Usul” başlıklı önemli makalesi olmuş..
Köprülü bibliyografisine bakıldığında, Fuat Köprülü’nün pek çok makale ve kitabının uygar dünyada ya tanıtıldığı ya da doğrudan tercüme edildiği görülür. Bunun nedeni Fuat Köprülü’nün Türk Edebiyatı Tarihi bilim dalını, gerçek bir bilim dalı olarak kuran kişi olmasıdır. Onun yayınları İkinci Dünya Savaşı’na kadar tüm dünyada bu konuya yön veren en temel kaynaklar olmuşlardır..

1919 yılında, henüz 29 yaşındayken yayımlanan “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar” onun uluslararası şöhretinin en önemli yapı taşı olmuştur.. 
Bu eserin yayımlanması üzerine doğubilimin üç büyük ismi Barthold, Kraçkovski ve Oldenburg bir arada, Köprülü’yü Sovyet Bilimler Akademisi Üyeliğine önermişler ve 1929 yılında bu çok önemli bilim kurumuna üye olmuştur..
Köprülü, bin beş yüze yaklaşan eserleri dışında ; Darülfünun’un çerçevesinde Türkiyat Enstitüsü’nü oluşturmuştur. 1933’te Atatürk’ün emriyle hazırlatılan “Malche Raporu”nda, bu enstitü, dünya standartlarında görülen tek enstitümüz olarak açıklanmıştır..
Bu dönem, Köprülü’nün zaman zaman Atatürk’le de anlaşmazlığa düştüğü dönemdir. Köprülü, katı bilim süzgecinden geçmeyen hiçbir görüşü, hiçbir hareketi, hiçbir hedefi kabul etmek niyetinde değildi. Bu nedenle 1926′da kendisine teklif edilen “Yeni Harfler Komisyonu Başkanlığı”nı reddetti. 
1933 Üniversite Reformu’na canı gönülden taraftardı ama bu reform sonunda ehil olmayan kişilerin kürsülerin başlarına getirilmesini pek acı bir dille eleştirmiştir..
Türk dilinin disiplin altına alınması, Osmanlıca batağından kurtarılması konusunda Atatürk ile aynı fikirdeydi. Ama başta izlenilen tasfiyeci yolu şiddetle reddetti ve yapılanları eleştirmekten çekinmedi..
Fikir ve devrimlerinin bazılarını eleştirdiği Atatürk ise bizzat onun, Kars ve Ardahan üzerinde artan Sovyet tehdidine karşı, milletvekili olmasını istedi. Köprülü kabul etti ve Atatürk’ün daha 1935 yılında gördüğü tehlike İkinci Dünya Savaşı’nda karşımıza dikilince Büyük Önder’in kendisinden beklediği rolü, bilim insanlığından tek kuruş ödün vermeden, oynadı ve Stalin’in öne sürdürdüğü düzmece bilimsel delilleri tek tek çürüttü. Bu, Sovyet diktatörünü o kadar kızdırmıştı ki, Köprülü onun emriyle Sovyet Bilimler Akademisi’nden atıldı !..
Her büyük ve gerçek bilimci gibi, içten demokrat bir insan olan Fuat Köprülü, 1946 yılında Demokrat Parti kurucuları arasına katıldı. 1950′de iktidara gelen DP’nin Dışişleri Bakanı oldu.. 

Bu görevde ağırlığını açıkça hür dünyadan yana koyan Köprülü, Türkiye’yi önce Kore Savaşı’na, sonra da NATO’ya soktu.. 
Ancak işler istediği gitmedi. Arkadaşları Parti’de onun anladığı kuruluş ideallerinden uzaklaşmaya başladılar. Verilen tavizler, süregelen yolsuzluklar.. Arkadaşlarını uyarmak istedi ve bunu başaramayınca 1956’da önce bakanlıktan istifa etti, sonra da 1957’de Parti’den ayrıldı.. İnönü’nün CHP’ye davetini kabul etmedi ama CHP mitinglerinde DP aleyhinde konuşmayı kabul etti. Yalnızca idealleri uğruna, hiçbir fayda sağlamadan..
15 Ekim 1965’te, Türk Tarih Kurumu’ndaki bir çalışmasından dönerken, bir serseri taksi bu değerli insanı devirdi !.. Bacağı kırıldığı için hastaneye düştü ama oradan bir daha çıkamadı..
28 Haziran 1966 günü Türkiye, büyük bir bilim insanını kaybetti.. 


Profesör A. M. CELAL ŞENGÖR’ün “Bilimle Sohbet” adlı kitabından derlenmiştir..

Leave a reply:

Your email address will not be published.