556 ) EMPERYALİZMİN PENÇESİNDE TÜRK İLLERİ…



Rus yayılmacılığı 17. ve 18. yüzyıllarda Asya’da Türkistan topraklarını, Rumeli ve Kafkasya üzerinden de Osmanlı İmparatorluğu’nu hedef aldı. Çarlık Rusyası bu yayılmacı politikaları 19. yüzyılda panslavist bir kimliğe büründürerek aşırı milliyetçi bir ideolojiye dönüştürdü. Bu ideolojinin siyasi hedeflerinden en önemlisini ise güneye inmek ve “sıcak denizlere” ulaşmak teşkil ediyordu..
Buna paralel olarak 18. yüzyıldan itibaren İngiliz emperyalizmi de Ortadoğu ve Güney Asya’da kendini göstermeye başladı ; Hindistan’a yerleşerek burayı hem sömürgeleştirdi, hem de hareket üssü yaptı..
Bu arada Çin, Doğu Türkistan’ı işgal ediyor ; İran ise bu “yağmalamadan” pay kapmaya çalışıyordu. Oysa Rusya ile İngiltere, İran hakkında da aynı emelleri güdüyorlardı !..
19. yüzyılın ikinci yarısında Rusya tam anlamıyla atağa kalktı. Asya’da, başta Buhara olmak üzere Türkistan hanlıklarına yıkıcı bir baskı oluşturdu. Bölgede ondan daha güçlü bir ordu olmamasından ve bu ordunun modern silahlara sahip olmasından yararlanarak 1865 yılında Türkistan topraklarına girdi ve Taşkent’i işgal etti. 7 Haziran 1866’da Hokand’ı ele geçirdi. Buhara Emini Osmanlı’dan ve İngiltere’den yardım istedi ama 1868’e gelindiğinde Rus işgali hızla yayıldı ; Orta Tepe, Civaz ve Yeni Kurgan ellerine geçti. 1868’in Mayıs ayında Semerkant teslim oldu ve sonunda Buhara Emirliği de Hokand Hanlığı gibi Rus vasalı bir devlet durumuna düştü.. (Aşağıda, Semerkant’ın 1868 yılındaki düşüşü)

 

1872 yılı sonlarında Rus Harbiye Nazırı başkanlığında, Petersburg’da yapılan bir toplantıda Hive’nin işgaline karar verildi. Hive Emiri Seyyid Muhammed Rahim Han, Rusların harekat planını zamanında öğrenmiş, bunu önlemek için çare arıyordu. Fazla umut beslemediği İstanbul’a ve daha fazla güvendiği Hindistan’daki İngiliz valiliğine elçiler gönderdi. Fakat ne yazık ki umduğunu bulamadı, elçiler elleri boş geldi. Bunun nedeni şuydu : Rus Çarı 1873 yılı Ocak ayında özel temsilcisi Şuvalov’u Londra’ya göndererek Hive’nin işgal edilmeyeceği konusunda İngiliz hükumetine güvence vermişti. İngilizler Rusya’ya karşı diplomatik bir başarı elde ettiklerini sanırken, Rus birlikleri Hive’ye doğru ilerlemeye başlamışlardı bile !.. 

1873 yılı Mart ayında General Kaufman (üstte) kumandanlığında 16.000 asker, 
2 mitralyöz ve en modern piyade tüfekleriyle donatılan Rus ordusu yaklaşmaya başladığında Hive Emiri, temsilciler göndererek, kan dökülmeksizin bir anlaşmaya varılmasını talep etti ama bu talep kabul edilmedi. Hanlığın kuzeyindeki istihkamlar ve doğu cephesi çökertildi. Emir bir kez daha şansını denedi, ateşkes yapmayı önerdi ve yine reddedildi !..
Rus generalleri ; Emir’in kendisi de dahil olmak üzere tüm silahlı güçlerin kayıtsız şartsız teslim olmasını istiyordu. Hive Emiri bunu da kabul etti. Fakat savunucuların büyük çoğunluğunu oluşturan silahlı Yamud Türkleri teslim olmaya yanaşmadılar. Savaş yeniden başladı. 24 saat süren ağır Rus bombardımanı ile Hive, tam bir enkaza döndü..
Hive 9 Haziran 1873 günü teslim oldu ve işgal edildi. Yamud Türkleri şehri terk ederek güneydeki Hazavat bölgesine çekildiler..
Rus kumandanı General Kaufman, direnen Türkmenleri cezalandırmak amacında olduğu için, öne sürdüğü koşulları sürekli ağırlaştırıyordu. Örneğin, tüm silahlı güçlerin teslim olmasını ve istediği 300.000 rublelik savaş tazminatının iki hafta içinde peşin olarak ödenmesini şart koştu. Türkmenler, zaman darlığı sebebiyle bu koşulun gereğini yerine getiremeyince Ruslar aradıkları fırsatı elde ettiler..
On top ve iki mitralyöz takviyeli ve bol Kazak süvarili bir Rus birliği, General Golovaçov komutasında, tam bir katliam gerçekleştirdi. Çoluk çocuk demeden binlerce Türkmen, aman dilemelerine aldırılmadan, üç gün boyunca katledildi !..
12 Ağustos 1873 günü Rusya ile Hive Hanı arasında ağır şartlar taşıyan bir “barış” antlaşması imzalandı. 

Osmanlı yönetimi ortak düşman kabul ettiği Rusya’nın Türklere karşı gerçekleştirdiği katliamlara zorunlu olarak seyirci kalmayı içine sindiremiyordu. İngiltere’nin kaygısı ise başka idi ! Rus tehdidi Afganistan sınırına dayanmıştı. Afganistan içinde de etkili bir silahlı kuvveti bulunmayan İngiltere, Hindistan’daki varlığının tehlike altında olduğunu düşünüyordu..
Rusya’nın son saldırılarından sonra, bölgedeki en stratejik kavşakta yer alan Kaşgar Hakimi Yakub Bey, bağımsızlığını halen koruyordu. Üstelik her bakımdan yaşamsal bir coğrafyayı da elinde bulunduruyordu. Bu devlete “Atalık-Gazi” de deniliyordu. Kuzeyinde Kalaç, Rusya ve Hokand ; güneyinde Tibet ve İngiliz egemenliği ; doğusunda Çin ve Moğolistan ; batısında ise Bedenşan ile Afganistan bulunuyordu.
Bu bölge, daha 1865 yılında Çin devletinin iki vilayeti idi. Halkın tamamı Müslüman, çoğunluğu Türk idi ve genel olarak Türkçe konuşuluyordu. Stratejik konumu nedeniyle, adeta Doğu Türkistan’ın “giriş kapısı” kadar önem taşıyordu. Bu yüzden hem Rusya, hem de Çin tarafından işgal edilerek ortadan kaldırılmak isteniyordu !..
Sonra, emperyalizmin kaygan zemini, üzerinde “dans eden” devletleri daha dikkatli olmaya zorladı !.. Rusya, bölgedeki İngiliz egemenliğinin sınırlarına dayandığını fark etti ; Kaşgar’a saldırması durumunda küresel düzlemde İngiltere ile karşı karşıya gelebileceğini ve bundan zararlı çıkabileceğini hissetti. İngiltere ise, Rusların bu duraklamasından yararlandı ve Kaşgar Emiri’ni İstanbul’a yönlendirdi. Halife’nin, dinsel etkinliğini kullanarak, Rusya’ya karşı güçlü bir cephe oluşturacağını hesapladı !..
Fakat uluslararası ilişkiler ve oluşumlar bir başka cephede, Rumeli’de, Rus ve İngiliz çıkarlarını örtüştürdü !. 
Rusya “panslavist” dayanışma çerçevesinde Rumeli’de Sırplar üzerinden yayılmayı amaçlıyor ; Ortodoks dayanışması zemininde de Yunanistan’a destek veriyordu.
İngiltere ise hem Rusya’nın Balkanlar’a kalıcı olarak girmesini istemiyor, hem de Rusları Cermenlere ve Türklere karşı “tetikçi” gibi kullanarak burada bağımsız devletçikler oluşturmayı düşünüyordu. Bu devletçikler daha sonra yerel otoritelere karşı İngiliz emperyal otoritesi tarafından kullanılabilecekti..
Çarlık Rusyasının Orta Asya’daki yayılma siyaseti şimdilik “kısa vadeli” hedeflerine ulaştığı için, Petersburg, Rumeli’de yeni bir sayfa açtı ve “oyununa” burada devam etti !.. Askeri ve siyasi alanda destekledikleri Sırp kökenli Balkan ayrılıkçılar 1875’de Bosna ayaklanmasını başlattılar. Ve sırasıyla, 1876’da Bulgar ayaklanması, hemen ardından Osmanlı-Karadağ Savaşı, Ve Osmanlı-Sırp Savaşı. 
Osmanlı 1875’de Kaşgar Emirliği’ni himayesine alırken, aynı yıl Bosna ayaklandı.

“İngiliz tilkiliği” bu aşamada yine devreye girdi !.. Kaşgar siyasetinde Rusya’nın karşısına Çin’i çıkarmanın İngiltere için daha güvenli olacağını düşünen etkin bir siyasi grubu daha vardı. 
Bu arada Çinli General Tso Tsung-Tang, 1869 sonbaharında Kansu’yu ele geçirip 90.000 kişilik ordusuyla egemenlik kurmuştu.. Ancak General Tso, lojistik destek alamadığı için Yakub Han’ın üzerine daha fazla gidememiş, harekatı durdurmuştu. Buna karşılık, Osmanlı ile savaşmaya hazırlanan Rusya ise, Yakub Han’dan gelebilecek bir tehlikeye karşı, bölgedeki Çin yayılmacılığını destekledi ; Albay Sosnovsky başkanlığında bir heyeti Çin’e göndererek yardım etmeyi önerdi. Buna karşılık İli Vadisinde Rusya’ya ödünler veren Çin, 1875 yılı Haziran ayında, Ruslardan aldığı yardımla lojistik ihtiyacını ; Pekin’deki İngiliz bankalarından aldığı para ile de mali ihtiyaçlarını hallederek, Kaşgar üzerine yürümeye hazır duruma geldi..
Rumeli’de Osmanlı için en karışık günlerin yaşandığı 1875 yılı sonbaharında, kalabalık ve güçlü Çin ordusu Doğu Türkistan’a saldırdı. 5 Ekim’de Urumçi, 6 Kasım’da Manas düştü. 1877 yılı 18 Nisan günü Divancı, 18 Mayıs’ta Turfan işgal edildi. Yakub Han tam son bir taarruz için hazırlıklarını tamamladığı anda, aniden vefat etti. Oğulları arasındaki kısa bir veraset kavgasının ardından, 16 Aralık 1877 günü, Çin, hiçbir direnişle karşılaşmadan Kaşgar’a girip işgal etti. Pekin yönetimi 16 Mart 1878 günü Doğu Türkistan’ın işgalinin tamamlandığını ve Çin’in buralarda otoritesini kesin olarak kurduğunu resmen açıkladı..
İstanbul’daki Kaşgar Elçisi Seyyid Yakub Han Töre, Sultan II. Abdülhamid’e harekete geçmesi için talepte bulundu ama “93 Harbi”nin yıkıcı sonuçlarıyla karşı karşıya kalmış Osmanlı yönetimi, Afganistan’a “özel görevli” bir elçi göndermekten başkasını yapamadı !..
Bu arada Çin ordusu bir yandan bölgede baskıcı bir yönetim kurarken diğer taraftan da “soykırım” sayılabilecek düzeyde büyük bir katliam gerçekleştirdi. 60.000 kişilik Kaşgar ordusu kılıçtan geçirildi. Sivil halka karşı toplu idamlar gerçekleştirildi. 
Kaşgar’a gönderilen Osmanlı subayları ; Ali Kazım ve Mehmed Yusuf Efendiler bu faciaya gözleriyle tanıklık ettiler..

   

KAYNAKÇA :

Prof Dr. Mehmet Saray, “Rus İşgali Devrinde Osmanlı Devleti İle Türkistan Hanlıkları Arasındaki Siyasi Münasebetler, 1775-1875”   ;
M.Abdülhalik Çay, “Hive Hanlığı ve Türkistan’da Rus Yayılması” ;
Murat Çulcu, “Şu Bizim 93 Harbi” ; Murat Çulcu, “Paşaların Asya Misyonu”  

Leave a reply:

Your email address will not be published.