555 ) OSMANLI KUDÜS’ÜNDE BİR KALPAZANLIK OLAYI !..

Ahmet Reşit Rey, Nur Özmel Akın’ın hazırladığı, “İmparatorluğun Son Döneminde Gördüklerim Yaptıklarım (1890-1922)” adlı kitabında Kudüs Mutasarrıflığı görevine dair anılarından birini şöyle anlatıyor…



Kudüs Mutasarrıflığına (sancak yöneticisi) tayinim çıktıktan sonra, 1904 senesi Ağustos’unun ortasında Kudüs’e ulaştım. Daha Yafa’da iken bir Yahudi çetesinin resmi ayarda gümüşten sahte beşlik basmakta olduğunu işittim, örneğini de gördüm. O zaman gümüş beşliğin maden halinde değeri 100 para, mühürlü sikke halinde ise 5 kuruş olduğuna göre, gümüş akçenin değeri külçe halindeki gümüşe oranla iki kat oluyordu. Bu sebeple gümüş paraları tam ayarıyla basanlar devletin itibarına ait olan yüzde yüz fazla değeri çalmış oluyorlardı. Bu kalpazanlığın engellenmesi ve sorumluların yakalanması çalışmalarına derhal başladık. 
Kudüs’e geldiğimden üç gün sonra kalpazanlık alet ve edevatı şehir dışındaki büyük zeytin ağaçları altına atılmış olarak bulundu. Birkaç gün sonra da kalpazanlardan kaçamayanlar tutuldu. Fakat ABD tebaasından olan iki kalpazan Yahudiyi tutuklamak isteyen polis memurlarına Amerika konsolosunun karşı çıktığı haber verildi. Bunun üzerine muhalefetten vazgeçmesini Umur-ı Ecnebiye (Yabancılar Dairesi) Müdürü aracılığıyla konsolostan rica ettim. Bu kişi, yaşlı başlı ve arkeolojiye meraklı bir adamdı. Ertesi günü hükumet dairesine bizzat gelerek, “Amerikan tebaasının Türk mahkemelerine teslimi meselesi hakkında Amerika hükumeti bazı itirazlar ileri sürmüştür. Mesele henüz sonuçlanmış değildir. O sebeple bu iki adamı teslim edemem” dedi. Buna cevaben şöyle dedim : “Aslında sizin taraflardan Filistin’e gelecekler, ya dini bir vazifeyi yerine getirmek yahut ilmi veya edebi bir seyahat yapmak maksadıyla hareket edenlerden ibaret olmak lazım geleceğine göre bunların burada tutuklanmaları veya mahkeme edilmeleri ancak nadir bir ihtimal olabilir. Bu itibarla meselenin neticeye bağlanmasını beklemekte belki büyük bir mahzur görülmez. Fakat yurtlarından sırf uyruklarını değiştirmek için çıkarak Amerika’ya gidip iki ay sonra Amerikan pasaportu ile buraya gelen Yahudilerin hal ve geçmişlerinin ne olduğu, aralarında ne tür adamlar bulunduğu Amerika için de, burası için de meçhuldür. Bunların zanlı oldukları suçtan dolayı polis tarafından tutuklanarak adliyeye teslim edilmemeleri, memleketin asayişine her bakımdan olumsuz etki eder. Özellikle kalpazanlık, siyasi olarak padişahın tuğrasını yani imzasını taklittir. Doğrudan doğruya hükümdarlık hukukuna aykırıdır. İktisadi bakımdan da gümüş paranın tedavülünü temin eden mali itibarı zedeler ve memleketin iç ticaretinde de memnuniyetsizliğe sebep olur. Böyle bir durumda kapitülasyonlara ve hele onların ifratı gibi görünen kayıtlara bakılamaz..”
O da, “Doğru söylüyorsunuz. Ancak ne yazık ki, bu düşünceniz hakkında hükumete ihtarlarda bulunmak benim yetkim dışındadır. Fakat bu işe ait olarak bahsettiğiniz hükümdarlık hukuku ile iktisadi itibar meselesi hakikaten çok mühimdir. Cumhurbaşkanı Mr. Theodore Roosevelt ile aramızda eski bir dostluk bağı vardır. Ona güvenerek, görüşünüzü özel bir mektupla kendisine bildiririm ; uygun bulursa zanlıları derhal teslim ederim” cevabını verdi. 
Tabii ki nezaketen teşekkür ettiysem de birinci adımda tesadüf ettiğim bu engelden dolayı çok üzüldüm. O iki Yahudi’den başka tutulan kalpazanların mahkeme edildikten sonra, suçları sabit olarak cezaları verildi. İki ay sonra Amerika konsolosu yanıma gelerek Mr Roosevelt’ten maalesef olumsuz cevap aldığını bildirdi. Amerikalı geçinen o iki Yahudi de ortadan kayboldu..
Bu olaydan sonra Türk uyruğunda bulunanlara her defa kanun hükmü uygulanırken yabancılara karşı aciz kaldığımızı düşünerek sıkılmaktan, hatta utanmaktan kurtulamadım..

Leave a reply:

Your email address will not be published.