553 ) PAYİTAHTTA PARALI AŞK !..


Kanuni Süleyman’ın padişahlığının son günleri ile, özellikle sarhoşluğun yaygınlaştığı İkinci Selim zamanında, İstanbul’da halk arasında fuhuş da epey yayılmıştır..
Kanuni Sultan Süleyman’ın son yıllarına denk gelen 1565 yılında, bir gün Galata dışında Sultangir Mahallesi halkı toplanarak kadıya başvurmuş, mahalle sakinlerinden beş kadını şikayet etmişlerdir. Bunlar Arap Fati, Narin, Giritli Nefise, Atlı Ases diye tanınan Kamer ve Balatlı Yümni adlarındaki kadınlardı.. Bu kadınlar açıkça fuhuş yapıyorlardı. Kadı, şikayet üzerine kadınları çağırtmış, Arap Fati dışındakiler çağrıya uymuşlardı. Mahalle halkından Müslümanlar, bu kadınların uygunsuz davranışlarına tanıklık etmişler, kadınların evleri zorla sattırılmış, kendileri de şehir dışına sürülmüşlerdi. Arap Fati ise evinin önüne gelen imam, müezzin ve mahalle halkına karşı pencereyi açıp, “İmamınıza ve kadınıza ve şeriatınıza lanet !” diye bağırıp çağırmıştı. Kadın hemen yakalandı, “tecdid-i iman” (İman yenileme, inanç tazeleme) ettirilip evi satıldı, kendisi de, taşrada bulunan kocası gelinceye kadar zindanda hapsedildi..
İkinci Selim zamanında bu tip kadınlara artık adım başı rastlanıyordu. 1567 yılında bir padişah hükmü çıkarılıp mahalle aralarındaki fuhuş sınırlandırılmak istendi. Enderun çavuşlarından Piri Ağa’nın İstanbul Kadısına götürdüğü hükümde ; hiç gecikmeden, her mahallenin imamı ve müezzinlerinin halkı toplaması, son derece dikkat ve özenle mahallelerindeki fahişeleri ortaya çıkarıp hapsetmeleri isteniyordu..
Bu denetleme aylarca sürmüş, böylece epey kadın mahallelerden toplanıp hapsedilmişti. Oysa ki bunların birçoğuna gönül vermiş nice delikanlılar vardı. Bunlar sevgililerini ellerinden kaçırmak istemiyorlardı. Kadınları hapisten kurtarmak için kendileriyle evlenme isteğinde bulundular. Durum padişaha bildirildi. İkinci Selim, bu gibi kadınlardan evlenenlerin tahliyesini, fakat kendilerinin de kocalarının da İstanbul’dan kovulmalarını, böyle kadınlarla evlendikten sonra İstanbul’da kalacak olanlar bulunursa bunların da hapsedilmelerini emretti.. 

O zamanki Eyüp semtinin küçük farklarla şimdiki Galata sokaklarına benzediği anlaşılıyor. Eyüp’te fuhuş ve ahlaksızlığın yaygınlaşmasında, bunu yasaklamakla görevli kişilerin de rolleri vardı. Çünkü subaşılar, fahişe kadınların, hırsızların ve öbür uygunsuz takımının nerede olduklarını biliyorlar, fakat altınlarını, paralarını alarak kendilerine dokunmuyorlardı. Bu yüzden İstanbul’un öbür taraflarında iş yapamayan fahişeler, hırsızlar ve başkaları ceplerini doldurunca Eyüp’e geçiyorlar, subaşıların gönüllerini hoş tutup tezgah kurarak serbestçe işe başlıyorlardı. Rüşvet ve fuhuş o dereceye gelmişti ki, padişah hükmünde bu gibi hareketlere yeltenen subaşıların da şiddetle cezalandırılacaklarını açıklama ve onları korkutma gereği duyulmuştu. Aynı zamanda Eyüp’teki temizliğin esaslı olabilmesini sağlamak için bu arada bu ilçedeki kahvehaneler kapatılmış, çalgı çalmak, çaldırmak, toplanıp cümbüş yapmak da yasaklanmıştı..
Bu önlemler başlangıçta etkisini göstermiş, epey kadın toplanıp tutuklanmış veya sürgün edilmişti. Fakat hiç şüphesiz birçoğu da şuraya buraya saklanmıştı. Nitekim bunlar az bir zaman sonra başka perdeler altında ortaya çıkmakta gecikmediler.. 
Az bir zaman içinde, şehrin çeşitli yerlerinde bazı yeni dükkanlar açıldığı, yeni bir sanat ve ticaretin geçerlik kazandığı görüldü : Çamaşır yıkamak !..
İstanbul’un dört bir yanında açılan dükkanlarda ücret karşılığı çamaşır yıkanmaya başladığı görüldü. Doğal olarak, akla uygun ve yasal görüldüğü için, bu yeni ticarete ses çıkarılmadı. Az bir zaman sonra bu çamaşırcı dükkanlarının iç yüzü kendiliğinden ortaya çıktı ve mahallelerdeki fahişeleri toplamakla ahlaksızlığın önüne geçildiğini sananların ayakları suya erdi !..
Bu dükkanlarda çamaşır yıkayanlar doğal olarak kadınlardı. Çamaşırlarını dışarıda ücretle yıkatmak durumunda bulunanlar da, yine doğal olarak, erkeklerdi. Mahalle aralarında iş yapmaları yasaklanan “genel” kadınlar şurada burada, kıyıda bucakta çamaşırcı dükkanı açıp leventlerle ilişki kurmuş, alışverişe girişmişlerdi !.. Çok kez eski genelev patronları bu dükkanlarda tezgahtarlık görevi yapıyor, ellerinin altında her cinsten siparişe göre, taze, işinin ustası, becerikli kadınlar bulunuyor, bunlar bazen çamaşır yıkamakla uğraşıyorlar, bazen de yorgunluklarını erkeklerin kollarında dinlendiriyorlar, çalışırken de dinlenirken de kazanç ve kardan vazgeçmiş olmuyorlardı..
İşin 1570 yılı içerisinde farkına varılmış, yasaklanması yönüne gitmek için “Emr-i Şerif” (Padişah buyruğu) çıkmıştı. Padişahın İstanbul Kadısına o tarihte gönderdiği “Hükm-i Hümayun” bu konudaki uyarıları kapsar. Bu emirler üzerine İstanbul’un her tarafında bulunan vakıf yöneticileri çağrılıp kendilerine yönetimleri altında bulunan dükkanları çamaşırcı kadınlara kesinlikle kiralamamaları, önceden kiralanmış olanları da derhal boşalttırmaları tembih edilmişti. Aynı zamanda bölge bölge denetime başlanılmış, bütün çamaşırcı dükkanları kapatılarak “çamaşırcı kadınlar”ın tümü iş yapmaktan alıkonulmuştur. Bir süre sonra yine denetim yapılmış, yasağa uymayanlar, gerek kadınlar gerek vakıf yöneticileri, yakalanarak gerekli ceza verilmiştir. 
Eski zamanlarda zengin konaklarına cariye alım satımı da aslında bir tür resmi fuhuş sayılırdı. Zengin gayrimüslimler bile paraları sayesinde Müslüman kızlarına sahip olabiliyorlardı. Bir ara bazı hocalar birleşerek, bu konuyu padişaha başvuruda bulunup şikayet etmişlerdi. Sonunda istedikleri gibi bir hüküm çıkarttılar. İstanbul Kadısı İstanbul’da bulunan Musevi ve diğer Hristiyan evlerini denetleyecek, kimde ne kadar esir ve cariye olduğunu ve bunların kaynaklarını saptayıp bir deftere yazacaktı. 
Bu, gayrimüslimlerin esir ve cariye alımını yasaklamak değildi, ama buna doğru atılmış bir adımdı. Nitekim bu deftere geçirme işlemi tamamlandıktan sonra ikinci bir padişah buyruğu çıktı. Bu buyrukta, İstanbul’da bulunan Musevi ve Hristiyanların esir ve cariye alıp kullanmaları yasaklanıyordu. 

16. yüzyıl ortalarında Eyüp semtinin İstanbul’un en batak yeri olduğundan bahsetmiştik. İkinci Selim’in Hükm-i Hümayunundan sonra bir süre ortalık sessizleşti ama, bir süre geçtikten sonra Eyüp yeniden eski halini almıştı. Bu seferki fuhuş büsbütün başka bir biçimdeydi..
Eyüp Camii, medresesi ve okulu çevresinde bir süreden beri gayrimüslimler çoğalmıştı. Eğlenmek isteyen Müslümanlar da bunların arasına karışarak gizleniyorlardı !. Coşkun eğlencelere sahne olan Eyüp bağ, bahçe ve bostanlarından başka yerler de vardı.. Bunlar, o zamanlar Eyüp’te çok ünlü olan, kaymakçı dükkanları idi. Bu dükkanlar o devirlerde kaymak alışverişinden başka işlere de yarıyordu. Düşkünler, aşıklar, seven ve sevilenler şehrin dört bir yanından şimdinin pastanesi yerine geçen bu dükkanlara geliyorlardı. Kaymak yerken nice ilişkiler kuruluyordu buralarda !..
Yine hocalar, yine “Din elden gidiyor, kıyamet yaklaştı !” feryadıyla padişaha başvurma ve 1573 yılında çıkan bir ferman daha.. Padişah, bu işin, “gizlice yasaklanması çarelerinin araştırılmasını” ferman etmişti.. Bunun üzerine, Eyüp semtindeki fırınları, kaymakçı ve oyuncakçı dükkanlarını tutan gayrimüslimler burada ticaret yapmaktan alıkonulmuşlardı. Bostan ve bahçelerde düzenlenen eğlencelere de bundan sonra izin verilmemişti..



 REFİK AHMET SEVENGİL’in “İstanbul Nasıl Eğleniyordu ?” adlı kitabından derlenmiştir.. 


Yazarın faydalandığı KAYNAKLAR :

“Netayicü’l-vukuat”, Mustafa Nuri Paşa ; “Tarih-i Siyasi-i Devlet-i Aliyye-i Osmaniye”, Kamil Paşa ; “Tarih-i Ebülfaruk”, Mehmet Murat Bey ; “Esmarü’t-tevarih”, Mehmet Şem-i Efendi ; “Mefhumü’t-tevarih”, Mahmut Örfi Ağa ; “Mizan-ül-Hak Fi ihtiyar-il-Hak”, Katip Çelebi ; “Veladetname-i Hümayun” (Yazma) ; “Surname-i Hümayun”, Abdi Efendi ; “Sürname-i Hümayun”, Vehbi Efendi ; “Zeyl-i Şekayık”, Nev’izade Atayi Efendi ; “Letaif-i Vekayi-i Enderuniyye”, Hafız İlyas Efendi ; “Evliya Çelebi Seyahatnamesi” ; “Abdi Vekayinamesi” ; “Tarih ve Muharrir”, Ahmet Rasim bey      

Leave a reply:

Your email address will not be published.