548 ) BAŞ ALIP, BAŞ VEREN ADAM : YAKUP CEMİL !…

    

Gözünü budaktan sakınmaz ve “pireyi gözünden vuracak” kadar nişancı, hem kendi, hem de başkalarının hayatına öfkeli biridir…
İstanbul, Yenibahçe’ de doğmuş, fakir bir ailenin çocuğu olarak güçlükler içinde okumuştu. Okulda haşarı, kavgacı ve etrafını yıldıran Yakup Cemil, Harbiye’den mülazım (teğmen) çıktıktan sonra Rumeli’de eşkıya takibine memur edilmişti.
Arkasında ne servet bırakmıştı, ne de heves duyulacak bir şöhret.. “Babıali Baskını’na katılma gerekçesi” memleketin Bulgarlara terk edilip, Edirne’nin bırakılmasına yönelik anlaşma yapıldığı şeklindeki söylentilerdir..
Asker doğmuş ve asker gibi ölmüştür. Her zaman etkin olmayı isteyen ve kendi suskunluğuna bile haykıran çok değişik bir tavra sahiptir. 
Harbiye Nazırı Nazım Paşa’nın öldürülmesi önceden tasarlanmış bir cinayet değildi. Ve o gün Nazım Paşa’nın öldürülmesi için de hiç kimse ona “ateş” emrini vermemişti. Emri kendi verir ve uygulardı. Nazım Paşa ile herhangi bir kişisel meselesi yoktu. Vurma kararını o anda vermişti. Nefs-i Müdafaa durumu yoktu..
Kararları “fevri”dir ve saplantıları vardır. Trablusgarp’da “casus” olarak nitelediği, Birinci Mülazım Şükrü Bey’i vurmuştur. Siyahi olan ve alaydan yetişme bu askeri neden vurduğunu soranlara, “casus olduğu muhakkaktır” yanıtını vermiştir. Ama kimse çıkıp da ona bu cinayetin hesabını sormamıştır. 
Zaman zaman kendi başına buyruk “mahkeme” olabilen Yakup Cemil, Doğuda on altı kişinin kurşuna dizilmesinde de birinci derecede rol oynamıştır. Hasankale’de meydana gelen olayda, bir jandarma erinin köy halkıyla işbirliği yaparak düşmana bilgi sızdırdığına “kanaat” getirip, ölüm cezasına hükmetmişti. Kendi kanaati ve hükmü her zaman yasalardan önce geliyordu. Bu kurşuna dizilen on altı kişinin de hesabı sorulmamıştı.. 
“Vatanın menfaati uğruna babamı öldürmezsem namerdim” çok sık kullandığı cümlelerden biri idi…
Teşkilat-ı Mahsusa bünyesinde yer almış ve Kafkasya’ya gönderilen birliklerde vuruşmuştu. Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’da sivil operasyonlara da katılmıştı. Binbaşı Asım, Yüzbaşı Halit, Lazistan Mebusu Sudi, Şakir Bey (eski İktisat Vekili Kesebir), Yüzbaşı Ethem ve Abdülhamid Bey ile çok önemli operasyonların gerillası olmuştu. Batum’u Ruslardan geri alan kuvvetlerin içinde onun gerilla birliği vardı. Şehre girince “Fatih”liğini ilan etmişti. 
İttihat Terakki’nin Adana sorumlu delegesi olmuştu. Parti onun yapısındakileri, sivillere tercih ediyordu. Adana Valisi Cemal Paşa idi ve geleceğin Bahriye Nazırı ile ihtilalcisi burada tanışacaklardı. Bingazi’ye geçip dört ay kaldıktan sonra 1911 Şubat’ında aniden İstanbul’a dönmüştü..
İhtar ve nasihat dinlemeyen, tavsiyeleri dikkate almayan Yakup Cemil, Harbiye Nezareti Müsteşarı Mahmut Kamil Paşa tarafından iki bin kişilik birliği ile Bitlis Alay Komutanlığı emrine verilmişti. O zaman Kaymakam rütbesi taşıyan Alay Komutanı Ali Bey (daha sonra Nafia Vekili ve İstiklal Mahkemeleri Reisi), Yakup Cemil’in uğraşılmaz biri olduğunu anlamıştı. Yakup Cemil bu kez Altıncı Ordu’ya gönderildi. Bu ordunun kumandanı ise, Enver Paşa’nın amcası Halil Paşa idi. Yakup Cemil burada muvazzaf hizmete alınmış ve kıdemli yüzbaşı yapılmıştı.. Fakat Halil Paşa, Enver Bey’i arayacak ve, “Al bunu buradan” diyecekti.. Çünkü kimseye danışmadan tabura hücum emri verecek kadar pervasızdır !..

Yakup Cemil, Talat Paşa’ya karşıydı ve 1912 Kongresi’nde muhalefetin başını çekmişti. Talat Bey’in Prens Said Halim Paşa Kabinesinde yer almaması için bastırmış ve Enver Bey’in Harbiye Nazırlığında etkin rol oynamıştı..
Almanları hiç sevmedi. “Bunlar kim ki, bir Türk’e kumanda etsin, bize emir versin” derdi. En çok Sapancalı Hakkı’yı severdi. Enver Paşa da ilk zamanlar taparcasına sevdiği bir kumandandı. Paşa’nın ameliyatı sırasında tabancasını çekip, doktorları “Sakın ha tedbirsiz davranmayın !” diye tehdit edecek kadar hem de..
İttihatçı idi. Hem de kalben olmanın dışında… Bir dine, bir tarikata bağlanır gibi bağlıydı Parti’ye..
Enver Paşa ile Talat Paşa’nın arasını açabilecek, Enver Paşa’ya amcası Halil Paşa’yı şikayet edebilecek kadar da pervasızdı.. Kendisini İstanbul’a getiren trenin penceresinden yollardaki halkın perişan durumunu görmüştü. İlk koyduğu teşhis, “umumi harbe” hazırlıksız girmekti. Ayrıca ordunun ehil olmayan ellere teslim edildiğine inanıyordu..
Bağdat dönüşünde Enver Paşa’nın karşısına çıktı. Enver Paşa, “Şimdi çok meşgulüm. Muamele Müdürü Osman Şevket Bey’e git, seni uygun bir yere atasın” dedi. Oysa o, sadece görev isteği ile gelmemişti. Onunla konuşup ne olup bittiğini anlamak istiyordu.  Oysa Paşa kendisini dinlememişti bile..
Osman Şevket Paşa da, Enver Paşa’dan atama ile ilgili bir emir almadığını ve daha sonra uğramasını söyleyince, içindeki İttihat Terakki ve Enver Paşa sıcaklığının erimeye başladığını hissetti. Odadan hışımla çıktı, selam bile vermeden !..

Enver Paşa daha sonraki görüşmede, onun ancak ihtiyat zabiti olabileceğini ve kanun mucibince ancak binbaşılığa yükselebileceğini söyleyecek ve isterse onu Erzurum Cephesi’ne gönderebileceğini söyleyecekti. Omuz omuza Babıali’den içeri girdiği, her yerde savunduğu ve canını esirgemediği Enver Paşa’nın hele “İstersen yardımcı olalım, ticarete atıl” demesi onu çıldırtmıştı. Dün iktidara onun cesareti ve kurşunları ile el koyanlar, bugün onun için “Kaymakamlık ve fırka kumandanlığı istiyor. Ona değil fırka, bölük bile emanet edilmez” diyorlardı.. 
Abdullah Efendi Lokantasındaki yemekte yapılan yatıştırıcı konuşmalar Yakup Cemil’i ikna edememişti. Sapancalı Hakkı masayı terk ederken, İnzibat Bölük Kumandanı Nevzat Bey ile Divanı Harp Reisliği Yaveri Murad Bey içeri giriyordu.
Sirkeci Meserret Oteli sarılmıştı. Yakup Cemil’in yeni bir eyleminden korkuluyordu. 
Yakup Cemil’in para ile toplanan adamlarına, “Büyük bir kriz geçiriyor. O, Enver Paşa’ya ve İttihat’a isyan etmez. Hadi siz de evlerinize gidin ve boşu boşuna ölmeyin” denmişti. 
Olay Yakup Cemil açısından kapanmıştı ama İttihatçılar açısından aynı şeyi söylemek mümkün değildi. Yakup Cemil’in telgrafla çağrılmasını istediği, eski arkadaşlarından Mümtaz Bey İzmit’den, Hüsrev Sami Bey de Eskişehir’den gelmişti. Bunlara Nail Bey de katılacak ve Sapancalı Hakkı’nın Galata’daki yazıhanesinde son bir “durum muhakemesi” yapılacaktı.. Tümü Yakup Cemil’in şuurunu kaybettiği görüşündeydi ve onunla birlikte idam sehpasına gitmemenin yolunu arıyorlardı. Enver Paşa’yı Kuruçeşme’deki konağında ziyaret ederek, son bir lütufta bulunmasını istediler. O da, “Yarın bana getirin, ona İran’da mühim bir görev vereceğim” dedi..
Yakup Cemil’in Enver Paşa ile görüşmesi “tekdir” ile başladı, “takdir” ile bitti. Konuşmanın sonunda iki eline sarıldığı Enver Paşa’yı öpüyor ve doğruca yeni görevi için Mahmut Kamil Paşa’nın yanına koşuyordu. İlk görev yeri Afyon’du. Karargahını burada kuracaktı..
Yakup Cemil’in asker ve sivillerden kurulu birliği, bir türlü gerekli düzene girememişti. Polis Müdürü Bedri Bey, “Bu başıbozukların sorumluluğunu almam” diye diretince, Kara Kemal araya girdi. Talat Paşa’dan, meselenin Enver Paşa’ya aksettirilmemesini isterken ; bir yandan da Enver Paşa’ya Yakup Cemil ve arkadaşlarının bir ihtilal hazırlığı içinde olduklarını “ima” etti.. Enver Paşa da Harbiye Nezareti’ne gitti ve Merkez Kumandanı Miralay Cevad Bey’i telefonla arayarak, “Yakup Cemil’i derhal tevfik edin..” emrini verdi..
Enver Paşa korkmuştu. Çünkü bu sefer Yakup Cemil’in etrafında 10 veya 100 kişi değil, binlerce başıbozuk vardı. İhtilale kalkmasını beklemektense, girişimi başlamadan önlemek istiyordu…
Operasyon başladı. Cevad Bey görüşmek üzere Yakup Cemil’i makamına davet etti. Yakup Cemil tevkif emrini duyunca donup kaldı ama topuklarını vurarak asker selamını verdi. 6 Ağustos 1916 günü, bir subay ve beş inzibatla Bekirağa Bölüğü’ne gönderildi.  “Hürmeten” silahları alınmamıştı.. Aslında tabancalarının alınmaması, tamamen onu intihara sevk etmeye yönelik bir uygulamadır..
Divan-ı Harp’e çıkarıldığında Yakup Cemil, “Meserret” hareketini fiili bir eylem olarak kabul etmedi, sadece bir protesto olduğunu savundu ama, İttihat ve Terakki’den memnuniyetsizliğini belirtti. 
Bir gece (büyük olasılıkla Talat Paşa’nın isteği ile) Kara Kemal ve Merkez Kumandanı Nafiz Bey onu hücresinde ziyaret ettiler. Bu tür konuşmaların kelle götüreceğini ve başkalarının da canını yakabileceğini söyleyerek ifadesini inkar etmesini istediler. 
Yakup Cemil kararsız bir durumdaydı. Eşi Nevber Hanım’ın onu hapishanede ziyaret etmesini bile istemez. Gerekçesi “hamiledir, üzülmesin” olur..
Sonraki ifadesini Kara Kemal’in dediği gibi değiştirse de bu, idam kararını önleyemez. Diğerleri de mahkum edilmiş, Satvet Bey beraat ettirilmiştir..
İdam emrini Talat Paşa vermiştir. Merkez Kumandanı Cevad Paşa geçmişteki hizmetlerinden dolayı idam cezasının müebbete çevrilmesini istemişse de iktidar, hükmün derhal infazından yana idi. Bu konuda Enver Paşa da söz geçiremez durumdadır. İttihat ve Terakki’nin kızgın olan diğer kanadı, Yakup Cemil’in infazı ile Enver Paşa ve çevresine güç gösterisinde bulunuyordu..  
Bekirağa’dan arabaya bindirilip Kağıthane’ye götürülür. Yanında Sorgu Hakimi Reşit Bey ile Hapishane Müdürü İsmail Hakkı Bey vardır. Bir süvari müfrezesi arabayı Kağıthane’ye kadar izler..
Piyade bölüğü atış poligonunda hazırdır. Ortadaki direğe bağlanmadan önce iki rekat namaz kılar ve dua etmeye gelen hocaya, “Biz bu işi daha önce yaptık, zahmet etmeyin” der. 
Vasiyeti de uzun değildir : “Param ve malım yok. Çocuklarımı İttihat ve Terakki aç bırakmasın.”  
11 Eylül 1916 Pazartesi sabahı kurşuna dizilir.. İttihat ve Terakki onun kurşuna dizilmesinden dört ay sonra ailesine 33 kuruş maaş bağlar !..  

   

Leave a reply:

Your email address will not be published.