540 ) SEREZ ÇETESİNDEN İZMİR ÇETESİNE !..



Şükrü Bey Kastamonu doğumlu. Trabzon’da okumuş, İstanbul Muallim Mektebi’ni bitirdikten sonra tarih öğretmenliği ve maarif müdürlüğü yapmış. Sonra da Selanik Hukuk Mektebi müdürlüğüne atanmış. Oradan da Serez Mutasarrıflığına getirilmiş. Adının duyulması da işte o zaman başlamış..
Şükrü Bey “Serez Çetesi”ni kurmuş ! Çevresine birtakım katilleri, sabıkalıları toplayıp orada astığı astık, kestiği kestik bir adam olmuş..
İttihatçılar da ona ses çıkarmamış. Serez’de Jandarma Komutanı Sarı Efe Edip denen bir adamı da yanına alarak birçok kanunsuz iş yapmışlar. Örneğin Sultan Abdülhamid dönemindeki hafiyeleri teker teker temizlemişler. Bu işleri İttihatçılar da perde arkasından desteklemiş ve ondan yararlanmışlar. 
Gazeteci Hasan Fehmi, Ahmet Samim ve Zeki Bey’e gönderilen tehdit mektuplarını da onlar yazmış.. Kendi başına hareket ettiği için hükumet bir ara Şükrü Bey’i görevden almaya kalkmış ama başaramamış. Bilindiği kadarıyla çetesinde şu isimler varmış :
Jandarma Komutanı Sarı Efe Edip, Serez Mebusu Derviş Bey’in kardeşi Mustafa Nazım, Nazım’ın çiftlik kahyası Çerkes Ahmet, eski bir süvari subayı olan Mümtaz, Çerkes Mehmet, Çerkes Ferit ve Teğmen Şeref.. Tabii, adları pek duyulmayan daha başkaları da…
Üç gazeteciyi öldüren kurşunlar Çerkes Ahmet’in tabancasından çıkmış. Keskin nişancı birisiymiş. Sicilinde yok yok !.. Mümtaz da subaylığı sırasında bir subay arkadaşını öldürmekten 15 yıl ceza almış ama Meşrutiyet’te çıkan afla tahliye olup İttihat ve Terakki delegesi olmuş.. Sonra da Şükrü Bey’in çetesine katılmış. Daha sonraları Enver Paşa’nın başyaveri bile olmuş !..
Şükrü Bey, “Turancı Şükrü Bey” olarak da tanınıyordu. Serez Mutasarrıflığı sonrası, Kastamonu’dan milletvekili seçilmiş, bir süre sonra da Maarif Nazırlığına atanmıştı. Artık şöhretin doruğundaydı. Ermeni Tehciri olayında baş rolü oynayan ve “Üçlü İcra Komitesi” denen çetenin üyesiydi. Doktor Bahattin Şakir, Doktor Nazım ve O… Teşkilat-ı Mahsusa’ya da bunlar yön veriyordu. Devlet içinde devlet durumundaydılar. Mevlanzade Rıfat’ın yazdığına göre, Rumeli’de ele avuca sığmaz, çapulcu ve yağmacıları bu komite örgütlüyordu..
10 Mart 1919′da İngilizler tarafından tutuklanan yirmi kişi arasında Maarif Nazırı Şükrü de vardı ; 28 Mayıs 1919′da Malta’ya gönderildi. 21 Ekim 1921 tarihinde, İngiltere ile yapılan anlaşma uyarınca, Malta sürgünleri Türkiye’ye gönderildi..
Şükrü Bey, Mustafa Kemal’in sayesinde sürgünden kurtulmuştu ; O’na olan borcunu nasıl ödeyebilirdi ? Coşku içinde İnebolu’ya ayak basar basmaz, doğru Ankara’ya gitti. 
Mustafa Kemal Malta’dan dönenlere kucak açtı. “Bundan sonra hep birlikte çalışacağız, vatanı kurtaracağız” dedi ve ekledi, “kırgınlıkları unutacağız..”
Amacı geniş tabanlı bir birlik oluşturmaktı..
Şükrü Bey ne yaptıysa yaptı, Trabzon Valiliğine atandı. Oraya Meclis tarafından gönderilmiş olsa da, her şeyden önce bir İttihatçı idi ve onlarla ilişkisini kesmemişti !.. 
İkinci dönem Meclis seçimlerinin 1923 baharında yapılacağını öğrenince adaylığını koymaya karar verdi. Mustafa Kemal’in 1923’de kurduğu Halk Fırkası’nı desteklemiyordu. O çevrede, onun gibi düşünenler de vardı. Rauf Bey ve eski İzmir Valisi Rahmi Bey de onu desteklediler ve İzmit’ten milletvekili seçildi.. Eski İttihatçıların niyeti Meclis’te çoğunluğu sağlayarak Mustafa Kemal’i devirmek ve iktidarı ele geçirmekti..
29 Ekim 1923′de Cumhuriyet ilan edildi ama İttihatçılar amaçlarından vazgeçmediler. Başına “Cumhuriyet” eklenmiş Halk Fırkası’na karşı bir muhalefet oluşturmaya çalıştılar. Aralarında Doktor Adnan (Adıvar), Refet (Bele) Paşa, İsmail Canpolat, Bekir Sami, Feridun Fikri (Düşünsel), Faik (Günday), Halis Turgut, Necip Ali ve tabii Şükrü Bey…
Muhalifler 17 Kasım 1924′de “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası”nı kurdular. Liberal anlayışı savunan bir partiydi bu. Tüzükte de “Dinsel düşünce ve inançlara saygılı” olacakları belirtiliyordu. Bu madde dinci ve yobazlara ödün verecek nitelikteydi ve Cumhuriyet Halk Fırkası bundan huzursuzdu. 
Bir süre sonra doğuda Şeyh Said Ayaklanması baş gösterdi. Bu olay üzerine “Takrir-i Sükun” (Huzuru koruma) yasası çıkarıldı. Yasadaki şu maddeyle hükumete olağanüstü yetkiler tanınıyordu :
“Gericiliğe, ayaklanmaya ve memleketin sosyal düzenini, huzurunu, güvenliğini, asayişini bozmaya neden olacak bütün kuruluşları, kışkırtmaları, girişimleri ve yayınları hükumet yasaklayabilir. Sorumlular İstiklal Mahkemesi’ne verilebilirler.” 
Muhalefetin, “Halk Fırkası dini batırıyor, biz dini kurtaracağız, koruyacağız” diye konuşmalar yaptığı ; Mustafa Kemal’in ise, “Amacımız cahil kitleyi nurlandırarak yolumuzda yürümek ve onu selamete çıkartmaktır. Cumhuriyetimizi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırma isteğimizi köstekleyecek herhangi bir referanduma gitmek, yalnız cehalet değil, hıyanet olur,” dediği o gergin günlerde, İstiklal Mahkemesi şöyle bir karar aldı :
“İrtica niteliğindeki kışkırtmalar ve propagandalar dini politik isteklere araç etmeye yönelmiştir..” 
3 Haziran 1925′de Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, İstiklal Mahkemesi kararı ile kapatıldı…
Eski İttihatçılar hükumeti ele geçirmek için başka yollar aramaya başladılar. Seçimle iktidara gelme şansları yoktu.. Ordu tümüyle Mustafa Kemal’den yana olduğundan, askeri bir darbe de yapamazlardı. Geriye ne kalıyordu ? Mustafa Kemal’e suikast !… 
Bu fikri ilk olarak Ziya Hurşit ortaya attı ve 1925 yılının ortalarında bu plan için yandaş toplamaya başladı. İlk önce İzmit Milletvekili Şükrü ve eski Ankara Valisi Abdülkadir Beyler ile görüştü. Anlaştılar.. Terakkiperver Fırka’nın kurucularından Halis Turgut, Albay Ayıcı Arif ve Rüştü Dadaş da “komite”ye katıldı !..
İlk plan, Mustafa Kemal’i Meclis’teki locasında vurmak idi.. Bu plandan zorluğu nedeniyle vazgeçildi..
İkinci plan Mustafa Kemal’i Ayıcı Arif’in evine davet ederek bahçede öldürmekti. Ama Şükrü Bey bir akşam kafayı çekip de Sabit Sağıroğlu adındaki bir dostuna bunu açıklayınca, adamın tüyleri diken diken oldu ve doğru Rauf Bey’e giderek bu suikast fikrini ihbar etti. Rauf Bey telaşlandı. Gazi’ye muhalif olmak başka şeydi, onu öldürmeye kalkmak başka.. Hemen Ziya Hurşit’in ağabeyi Faik Günday’ın evine gitti. Anlatınca Faik Bey de telaşlandı. İkisi birlikte yolda rastladıkları Ziya Hurşit’e yüklenince, o inkar etti ve kısa bir süre sonra da Ankara’yı terk etti..

   

Birkaç ay sonra tekrar Ankara’ya dönen Ziya Hurşit, Şükrü Bey’i gördü ve yeni bir eylem planı hazırlamaya başladılar. Bu defa İstanbul’da toplandılar. Aralarına İsmail Canpolat’ı (yukarıda solda), Manisa Milletvekili Abidin Bey’i (yukarıda sağda), Sarı Efe Edip’i ve Rasim Bey adında emekli bir subayı aldılar..
Silahları Şükrü Bey buldu ve İstanbul’da Laz İsmail adında eski bir soyguncuya teslim etti. Yer de İzmir olarak tespit edildi. Gazi o günlerde yurt gezisine çıkıyordu. Bursa-Balıkesir yoluyla İzmir’e gidecekti. Suikastçılar İzmir’de cinayeti işleyecekleri yerde bir de keşif gezisi yaptılar !.. En uygun yerin Kemeraltı’nda, Hükumet Caddesi ile Yemiş Çarşısı’ndan gelen yolun kesiştiği köşe olduğuna karar verdiler…
Gazi’nin arabası orada Gaffarzade Oteli’nin önünden geçerken suikastçılar, Sarı Efe’nin çiftlik kahyası Çopur Hilmi’nin akrabası olan Nuri’nin dükkanından fırlayarak ateş etmeye başlayacaklardı. Sonra da limanda, Giritli Şevki’nin motoruna atlayarak Sakız Adası’na kaçacaklardı !.. 
Ama Giritli Şevki, ertesi sabah Gazi‘ye hitaben 15 Haziran 1926 tarihli bir mektup yazıp İzmir Zaptiye Müdürlüğü’ne götürdü. Mektupta her şeyi bir bir açıklıyordu. Zaptiye Müdürü bu mektubu okuyunca deliye döndü, hemen Vali Kazım (Dirik) Paşa’nın yanına koştu. O da telaşlanarak hemen telgraf makinesinin başına geçip Balıkesir’de bulunan Mustafa Kemal’e, yola çıkışını ertelemesini rica eden acele bir telgraf çekti. 
Ertesi günün akşamı, Gazi Basmane İstasyonu’na vardığında çete yakalanmış durumdaydı. Vali Kazım Paşa’nın saydığı çete üyelerinin isimleri arasında en çok Ziya Hurşit’e şaştı Mustafa Kemal.. Çünkü, Erzurum’dan tanıdığı vatansever Kadı Hurşit Efendi’nin oğluydu !…  Yanına getirtti onu. Babasıyla olan tanışıklığını anlattı ve bu işe neden karıştığını sorduğunda, Ziya Hurşit(aşağıda)şöyle dedi :
“Paşam, ben yeniliğe ve Cumhuriyet’e karşı değilim. Yalnız, vatanseverliğin belli kişilerin tekelinde olmasına karşıyım.. Ben yabana atılacak bir genç değilim, fakat her şeye rağmen, size karşı bir suikast girişimim olduğunu ve bunu da hazırladığımı itiraf ederim. 
“Suikastı İzmit Milletvekili Şükrü ve eski Ankara Valisi Abdülkadir ile birlikte düzenledik. Şunu da söyleyeyim, benim Karabekir Paşa ile, Refet Paşa ve Rauf Bey ile de aram iyi değildir..”   

   

İstiklal Mahkemesi, 26 Haziran 1926′da duruşmalara başladı. Bir hafta içinde elliden fazla kişi tutuklanarak İzmir’e gönderildi. 12 Temmuz’da son savunmalar alındı. Ziya Hurşit’in dışında, hepsi birbirini suçluyordu !..
13 Temmuz Salı günü, öğleye doğru, duruşmaların yapıldığı Elhamra Sineması önünü yoğun bir kalabalık doldurmuştu. Saat 17.00’de Mahkeme Başkanı Ali Bey kararı okumaya başladı..
15 kişinin idamına karar verilmişti.Bunlardan yalnızca ikisi yakalanamamıştı : Kara Kemal ve eski Ankara Valisi Abdülkadir Bey..
Asılacakların arasında, eski “Serez Çetesi” kurucusu Şükrü Bey de vardı. Onun idamını seyredenlerin arasında ise, öldürttüğü üç gazetecinin arkadaşı olan Mustafa Sermet bulunuyordu !.. 







Leave a reply:

Your email address will not be published.