535 ) CESUR BİR GAZETECİNİN KATLEDİLMESİ !..

Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’da her eğilimde gazete çıkarılmıştı. Bunların en önemlisi “Tanin” idi. Koyu bir İttihatçı olan Hüseyin Cahit’in, Tevfik Fikret ve Hüseyin Kazım ile birlikte çıkardığı bu gazete İttihatçıların yayın organı olarak kabul ediliyordu.. Tevfik Fikret daha sonra ayrılmış, Maliyeci Cavit ve Doktor Adnan (Adıvar) Bey de bir süre bu gazetede yazmışlardı. 
Sonraki yıllarda “Tanin” birçok kez kapatıldı ve her defasında adını değiştirerek yayın hayatına devam etti ; “Cenin”, “Renin”, “Senin” gibi…
İttihatçılara karşı olan, ikinci önemli gazete ise ; Cemiyete ateş püsküren Murat Bey’in “Mizan” adlı gazetesiydi. İttihatçılara muhalif gazetelerden biri de Rum Milletvekili Kozmidi Efendi’nin yayınladığı “Sada-yı Millet” gazetesiydi. 
“Şura-yı Ümmet” de “Tanin” gibi İttihatçıların yayın organı durumundaydı. “31 Mart Olayı” sırasında bu gazeteyi yağma eden gericilerin en önemli gazetesi de, Derviş Vahdeti’nin “Volkan” gazetesiydi..
Ali Kemal’in de yazdığı, Meşrutiyet’in ilk yıllarında 40 bin tiraja ulaşan “İkdam” da önemli gazetelerden idi..
İttihatçılara karşı “yaylım ateşi” açan bir başka gazete de, Mevlanzade Rıfat Bey’in çıkardığı “Hukuk-u Umumiye” gazetesi oldu. İttihatçılar bu gazeteyi kapatınca, 30 Kasım 1908’de “Serbesti” gazetesini çıkarmaya başladı. İşte bu gazetenin başında da Hasan Fehmi Bey vardı..
Basın özgürlüğünü savunan Hasan Fehmi, bir yazısında şöyle diyordu :
“İnsanlığın refahına ve güvenliğine en uygun rejim, ulusal egemenliğe dayanan rejimdir. Bunu da Meclis sağlar. Meclis’in ayakta durması için de basın özgürlüğü şarttır. Basın özgürlüğü olmayan yerde ne Meclis vardır, ne de Meşrutiyet..”
Hasan Fehmi Bey “Serbesti”de çevresine kendisi gibi düşünen, Mustafa Sermet gibi gençleri topladı. Bir gün Mustafa Sermet’e şöyle dedi :
“Bak kardeşim, Meclis millete dayanmazsa, hükumet milletin istekleri doğrultusunda bir siyaset izleyemez ve ihanet yollarına sapar. Bugünkü duruma baksana ; hükumet 33 yıl padişaha uşaklık etmiş olan insanları bugün hapisten çıkartıp yurtdışına kaçmalarına yardım ediyor. İttihatçılar dışarıya kaçırdıkları adamlardan dünyanın parasını alıyorlar. Serasker bilmem ne paşanın hapisten çıkıp İsviçre’ye giderken İttihatçılar’a 100 bin altın verdiğini duymadık mı ?.. Hala devlet hazinesinden saraya 20 bin altın verilmiyor mu ?.. Yıllar boyunca Abdülhamid’e hizmet etmiş olan Kabasakal Mehmed Paşa şimdi de Altıncı Ordunun başına getirilmedi mi ?.. 18 yıl şeyhülislamlık yapmış olan birini İttihatçılar neredeyse hürriyet kahramanı ilan edecekler.. Şimdi de kendisine ‘Lekesiz Peder’, ‘Hürriyetin Babası’ adını taktılar !…”
Hasan Fehmi Bey, ertesi gün de, “Serbesti”de şeyhülislam hazretlerinin bütün yolsuzluklarını ortaya dökerek devleti nasıl sömürdüğünü açıkladı.. Neler neler yoktu bu listede ?.. Şeyhülislam Efendi, eşine 50 bin Osmanlı Lirası değerinde bir maden ve 6 bin lira değerinde bir arazi vermişti. Oğluna İzmir’de 70 bin lira değerinde bir zımpara madeni ve 50 bin lira değerinde bir cıva madeni hediye etmişti.. Diğer oğluna, Trabzon’da 20 bin lira değerinde bir bakır madeninin mülkiyetini vermişti.. Küçük oğluna verilenlerden sadece Halep Elektrik’in imtiyazı 60 bin altındı.. Bu delikanlıya bırakılan toplam servetin değeri 330 bin altın tutuyordu !.. Şeyhülislam hazretlerinin 18 yıl içinde hazineye verdiği zararın tutarı da 726 bin Osmanlı altını idi !..
Hükumeti ele geçirenler, milleti soyarak edinilen bu servetlerin hiç üzerine gitmiyor ve tam aksine onlardan yardım alıyorlardı. Bir gün bunlardan söz edilince, İttihatçı liderlerden Doktor Nazım, “Ne yapalım, paraya ihtiyacımız var. Onların gönlünü hoş etmek zorundayız,” demekle yetindi..
Hasan Fehmi bunları açıklayınca kıyametler koptu. Yönetimdekiler Sultan Abdülhamid’e bile dokunulmazlık tanıyan bir basın tasarısı hazırlayıp, Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa’nın da onayladığı bu tasarı ile basını denetim altına almaya kalktılar.
Bu olaylar karşısında Hasan Fehmi’nin kaleminden “kan damlamaya” başladı !..
“Hürriyetimizi korumak için güttüğümüz ve kuruttuğumuz damarlarımızda kalan son kan damlalarını da akıtmaya hazırız. Siz ne zannediyorsunuz ?.. O, sürgüne gidip en güzel gençlik yıllarını oralarda geçirenler bugün inandıkları ilkeler için canlarını vermekten hiç çekinir mi ?.. Bugün birbirlerine karşıymış gibi görünen bütün arkadaşlar yarın el ele vererek karşınıza dikilirler..”
Mustafa Sermet, bu son yazıdan sonra Hasan Fehmi için ciddi bir şekilde endişe duymaya başladı. Nitekim, sevgilisi Nejade, o uğursuz cinayet gününün sabahında kötü haberi verdi.. Nejade, Mustafa Sermet’in komşuları olan İttihatçı Hüdai Bey’in kızıydı.. Bir gece önce babası ve İttihatçı arkadaşlarının konuşmalarına kulak misafiri olmuştu.. Komite Hasan Fehmi hakkında idam fermanı vermişti !..
Bunu duyan Mustafa Sermet önce “Serbesti” gazetesine gitti ama Hasan Fehmi’nin odası boştu, daha gelmemişti. Bir arabaya atlayıp Soğanağa Mahallesine, arkadaşının evine gitti ; yarım saat önce evden çıktığını öğrendi !. O gün, akşama kadar, Hasan Fehmi’ye bir türlü ulaşamadı Mustafa Sermet ve ağrıyan dişi de iyice rahatsız edince, evine gitti ve yattı..
Ve ertesi sabah, evine gelen gazeteci arkadaşı Ahmet Samim ona ölüm haberini verdi !..
Bir önceki gece arkadaşlarıyla sohbet ettikleri Britanya Oteli’nden Ertuğrul Şakir ile ayrılıp yürümeye başlamışlar. Tepebaşı’nın ara sokaklarından dolanıp Tünel’e gelmişler, Yüksekkaldırım’a inmişler. Tatlı tatlı sohbet ederek köprünün ortasındaki biletçi kulübesine varmışlar. İkisi de ceplerinden birer metelik çıkartıp köprü parasını ödedikleri sırada, enselerinin dibinde birbiri ardına üç el silah patlamış. Hasan Fehmi yere yığılırken arkadan bir ses duyulmuş : 
“Al Mevlan, bu da sana !..” Ardından bir kurşun da Şakir Bey’e..
“Serbesti” gazetesinin sahibi Mevlanzade Rıfat’a benzemesi, Ertuğrul Şakir’in de hayatına mal olmuş !..

Geriye, Hasan Fehmi Bey’in eline bir ay önce ulaşan, Manastır damgalı, imzasız bir mektup kalmış :
“İmzamı koymaktan çekinmemi takdir edersiniz. Hatta bu mektubu da kendi el yazımla yazmıyorum. Hükumetimizi tutan komite, zatıalinizin ve sizin peşinizden gelip de bize muhalefet eden kalem sahiplerinin idamına kesin surette karar vermiş bulunuyor. Bunu sağlam kaynaklardan öğrendim. Size bu kararı bildirmekle vicdani görevimi yaptığıma inanıyorum. Tedbirli olunuz. Cenabı Hakk’ın himayesi üzerinizden eksik olmasın, amin…”

Cinayetin ertesi günündeki gazete haberleri için, aşağıdaki linke tıklayınız..

 http://www.dunyabulteni.net/haber/154790/osmanli-basininda-bugun

Leave a reply:

Your email address will not be published.