530 ) ŞEYH SAİD İSYANI….



Nakşibendi tarikatına mensup Şeyh Said, 13 Şubat 1925′te Palu’da isyan ederek Darahani’ye saldırmıştı. Bu olayla ilgili olarak İngiliz Büyükelçisi Ronald Lindsay, 18 Şubat’ta İngiltere Dışişleri Bakanı Chamberlaine’e şu yazıyı göndermişti : 
“Son birkaç günden beri basında, Hınıslı Şeyh Said’in önderliği altında Diyarbakır bölgesinde ciddi bir akım başlamış olduğuna dair haberler yayınlanmaktadır. Anadolu Ajansı’nın 15 Şubat tarihli telgrafına göre, Ergani ile Genç arasındaki Piran köyünde Şeyh Said’in adamlarıyla jandarmalar arasında çarpışma olmuş ; iki jandarma yaralanmıştır. 17 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesine göre, Ankara’daki çevreler bu olayda İngiliz parmağı olduğuna inanıyorlar..”

İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nda bu konuyla ilgili olarak yetkililerden George Rendel 24 Şubat’ta şu yorumu yapmıştı :
“… Bize (İngilizlere) karşı yapılan suçlamalardan kaçınılamaz.” 

Ancak isyanla ilgili çeşitli kaynaklardan sağlanmış bilgiler birbirini tutmuyor, hatta abartılıyordu. Kürtlerle ilgili araştırmalar yapan ve onlara sempatisi olan Martin van Bruinessen şu yorumu yapar :

“1925 yılı Şubat ayında Türkiye’de, Kürdistan’ın geniş bir bölgesinde isyan çıkmıştı. İsyanın tanınmış önderi, yerel etkisi olan, Nakşibendi tarikatına mensup Şeyh Said idi. Bu isyandan amaç, İslam ilkelerinin çiğnenmiş olduğu modern Türkiye’de bir Kürt devleti kurmaktı.. İsyanı başlatan, Şeyhin etkisini kullanarak güçlü bir akım başlatmayı amaçlamış siyasi bir örgüttü. Ancak Şeyh Said sadece bir sembol değildi ; kendisi, isyanın önderliğini de üstlenmişti..”

Hasan Arfa şunları ekler : “Birçok yorumcuya göre Şeyh Said isyanı dinden esinlenmişti ; ancak bu isyanı İngiltere’nin körüklemiş olduğunu gösteren kanıtlar vardır..”

Onun bu görüşüne Stephen C. Pelletier de katılır ve şunları ekler : “İngilizlerden kuşkulanılıyordu, çünkü kendi amaçları için Şeyh Mahmut’u kullanmış oldukları gibi Şeyh Said’i de kullanmış ve onu isyana kışkırtmışlardı. Bu kuşkulara neden olan, bu isyanın, Birleşmiş Milletler komisyonunun Musul ile ilgili tartışmalarını sona erdireceği bir zamana tesadüf ettirilmesiydi. Bu komisyon, kuzeyde patlak veren Kürt ayaklanmasından etkilenebilirdi. İsyan, Musul da dahil, çevredeki bölgelere de sıçramış ; birçok Kürt, Türk ordusunun önünden kaçarak, göçmen olarak güneydeki bölgelere sığınmışlardı ve bu gelişmeler, komisyon açısından, Türkiye’nin savına pek katkıda bulunmamıştı.”

Chaliand şunu ekler : “Şeyh Said, şeriatın geri getirilmesini istiyordu. Amacı, başlıca kentlere doğrudan doğruya saldırmaktı. Bu isyanın ilk başarıları ve genişliği Kemalist yönetimini şaşırtmıştı. On binden çok asker seferber edilmiş ve 23 uçak havalanmıştı..”

Şeyh Said, 300 yıllık medrese ve tekke ananelerine sahip bir ailenin başıydı. Nakşibendi tarikatının en yüksek zirvesine erişmişti ve Osmanlılığın yeniden dirilişini destekliyordu. Kemalizm ile çatışma durumundaydı. Ona birçok aşiret bağlıydı. İsyanı planlarken başlıca aşiretlere haber göndermiş ; “dini kaldırdılar, bu iş bitti artık ; İslam’ın esaslarına göre kendi başımıza bir devlet kuralım,” diyordu. 

Lozan Konferansı’ndan sonra Kürtleri Türklere karşı kullanma politikası ortaya çıkmıştı. Musul sorununun en bunalımlı günlerinde çeşitli isyanlarla Türkiye zayıflatılmaya çalışılacaktı. Ekrem Baydar, “Mustafa Kemal’in Emniyet Müdürüydüm” başlıklı yazısında şöyle der :
“İngilizler 1925 yılında Şeyh Said isyanını hazırlayarak Musul konusunu kendi çıkarlarına uygun biçimde çözümlemek, aynı zamanda Türkiye’de petrol bulunması olasılığı güçlü olan güneydoğu illerini içine alan bir Kürdistan kurmak için çaba harcıyorlardı. Kurulmasına maddi, manevi ve her türlü desteği sağlayan İngiltere, elbette ki bağımsız Kürdistan’ın denetimini ve dolayısıyla petrol bölgelerini elinde bulundurmak istiyordu.”

Behçet Cemal’e göre, Şeyh Said Diyarbakır, Çapakçur, Ergani ve Genç dolaylarında bir ay kadar dolaştıktan sonra 13 Şubat’ta Piran köyüne giderek kardeşinin evine yerleşmişti. Bu arada İstanbul’da örgüt mensupları, kendisinin bir İngiliz ajanı olduğunu söyleyen bir Türk polisiyle görüşmüş, İngiltere’nin, çıkacak bir ayaklanma sonunda kurulacak Kürdistan’ı maddi ve manevi yönden desteklemesi isteklerini ve programını kısaca şöyle belirtmişti : İngiltere, Kürt Emirliği’nin kurulmasını destekleyecek ve koruyacak ; 1926 yılında başlayacak ayaklanmanın ilk hedefi Diyarbakır’ı ele geçirmek olacak ; Musul sınırında İngilizler ile ilişki kurulacak ; bu Emirliğin Akdeniz’e çıkışı sağlanacak ; Emirliğin başına Şeyh Abdülkadir getirilecek ; Diyarbakır ele geçtikten sonra İngiltere her tür para ve silah yardımı yapacak.. Aynı zamanda Batı Anadolu’da ve İstanbul’da Hilafetçi ayaklanmalar kışkırtılarak Ankara iki ateş arasında kalacak ve Sultan Vahdeddin İstanbul’a getirilecekti. 



Ancak Varto’da yaşayan Hornek aşiretinin önderi, Erzurum depremi nedeniyle Erzurum’a gelmiş olan Mustafa Kemal’e bu konuda bilgi vermiş ; bunun üzerine kimi tutuklamalar olmuştu..  

3 Mart’ta Lindsay, Chamberlaine’e şu yazıyı göndermişti : 
“Kürt harekatının merkezinin Murat Suyu vadisi ve güneydoğu dağlık bölgesi (Lice, Hani, Piran, Ergani) boyunca uzandığı anlaşılıyor. Vadinin kuzeyinde bulunan Hınıs ve Genç de isyan bölgesinin içindedir ve daha batıda Çemişgezek’de çarpışmalar oluyor. Ankara’nın 23-24 Şubat tarihleri arasında isyanla ilgili olarak panik içinde olduğu açıktır. “

3 Mart’ta Ali Fethi Bey başbakanlıktan istifa etmiş (İngilizlere göre azledilmiş) ve Paris’e büyükelçi olarak gönderilmiş ; 4 Mart’ta İsmet Paşa başbakan atanmış ; Takrir-i Sükun Yasası yürürlüğe girmişti. Mustafa Kemal, Parti Grubunda yaptığı konuşmada, “burnuma barut ve kan kokusu geliyor” demişti.  Gerçekten de TBMM, olağanüstü önlemler alma gereğini ancak iç ve dış kışkırtmalar sonunda Şeyh Said isyanı patlak verdikten sonra getirerek yönetime geniş yetkiler vermişti. Aynı günlerde Ankara ve Diyarbakır’da İstiklal Mahkemeleri kurulmuştu..
Mart ayının ortalarına doğru durum isyancıların aleyhine dönmüş ve 15 Mart’da Şeyh Said ve yanındakiler Varto yakınında yakalanmışlardı. Şeyh Said ve onunla işbirliği yapmış olanlar Diyarbakır İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmış, duruşmalar bir ay kadar sürmüş, 28 Haziran’da sona ermiş, Şeyh ile kırktan çok suç ortağı ölüme mahkum edilmiş, kimileri de ağır kürek cezasına çarptırılmış ama bazıları beraat etmişti. Mahkeme ayrıca doğu illerindeki tekkelerin ve öteki dini kuruluşların kapatılmasını emretmişti, çünkü bunlar şeyhlere, cahil halk üzerinde etki kurma olanağı sağlamıştı. 
Başta Şeyh Said olmak üzere ölüme mahkum edilenler 14 Nisan’da Bitlis’te idam edilmişlerdi. Bunlar arasında Cibranlı Yarbay Halit ve Yusuf Ziya da vardı. Askeri harekat 3 Mayıs’a kadar sürmüştü..



(SALAHİ  R. SONYEL’in, “Kıskaç Altında / Dış Güçlerin Türkiye’yi Bölme ve Yıpratma Çabaları / 1923-2000” adlı kitabından derlenmiştir..)

Leave a reply:

Your email address will not be published.