527 ) 6-7 EYLÜL OLAYLARINDA İNGİLİZ PARMAĞI !..

     

Kıbrıs meselesi Türkiye’nin ne zaman gündemine geldi ?.. Hatay’ı biliyoruz, Musul’u biliyoruz.. Peki Kıbrıs’ı ?..
Hamaseti bırakıp gerçekle yüzleşmemiz gerekiyor.. İngilizlerin çekilme kararına kadar Türkiye’nin Kıbrıs diye bir meselesi yoktu.. Yunanlılar için de İstanbullu Rumlar sorunu yoktu..
O yıllar Türkiye-Yunanistan ilişkileri çok iyiydi. Öyle ki 1934 yılında Venizelos, Nobel Barış Ödülü’ne Atatürk’ü aday gösterdi.. 
Türk-Yunan dostluğu İkamet, Ticaret ve Seyrisefain Anlaşması ile pekişti ; bu anlaşma sonucu on binlerce Yunan vatandaşı Türkiye’ye yerleşip ticarete başladı. Türkiye ve Yunanistan 1951’de NATO’ya el ele tutuşarak girdi. 1952’de Balkan Paktı’nın oluşturulması, iki ülke arasındaki askeri işbirliğini güçlendirdi..
1952’de Cumhurbaşkanı Celal Bayar Yunanistan’ı ; Kral Paulos ise Türkiye’yi ziyaret etti. Gümülcine’de Celal Bayar Lisesi açıldı..
1953 yılına kadar, ne Osmanlı döneminde, ne de Cumhuriyet döneminde, İstanbul’un fethi törenleri hiç yapılmadı..
Ne olduysa 1953’te oldu. Demokrat Parti hükumetine baskılar başladı. Parti, fetih törenlerini yine de mütevazı törenle geçiştirmek istedi. Bunun üzerine İstanbul’da olaylar çıktı ; mağazasına Türk bayrağı asmayanların vitrinleri kırıldı..
Yani 1953 yılı bir dönemeçti.. Yunan düşmanlığı ve Kıbrıs meselesi Türkiye’nin gündemine birden giriverdi. Hızla milliyetçi dernekler kuruldu. Basında kışkırtıcı haberler yer aldı..

    

Kıbrıs meselesinin neden abartıldığını anlamadığını ifade eden ve “Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs diye bir mesele yoktur” diyen Dışişleri Bakanı Fuad Köprülü’nün (yukarıda solda) önce yetkileri tırpanlandı ; sonra da Kıbrıs meselesi Dışişleri’nden alınıp Devlet Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’ya (yukarıda sağda) verildi. Bir süre sonra da Köprülü bakanlıktan alındı, yerine Zorlu geçti..

Kıbrıs’ın Türkiye için öncelikli mesele olarak görülmesinde İngiltere’nin parmağı var mıydı ?.. Bilinen, İngilizlerin, Türkiye’nin Kıbrıs’la yakından ilgilenmesini istediğiydi..
Bunun nedenini anlayabilmek için, Yunanistan’ın Kıbrıs politikasını bilmemiz gerekir.

Yunanistan, iç savaşını bitirip istikrarlı siyasal düzene kavuşunca, İngiltere’den Kıbrıs’ı kendilerine devretmesini istedi. Aksi taktirde meseleyi Birleşmiş Milletler’e götürecekti.. Bunu yaptı da.. Böylece 1953’te, mesele artık uluslararası boyut kazanmış oldu..
Kıbrıs’ın çözümünün inisiyatifi elinden çıkmak üzere olan İngiltere, öncelikle sömürgecilik suçlamalarını zayıflatmak ve sorunu başka bir yöne çekmek için, Türkiye’ye ihtiyaç duydu.. 
İlk hedef, “Türkiye’yi kendi pasifliğinden uyandırmaktı..”   
Türkiye’nin gündemine Kıbrıs meselesinin “birdenbire” girmesinin bu “uyandırma servisiyle” ilgisi var mıydı ? !..
  
Sonuçta Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ta çıkan olaylar, İngilizlerin işine yaradı. İngiltere, “Ben olmazsam bu iki ülke birbirini boğazlar ve komünistler iki ülkeyi de, Kıbrıs’ı da ele geçirir” korkusunu yaydı. En uygun yol, adada mevcut durumun devam etmesiydi.
İngilizlerin bu kurnaz ve kanlı politikaları sonucu, Yunanistan BM’deki en güçlü destekçisi ABD’yi bile kaybetti. 23 Eylül 1955′te ABD, Kıbrıs sorununun BM Genel Kurulu’na getirilmesine karşı çıktı..
Tüm bu süreç sonunda, sömürgeci İngiltere, masaya her iki tarafı barıştırmak isteyen bir hakem rolüyle oturuverdi !.. 
Türkiye’de kimse, yaşanan bu kanlı süreçte “James Bond”un rolünü sorgulamadı bile !..

     

İngiliz gizli servis ajanı “James Bond” adlı karakteri ortaya çıkaran ünlü yazar, aynı zamanda gazetecilik de yapan, İngiliz istihbarat örgütü MI6 ajanı olan Ian Fleming (yukarıda solda) idi.
Ian Fleming, 6-7 Eylül gecesi, “rastlantı” eseri, büyük olayların yaşandığı Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndeydi !..
Bu gerçek ortaya çıkınca, “İstanbul’a Interpol toplantısına katılmak için” geldiğini söyledi. Toplantıya İngiltere Denizaşırı İstihbarat Teşkilatı adına katılmıştı. Fakat nedense Fleming, bu toplantıya katılmadı. Açıklaması şöyleydi :
“On beş dakika katıldım, sıkıldım ; seccade almak için dışarı çıktığımda olaylar meydana geldi !..”

6-7 Eylül Olayları’nın hemen ertesi günü İngiliz Sunday Times gazetesinde, “İstanbul’da Büyük Ayaklanma” başlığıyla manşet haber çıktı. Haber tümüyle görgü tanıklığına dayanıyor ve olaylar neredeyse naklen anlatılıyordu.. Haberde imza yoktu, ama haberin üslubu “gazeteci” Fleming’e benziyordu !.. Ve iddiaya göre Fleming İstanbul’a, Atatürk’ün evinin bombalandığı Selanik üzerinden gelmişti..
Ian Fleming’in olaylarda ne derece rolü var bilinmiyor. Bilinen, 6-7 Eylül Olaylarının ardından İngiltere Dışişleri Bakanlığı Haber Dairesine şu talimatı verdiği : “Basında İstanbul’daki 6-7 Eylül Olaylarında İngiliz mallarının tahrip edilmesi ve İngilizlerin yaralanmasıyla ilgili haberler özellikle vurgulanmalıdır..”

Tarih 1 Nisan 1955… Rumların faşist örgütü EOKA, bir bildiri yayınlayarak silahlara eylemlere başvuracağını duyurdu.. 
1955 yılı, Kıbrıs’taki İngilizler için de dönüm noktası oldu.. İngiliz gizli servisinin Fletcher Fitch gibi ajanları, bu tarihten itibaren Kıbrıs’a gelmeye başladı.. 
Keza aynı yıl, Kıbrıs’taki İngiliz Hükumeti Valiliği’ne İmparatorluk Genelkurmay eski başkanı Mareşal Sir John Harding (yukarıda Makarios ile el sıkışan) atandı. Harding, “demir yumruklu asker” olarak biliniyordu.. 
İngiltere kanlı bir oyun sahneye koymak için uzmanlarını adaya getirmeye başlamıştı…
Keza, 1955’te İngiltere Sömürgeler Bakanlığı Özel Temsilcisi Philips Tay, polis istihbarat birimi“Special Branch”ı kurmak için adaya geldi.. Aynı yıl, Mekanize Polis Birliği kuruldu. 1955 yılındaki mevcudu 165 kişiydi.. Bir yıl sonra sayı 600 kişiye çıkartıldı ve polislerin hepsi Kıbrıs Türkü idi. 1958’de sayı 1.770’e yükseltildi ve bunun 1.700’ü Kıbrıs Türkü idi !..
Bu tablo, İngilizlerin Rumların ENOSIS mücadelesine karşı, Kıbrıslı Türkleri destekleyeceğini gösteriyordu. Dolayısıyla, EOKA’nın hedefinde Kıbrıslı Türk polisler bulunuyordu.. 
Türk polisleri Abdullah Ali Rıza ve Nihat Paşa’nın katledilmeleri, Kıbrıslı Türk ve Rum topluluğu birbirinden kopardı. 
Peki, İngilizler EOKA’nın terör eylemlerinden habersiz miydi ?.. Olur mu öyle şey ? EOKA’nın lideri Albay Georgios Grivas’ın şoförü Pashalis Papadopulos bile İngiliz ajanıydı !..

Üzerindeki gizlilik kararı kalkan 19 Ağustos 1954 tarihli İngiliz belgesinde, İngiltere’nin Atina Büyükelçisi, Londra’ya şöyle bir rapor göndermiş :

“Yunan-Türk dostluğunun kırılgan olduğu çok açık, çok küçük bir şok bile yetebilir. Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evin duvarına tebeşirle slogan yazmak gibi önemsiz bir olay bile bir kargaşanın çıkmasına yeter..”

6-7 Eylül Olaylarının, Selanik’te Atatürk’ün evine “sözde” bomba atılmasıyla başladığını biliyoruz.. Yani plan hazırdı ve sadece zamanı bekleniyordu !..

İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ı Londra’da üçlü konferansa davet etti. Konferansın konusu, “Özgür dünyanın komünizm tehlikesini önleme çabaları açısından Kıbrıs sorununun çözümü” idi.. Toplantı 29 Temmuz 1955’te gerçekleşecekti ancak nedense bir ay sonraya ertelendi. 
Bu sırada Türkiye’deki bazı gazetelerde, Rumların Türklere karşı katliam hazırlığında olduğuna dair haberler çıkmaya başladı.
“Tesadüfen”, benzer haberler Yunanistan’da da çıktı !..
Bu arada İngilizler, Türkler ile Yunanlıların bir uzlaşmaya varabileceğinden endişe duydu. Çünkü Yunanistan Dışişleri Bakanı Stefanopulos, Londra’daki Türkiye Büyükelçisi Suat Hayri Ürgüplü’ye, o güne kadar hep karşı oldukları, Kıbrıs’taki Türk azınlığın hakları konusunda uzlaşmaya hazır olduklarını söyledi. Bu, Türkiye’nin de isteğiydi. İngiltere kendisinin dahil edilmediği çözümden rahatsız oldu. İngiltere Dışişleri Bakanı MacMillan hemen Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’yla buluştu ve “Türkler görüşlerini konferansın başında ne kadar sert koyarsa, kendileri için de, bizim için de o kadar iyi olur” mesajını verdi..
Ve Zorlu, Türkiye’nin görüşünü alışık olunmayan bir sertlikle ortaya koydu. Yunan delegasyonu şoke oldu. Zorlu, aynı kararlılığı Türkiye’nin de göstermesini istediği şifreli telgrafı Ankara’ya çekti..

Sonrası malum.. 

Bugün 6-7 Eylül Olaylarına sadece “tek pencereden” bakmayı sürdürüyoruz..
Oysa 10 Eylül 1955 günü Atina Radyosu şöyle bir yorum yaptı :

“Yunan-Türk dostluğunu zedeleyen İstanbul ve İzmir’deki olaylar, düşündüğümüz gibi, İngiliz diplomasi planlarının ani biçimde patlak vermesinin ürünü değildir ; bizzat İngiliz diplomasisinin planladığı ve başarmaya çalıştığı bir provokasyondur..”

Yunan basını Atina’daki bombalama eylemini İngiliz ajanlarının yaptığını yazdı hep..

  




   


Leave a reply:

Your email address will not be published.