521 ) OSMANLI SARAYINDA CİRİT ATAN CASUSLAR !..

   Karl Marx, 1853 yılından sonra Osmanlı üzerine ciddi bir şekilde eğilmeye başladı. Öyle ki, Osmanlıca öğreniyordu ama ömrü yetmedi !..
   Marx, New York “Daily Tribune” gazetesine on yıl boyunca “Doğu Sorunu” üzerine yazdı. Osmanlı uleması “kurtuluş reçetesi” ararken Marx, kapitalizmin Avrupa haritasını alt üst edeceğini ; eski tip imparatorluk olan Türklerin, devrimci tavır alıp uluslaşma sürecini tamamlayamazsa, yenilip parçalanarak Anadolu’ya döneceği öngörüsünde bulundu..
   Bu konuda haklı çıkan Marx’ın, Osmanlı’yı inceleyen makalelerinde ve yazdığı “Kapital”de David Urquhart’ın (aşağıda solda) adına rastlanır..

    

   David Urquhart, (1805-1877) İskoçya doğumlu.. Oxford’da okurken, Avrupa’da “estirilen” romantik Yunan ayaklanmasından etkilendi ; kendisi gibi İskoç kökenli olan ünlü şair Lord Byron gibi.. Ve yine onun gibi, Osmanlı’ya karşı savaşmak üzere Yunanistan’a gitti. Lord Byron savaşamadan öldü ama o savaştı ve ağır yaralandı.. 
   Stratford Canning (yukarıda sağda) ise İngiltere’nin İstanbul Büyükelçisi.. 1820-1824, 1825-1828 ve 1841-1858 yıllarında İstanbul’da bulunmuş..
  Canning ve Urquhart, Yunan bağımsızlığının Ortodoks Rusya’nın işine yarayacağını ve bunun İngiliz ekonomisinin çıkarlarını tehdit edeceğini düşünüyorlardı.
   Rusya Çarı Birinci Nikola “Hasta Adam” diye nitelendirdiği Osmanlı topraklarını ele geçirirse, bu, İngiltere için ideal bir pazar olan Osmanlı’nın gözden çıkarılması demekti. Bu sebeple, Urquhart, “Ticaret Ataşesi” sıfatıyla, İstanbul’a geldi. İngiltere Sefiri John Ponsonby, payitahttaki görevine yeni başlamıştı ve kendisine Stratford Canning’ten selam getiren “ataşe”ye soğuk davrandı. Çünkü ; Stratford Canning’in amcası olan ünlü İngiliz diplomatı, başbakanlık da yapmış, George Canning ile pek geçinemezdi.. Fakat şimdi önemli olan İngiliz ticari çıkarlarıydı. Osmanlı kapalı piyasası İngiliz mallarına “sınırsız” şekilde açılmalıydı..
   Büyükelçi Ponsonby, Urquhart’ı, öncelikle Sultan II. Mahmud’u etkileyen önemli isimlerle tanıştıracaktı. Bunlardan biri de gazeteci Alexandre Blacque ya da Osmanlıların hitap ettiği şekilde, “Blak Bey” (aşağıda) idi..

   1820’de İzmir’e yerleşmiş, hem avukatlık hem de ticaret yapan Blacque de Yunan İsyanı ile kaderi değişenlerdendi.. Bu ülkeye yaptığı ticari faaliyetler sekteye uğrayınca gazeteciliğe yöneldi.. “Le Spectateur Oriental” ve “Le Courrier de Smyrne” adlı yayın organlarında Avrupalı tüccarların sözcülüğünü yaptı.
   1831’de, Osmanlı’nın ilk resmi gazetesi “Takvim-i Vekayi”nin baskı hazırlıkları yapılırken kendisine de danışılan Blacque, Sultan Mahmud ile tanıştı.. Sultan ; onun Avrupalılar ile ilişkisinden yararlanmak için, Takvim-i Vekayi’nin ayrıca Fransızca yayımlanmasını istedi..

   “Le Moniteur Ottoman” gazetesi işte böyle doğdu.. Gazetenin başına Blacque getirildi. (Oğlu Edouard Blacque, 1867’de ilk kez açılan, Washington Elçiliğinde Osmanlı Büyükelçisi olacaktı)
   David Urquhart ile “Blak Bey” tanıştılar, kaynaştılar.. Amaçları aynıydı.. Urquhart, “Le Moniteur Ottoman”da, ekonomist olmadığı halde, iktisat yazıları yazmaya başladı !.. Bugün bakıldığında ne kadar ilkel olduğu anlaşılan bu yazılar, o tarihte Osmanlı Sarayı tarafından çok beğenildi !..
   Osmanlı Sarayı artık “oltaya” geliyordu. Saray tarafından “ekonomik beyin” olarak nitelendirilen Urquhart, makale ile yetinmedi, 1833’de Osmanlı Devleti’nin ekonomik yapısını incelediği, “Türkiye ve Kaynakları” adlı kitabı yayımladı. Bazı sayfaları Türkçe’ye çevrilerek Sultan Mahmud’a sunuldu…
   Urquhart’ın yazılarının özü şuydu :
“Osmanlı Devleti eski ekonomi ve mali uygulamaları tarihin çöp sepetine atmalıydı ; özellikle ticaret tekellerini ve iç gümrükleri kaldırmalı ; buna karşılık dış ticareti hemen serbest bırakmalı ve tabii gümrükleri çok düşük tutmalıydı..” 
   YANİ ÖZETLE ; PAZARINI KAYITSIZ ŞARTSIZ AÇMADAN OSMANLI HAZİNESİ DIŞ BORÇ BULAMAZDI !..   
   Ayrıca “yeni ekonomik sistem” kabul edilirse, güçlenen ticaret ilişkileri sayesinde İngiltere ; Rusya ve Kavalalı Mehmed Ali Paşa karşısında zayıflayan Osmanlı’ya yardım ederdi !..
   Urquhart sadece ekonomi yazıları ile yetinmedi. İslamiyeti yücelten makaleler de yazmaya başladı. 1833’de “Islam As a Political System” başlıklı makalesinde, İslam’ı Hristiyanlığa karşı övdükten sonra Müslümanlar “mest” oldu !..
   Bilhassa Rusya düşmanlığı ile Urquhart, İstanbul’da herkesin gönlüne taht kurdu. Bir İngiliz planı olan “Yeşil Kuşak Projesi” uyarınca Çerkesleri Rusya’ya karşı kullanma stratejisini uygulayanlardan biri de o idi..  Bazı yazılarında Çerkes bayrağını bile tasarladığını yazar.. (Okuduğum bazı yazılardan sonra doğruluğu hakkında emin değilim. V.Y.)
   Marx, Osmanlı’yı seküler / dünyevi bir reformun kurtaracağını yazarken ;İ Urquhart, “aman laiklikten uzak durun !” diyordu !..
   Engels, Marx’a yazdığı mektupta “Türk dostu” geçinen Urquhart’ı “budala, adi, geveze” olarak nitelendirmişti.. 
   Marx ve Engels, İngiltere’nin Osmanlı’nın üreticisi haline getirilerek Osmanlı’yı sömüreceğini öngörüyorlardı ve o da oldu !.. Osmanlı, İngiltere ile 1838 yılında Ticaret Antlaşması imzaladı..
   Bu antlaşmaya giden süreçte basın önemli bir “rol” üstlendi. İmzalar atılınca basının “görevi” bitmedi. İngilizler ile, Sarayı ve kamuoyunu etkilemeye devam edecekti. Fakat Fransızlar ile çıkar çelişmeleri gazeteye de yansıdı. İngilizlerin yeni bir gazeteye daha ihtiyaçları oldu. “Ceride-i Havadis”, işte bu amaçla hayata geçirildi.




SONER YALÇIN’ın 15.12.2013 tarihinde, SÖZCÜ gazetesinde yayımlanan yazısından alınmıştır.. 

Leave a reply:

Your email address will not be published.