520 ) SULTAN MAHMUD’UN OĞULLARI…

Sultan İkinci Mahmud 1839 yılında vefat ettiğinde Osmanlı tahtına on altı yaşındaki Abdülmecid geçti.. Abdülaziz ise o sırada on yaşındaydı.. Henüz ergenlik dönemini tamamlamamış olan yeni Padişah, babasının başladığı işleri sürdürebilmek için hükumetteki, babasına yakın insanların desteğine güvenmekte idi. Tahtın tek varisi olan Abdülaziz ise, babasının hazırladığı müfredata göre öğrenimini sürdürdü. Ona, annesi Pertevniyal Sultan ile yaşayacağı, Kurbağalıdere’deki bir köşk tahsis edilmişti..
Levanten mahallelerinde Batı Avrupa ile ve o ülkelerin yaşam biçimleriyle kurulan ilişkiler artarken, Abdülaziz ve annesi geleneklerine bağlı yaşadılar.. İki kardeş artık görüşmüyorlardı. Yeğeni Murad doğuncaya kadar hiçbir hasmı olmamanın rahatlığı ile yaşadı Abdülaziz..
Kurbağalıdere’de Abdülaziz’in birlikte yaşadığı annesi Pertevniyal Sultan, olağanüstü bir Kürt güzeliydi. Oğluna açık havada yaptırdığı beden eğitimi ile, onun atletik, güçlü ve sağlıklı bir genç olmasını sağladı.. Ayrıca parkta dolaşması için atlı bir araba, Haliç’te kürek çekeceği bir kayık ve hatta buharlı küçük bir gemi emrine verilmişti. 
Kardeşi hükumet işleriyle boğuşurken, o, kardeşi sayesinde, pek çok gerilimden uzak bir çocukluk dönemi geçirdi.. Kurbağalıdere, önceki Osmanlı şehzadelerinin altın kafesi gibi değildi.. Köşkten çıkıp halkına yakın olmaktan hoşlandığı İstanbul’da sık sık dolaşır ; kardeşinden sonra tahta geçecek şekilde yetiştirilirdi. Abdülmecid, Grandük Nicolas’ın ziyareti gibi resmi törenlere onu da zaman zaman çağırırdı.. Devletin bir davetlisinin önünde resmen takdim edilirken gerekli tüm koşulları yerine getirmişti. Osmanlı protokolü ne gerektiriyorsa yapmış ve bir tercüman kullanmıştı ; çünkü, Abdülaziz, kardeşinden farklı olarak, Fransızca bilmiyordu. Fuad Paşa ona mütercimlik yaptı..
Kimi zaman, Abdülmecid’in kafasına kuşkulu düşünceler üşüşüyorsa da, Fuad Paşa ile beraber her ikisi de, veliahdı gerçekten beğenmekteydiler..

     
İkinci Mahmud‘un iki oğlu üzerinde annelerinin etkisi çok belirgindir. Abdülmecid’ in annesi Bezmialem Sultan (üstte solda), Osmanlı toplumunun reformlara gereksinmesi olduğunu Kürt sultandan daha çok duyumsamıştır. Sultan Mahmud’a daha çok bağlıdır, onu anlar ve her zaman destekler. Pertevniyal (üstte sağda) ise, tersine, bu yetiden yoksundur ve oğlunu Osmanlı’nın geleneksel değerlerine özendirir…
Sultan Mahmud ölünce, Pertevniyal, hasmının yanında yaşamak istemez ve bunun için isteyerek Kurbağalıdere’ye taşınır. Orada alafranga müzik yoktur, enstrümanlar ve ezgiler her zaman için geleceğin valide sultanı için ayarlanmaktadır. Pertevniyal Fransa’dan ithal edilen mobilyaları rahatsız ve gereksiz oldukları gerekçesiyle kullanmak istemez. Yastıkların, divanın ya da halının üzerine oturmaya alışıktır ve altın yaldızlı arkalıkları olan aşırı süslü sofalar hiç mi hiç hoşuna gitmez. Abdülmecid ile bu konuda ve oğullarının eğitimi konusunda sık sık tartışır..
Sonraları, iki kardeş arasındaki ilişki, özellikle Abdülmecid’in tahta oğlu Murad’ın çıkmasını istemesi gibi asla onaylanmayan ve Osmanlı hanedanlığı yasalarına aykırı bir niyet yüzünden bozulmuştur.. 
Abdülmecid daha 38 yaşındayken öldüğünde tahta geçen Abdülaziz, 31 yaşında, olgun bir padişah olarak, birçok şeyin farkındaydı.. Örneğin Kırım Savaşı, modernleşme sürecini harekete geçirmişti, ama bir yandan da iflasın ilk habercisiydi. Çünkü savaş masrafları ve kötü yönetim imparatorluk hazinesini boşaltmıştı. Fransa ve İngiltere tarafından desteklenen Galata sarrafları artık büyük bankerler olmuştu ve borç gitgide büyüyordu.. Dost ülkeler, Osmanlı devletinin yıkıntıları üzerinde zaferden zafere koşarak, yeni bankalar aracılığıyla alacaklı duruma geçmişti…

   

Kriz gitgide büyüyüp Galatalı bankerler alınan borçların ödenmesini isteyince, Abdülmecid sorunlarla ilgilenmeyip işi Tanzimatçılara bırakmıştı. Sorunu çözmekle görevli Ali Paşa (yukarıda sağda), hükümdarın yetkilerini kısmak zorunda kaldı..
Türk ekonomisinin temel sorunu, Batı ülkelerininkine benzer bir vergi toplama sistemini kuramamaktı ; çünkü İslam bu sisteme karşıydı, Müslümanların ödemek zorunda oldukları miktar şeriat kanunlarına göre belirlenmekteydi. Osmanlı hazinesi, uluslararası protestolara rağmen, Müslüman olmayan azınlıkların ödedikleri vergiler ile, savaşta kazanılan ganimetlerle ve kervanların geçiş hakkı için ödedikleri paralarla beslenmekteydi..
Farklı inançların ötesinde, herkese eşit davranılacak bir vergi toplama sisteminin uygulanması gerekmekteydi ; böylece, uluslararası baskı ve din adamlarının entrikaları da son bulacaktı. 
1859′da, Boğaz’da yeni bir saray inşa etmekte olan işçiler paralarını istemek için bir açık hava gösterisi düzenleyerek Dolmabahçe Sarayı’na yürümüşlerdi. Hazine sorumlusu işçileri sakinleştirmeyi başarmıştı, ama bu küçük ayaklanma Sultan Abdülmecid’i yeniden etkilemişti. Padişah geçici olarak inşaatın durdurulmasını emretmiş ve kendi cebinden 4.000 kese dağıtılmasını buyurmuştu.. Bir yıl sonra, yine aynı sarayın kapısına dayanmışlar ve Hristiyan işçilerin işten çıkarılmasını istemişlerdi.. Padişah zanaatkarların çoğunun Ermeni, Rum ya da Levanten olduklarını bilmekteydi. Taşçılık, marangozluk, boyacılık gibi işleri bu insanlar yapmakta ve becerilerini kuşaktan kuşağa aktarmaktaydı.. Dolmabahçe Sarayı ve yarım düzine köşkü inşa etmiş olan Ermeni Balyan ailesi, sırf Müslüman oldukları için niteliksiz işçileri çalıştırmak istemedi. Bu durumda Abdülmecid bir karar almakta zorlandı ve işi Harbiye Nazırı Fuad Paşa’ya (yukarıda solda) bıraktı. Hristiyanların işine son verildi ve onlar da tepki olarak Avrupa ülkelerini dolaşacak bir gemi kiralayarak şikayetlerini duyurdular..

      

Abdülmecid, kardeşinin hükümranlık yetisi konusunda duyduğu tedirginliği ona itiraf etmişti. Onun hakkında karmakarışık duygular beslemekteydi. İngiltere Büyükelçisi Stradford Canning, Abdülmecid’in fırtınalar kopan kafasında kendine bir yol açmak için bu durumdan yararlandı. Başlanan işleri sürdürmeye oğlu Murad’ın kendisinden daha yatkın olduğunu birçok kez telkin etti.. Bu düşünce uzun süre hem Padişahın hem de oğlunun kafasında yer etti. Her ikisi de Şehzade Abdülaziz’in, Osmanlı hanedanının en büyük erkek çocuğu, veliahdı olduğunu biliyordu ve hiç kimse bu hakkını kanunsuzca elinden alamazdı.. 
Canning, bazı Avrupa monarşilerinden örnekler vererek, tahta çıkma sırasını değiştirmesi fikrini Padişah’a aşılamaya çalıştı. Halkın bunu da reformlardan birisi olarak kabul edeceği ve Abdülaziz’i unutacağı inancındaydı. Böylece, İngiltere, Fransa’yı yavaş yavaş dışlayarak Osmanlı’nın Doğu Akdeniz siyasetinde yerini de almış olacaktı !..

Leave a reply:

Your email address will not be published.