52) HAFTA SONU “GÖZ”LEMESİ !..

   

   Gözler.. Siyah, kahverengi, ela, yeşil, hareli, mavi, lacivert, bal rengi gözler… Ruhun ve kalbin dünyaya açılan penceresi.. Karşımızdaki insanlarla kurulan ruh köprüsünün bir ayağı, duygu geçidi..
   “Gözler kalbin aynasıdır” derler, bence çok doğru.. Gözlerini kaçırarak konuşan ve eli gevşekçe sıkanları hiç sevmem. Bir de gevşekçe sıktığı yetmiyormuş gibi, farketmeden elini üstüne başına silen de vardır !..
 
  “Senin en güzel yerin, kahverengi gözlerin” diye bir şarkı mırıldanırdı anneannem.. Görme şansı bulamadığım dedemin gözleri kahverengi miydi acaba ?.. Benim de çocukluğumda ve gençliğimde dinlediğim, sözleri dilime takılan parçalar vardı. Örneğin ilk aklıma gelen “Reflection in a Golden Eye” adlı melodi ve arka fonda bu parça çalarken izlediğim  yüzyılın en muhteşem gözleri.. 1967 yapımı bir John Huston filminde, Marlon Brando’nun karşısında oynayan Elizabeth Taylor’un o unutulmaz, menekşe rengi gözleri.. Sıkıcı bir filmi bile izlettiren bu güzellik ne yazık ki geçenlerde kayboldu… Sonra, nedense başka parçasını anımsamadığım, Sandy Posey diye bir şarkıcının o unutulmaz melodisi : “All hang up in your green eyes” ..Bu da ölümsüz eserlerden biridir bence. Disco Saffet’ten başlayıp, Disco Carina, Fuar’daki Dağ Disko ve Roof ‘taki takılmalarımızda, en sık dinlediğimiz parçalardandı..

   Acaba dünyaya gözlerimizi açarken ağlamamızın  nedeni , sonsuz bir ortamdan gelip de ufacık bir bedene sıkıştırılan ruhun isyanı olabilir mi ?.. Öyle de olsa, sevgi ile bakan bir çift gözle karşılaşınca, dokuz aylık bir gizli beraberliğin artık gözler önüne serilmesi sonucu, her şey değişiveriyordu herhalde !..
   Sonra, “kem gözlerden” sakınmak için yatağa, yastığa, kundağa, tuluma vs. her yere takılan nazar boncukları… Göz aydınına gelen akrabalar, eş dost, komşular.. Kazara açık mavi gözlü biri gelirse, eliyle ağzını kapatarak yanındaki kadına, “gözü değmese bari !” diyen kadınlar..

   Bazıları insan sarrafı geçinirler. “Ben adamı gözünden tanırım” derler..Birisinin de çıkıp kendilerini  aynı şekilde tanıyabileceğini hiç düşünmezler !.. Bu tipler ayrıca sık sık, “bende o göz var mı ?” sözünü de ederler. Övünürken, ya da karışık bir olay karşısında kazık yeme olasılığı belirdiğinde kullanırlar bu sözü… Ama eloğlu gözünün yaşına bakmaz, punduna getirdi mi atıverir kazığı !.. Enayi durumuna düşmemek için, “zaten daha başında tutmamıştı gözüm” derler ; sonra da konuşmanın finalini bir beddua ile yaparlar : “Gözü kör olsun inşalah !..”   Bu söz evdeki aile bireylerine veya yakın çevreye söylenirken negatif bir form alır : “Gözün kör olmasın inşallah !” ..

   Göz açıp kapayıncaya kadar geçen bebeklik ve küçük çocukluk yıllarından sonra ilkokul ile, uzun bir eğitim maratonunun startı verilmiş olur. Artık öncelikli hedef, öğretmenin gözüne girmektir.. İlerideki yıllarda ise insanoğlu ; sevdiği kadının, çocuğunun, amirinin, patronunun, hep gözüne girmek için uğraşır durur.. Aslında göze girmek zor ama  gözden düşmek kolaydır !.. Evlilik ilişkilerinde kadın da erkek de, birbirlerinin gözlerinden düşebilirler. İşte o zaman aşk kristali, yüksek bir yerden düşmüşçesine paramparça olur ve gönüllerde, zaman zaman acıtan kırıntıları kalır.. Böyle zamanlarda, bilhassa yaşlılar, “göze geldi” derler !.. İş dünyasında ve siyasette gözden düşenler için ise, “gözünü hırs bürümüştü” yorumu yapılır.  Oysa gözden düşmenin asıl nedeni, göze girdikten sonra göze batmaya başlamaktır.. Gözünü basiret bağlayanlar bunu kolay kolay fark edemezler..

   Sadece görmek istediklerimizi gördüğümüz zaman ; yalnızca zihnimizin içindekileri görürüz, gözlerimizin önündekini göremeyiz.. Halbuki ne derler : “Bakabiliyorsan gör, görebiliyorsan gözle..”
   İlkokulda, sınıfımızda Gülden diye güzel bir kız vardı. Çocukluk deyip geçmeyin, kız tepeden tırnağa dişiymiş meğer, şimdi düşünüyorum da yaptıklarını.. Tamam, kızlar erkek çocuklara göre daha erken gelişiyorlar, ama insaf yani daha 8-9 yaşlarındayız !.. Oturduğum sıraya gelir, sıraya dayanır ve gözlerini baygın baygın süzerek ya kalem isterdi, ya silgi ya da kalemtıraş..  Halbuki oturduğum yerden onun sırasını, istedikleri her neyse hepsinin de o sıranın üstünde olduğunu görebiliyordum !..  Ama heyhat !.. İsmin başlangıcı tutuyordu ama gerisi tutmuyordu çünkü ben Gülderen’e “göz koymuştum” !.. Gözüne çarpmak için her şeyi denediğim ama yalnızca bana değil, hiçbir erkek öğrenciye yakınlık göstermeyen, sıska ve siyah saçlı bir kızdı. Ama bu sıska kızda bir çift göz vardı ki, sanki iki kömür parçası , Hintli gözü gibi… Gözlere olan tutkunluğumun müstesna örneklerindendir Gülderen… Ortaokul sıralarındayken  Göztepe’ye vurulmam da bu yüzden miydi acaba ? !..

   Kızlar için “gözü açılmamış” olduğu iddiası o yıllarda konu komşu arasında sadece bir kısmet bulma propagandasıydı. Biraz serbest davranışlı olanlara, “ne anasının gözüdür o !” derlerdi. Erkekler için ise, açıkgöz olmaları geçerli bir meziyetti. Ama gözleri velfecri okuyacak kadar açıkgöz olmaları da istenmezdi !..

   Aynı kızı sevenler bazen sonu kavgaya kadar varan bir çekişmenin içine girerlerdi. Önce “gözdağı” verilirdi, sonra sıra tehdide gelirdi…Taraflardan biri geri çekilirse, “gözü yıldı” denir ve küçümsenirdi. Ama bazen de rakibin gözü kara çıkar ve geri çekilmezdi. İşte o zaman, güya sadece aralarında kalacak şekilde anlaştıkları halde, kapışacakları gözlerden ırak boş sahada bol miktarda izleyici olurdu !.. Genellikle kendisine daha çok güvenen ve daha gürbüz olan çocuğun sufle verdiği de aşikardı doğal olarak !.. Kendisi için dövüşülecek olan kız ise, diğer kızlar arasında epeyce göze batardı artık..

   Okul döneminden sonra çalışma yaşamı başlayınca, insanoğlunun ilk işi kendisinden bir kademe yükseğine göz dikmektir.. Bazı gözler ise hiç doymaz olur, daima açtırlar.. Onlar için de “gözünü toprak doyursun” derler… Ama toprak bile doyuramaz bazılarının gözlerini ; onlar için de, “horoz ölür, gözü çöplükte kalır” denir..
   Göz oya oya, göz koya koya, göz aça, göz kapaya sonunda artık öyle bir noktaya gelinir ki, orada herkes için : “GÖZLERİNİ DÜNYAYA YUMDU ” derler …

   Sezen Aksu’nun şiir defterinden, günün anlam ve önemine dair birkaç dize ;

“Ah gözlerine göz değmiş
 Dudaklarında günah tadı var
 Suçluluk kokusu sinmiş tenine
 Ben yine aynı, hep affedici..”

“Acılarım oldu herkes gibi elbet
 Herkese kısmet olmayan sevinçlerim
 Unutulmayı da göze aldım, evet
 Hayat sana teşekkür ederim”

“Vazgeçtim gözlerinden
 vazgeçtim sözlerinden
 bir ‘ah’ de yeter
 sessizce, kimsesizce gönderdim dudaklarımı
 öpme, al yeter..”

“Tuhaf buluyorlar bu kaçak halimi
 seninle doldurdum yasak ihlalini
 seninle kapattım aşk defterlerini
 pişman değilim ama caydım sözümden
 düşman değilim ama düştün gözümden..”

Herkese mutlu ve sağlıklı bir hafta sonu dilerim ….

Leave a reply:

Your email address will not be published.