514 ) OSMANLI SARAYINDA İÇ OĞLANLARI !..


  
10. ve 16. yüzyıllar arasında “ehl-i örf”, hükümdar adına emir verme yetkisine sahip kullar anlamına geliyordu. Kapıkulları ilk devirde güçlü uc beyleri karşısında Osmanlı padişahlarının merkezi otoritesinin kurulmasında başlıca etken olmuşlardır. Gulam sistemi Kanuni Süleyman ve ilk iki halefi zamanında tam genişliğini kazandı. 
   Gulamların kaynağı başlangıçta en çok pençik oğlanı idi. Savaşta rehin olarak alınanların beşte biri pençik adıyla padişaha aitti. Buna rehine olarak tutulanları, hediye edilenleri de katmak lazımdır. Büyük şehirlerde padişahın hassa harc eminleri esir pazarlarından en iyi esirleri padişah için satın alırdı. Bu kaynaklara daha Birinci Bayezid devrinde devşirmeden gelen çocuklar katılmıştır. 
16 yüzyıla kadar her kaynaktan toplanan kulların toplamı yılda 7-8 bine yükseliyordu. Bunun ortalama 3 bin kadarı devşirme idi. Devşirme oğlanları İstanbul’a gelince vücut ve karakter itibarıyla en iyileri padişah için seçilir, bazı sultanlar seçimde bizzat hazır bulunurlardı. Bunlar İstanbul’da Galatasaray ve İbrahim Paşa saraylarına, taşrada Edirne ve Manisa saraylarına gönderilirler, kalanı yeniçeri olmak üzere Anadolu’da Türk köylülerinin yanına gönderilir, küçük bir kısmı padişah bahçelerinde hizmet için bostancı yapılırdı. Saraya ayrılmış olanlara “acemioğlanı” denirdi. Keza fethedilen yerlerde soylu ailelerin çocukları seçilerek saraya gönderilirdi. 16. yüzyıl başlarında Galatasaray’da 300, Edirne sarayında 300 içoğlanı vardı. Bu oğlanlar 2 ila 7 sene bu saraylarda sıkı bir disiplin altında tahsil ve terbiye gördükten sonra “çıkma” denilen ikinci bir elemeye tabi olurlar ve en uygun görülenler seçilerek padişahın oturduğu sarayda, yani Yeni Saray’da “Büyük Oda” (Eski Oda / Hane-i Kebir) ve Küçük Oda denilen dairelere alınırlardı. (Angiolello, Fatih devri sonlarında yalnız bir odadan bahseder. De Promontorio’ya göre bütün odalarda 15-22 yaşları arasında 400 içoğlanı vardı.) Büyük Oda’dan başka bir Küçük Oda’dan ilk defa 1553 yılında Novagero bahseder. Tarihçi Ata’ya göre (Tarih-i Ata, I., s.153) Küçük Oda Fatih zamanında mevcuttu. 
   Saraya alınmayanlar kapıkulu sipahi bölümlerinden alt kademede bulunan ulufeciler ve garibler bölüklerine verilirdi.

  

   Yunus Beğ’e göre padişahın sarayında 8-20 yaş arası 700 içoğlanı vardı. Ömer Lütfü Barkan’ın ortaya çıkarttığı, Kanuni dönemine ait resmi bir masraf listesinde 3 enderun ağası ile sadece 178 gılman-ı enderuni kayıtlıdır. Fakat herhalde en kalabalık olduğu zamanlarda Büyük Oda 400, Küçük Oda 250 kişi idi. 
   Büyük Oda ve Küçük Odalarda oğlanlar yalnız tahsil ve bedeni idmanlarla meşgul olurlardı. Dersleri saraydaki hocalar ile dışarıdan belli zamanlarda gelen ulema ve danişmendler verirlerdi. Burada başlangıçta, herkes Kur’an okumaya, İslamiyet’in esaslarını öğrenmeye ve okuyup yazmaya mecburdu. Ondan sonra her biri kendi yeteneğine göre bir alanda derinleşmek imkanına sahipti.. İlerleyenler İslami ilimler, Arapça, Farsça ve Türkçe sarf, nahiv ve edebiyat okurlardı. İkinci Bayezid, oğlanların tahsiliyle şahsen alakadar olurdu. O, dini ilimlerde derinleşenlerin ilmiyyeye girmelerine izin vermişti.. Odalarda her türlü fenler ; yani hüsn-i hat, inşa, siyakat, hesap ve musiki de öğretilirdi. Bu kişiler ileride katip sınıfına geçebilirlerdi. Yerli ve yabancı yazarların ortaklaşa işaret ettikleri bir nokta da bu odalarda oğlanlara beden kuvvetini geliştirmek, binicilik ve silahşörlükte beceri kazandırmak konusuna önem verilmesidir. Başlıca sporlar ; ağırlık taşımak ve çekmek, güreş, kemankeşlik, cündilik yani ata binme, sinanbazlık (kılıç kullanma), tomak ve cirit oyunlarıdır. Bunun dışında her içoğlanı, bir hizmette veya sanatta beceri kazanmak zorunda idi..



   Ali’nin “Menakib-i Hünerveran” adlı eserinde bahsettiği üzere ; Enderunda minyatür, nakış, ciltçilik ve hattatlıkta birçok üstat yetişmiştir. Bu bilgilerin yanı sıra saraydaki terbiyenin en mühim nedeni oğlanın padişahın hizmetinde ona mutlak bağlılık ve itaat duyguları kazanmasıdır. Oğlan, her istediği zaman konuşamaz. Dışarısı ve ailesi ile münasebette bulunamaz. Saraydan çıkıncaya kadar adeta bir manastır hayatı yaşar, kadın yüzü göremezdi. Menavino, enderunda verilen terbiyeden güdülen gayeyi şöyle özetler : Tam bir Müslüman, kibar konuşmasını ve hareket etmesini bilen, edebiyata aşina, namuslu, nefsine hakim çelebiler, centilmenler yetiştirmek. 
   Odalarda oğlanlar onar kişilik gruplara ayrılmış olup her grubun başında yetişkin bir oğlan lala unvanı ile arkadaşları arasındaki disiplinden sorumludur. Oğlanlar birbirlerine laladaş derler. Fakat odaların asıl gözetimi kapıoğlanı kethüdasına verilmiştir. O kendi emrindeki, sayıları 16 ile 30 arasında değişen, hadımlarla bu görevi yerine getirirdi.. 
   Sarayda daimi personeli hadımlar oluşturur. Bunlar bu maksatla hadım edilmiş kölelerdir. Disiplini koruyan ve oğlanları terbiye eden onlardır. Bu hadımlar veya akağalar, Angiolello’ya göre Fatih devrinde 20 kişi, Ata’ya göre Yavuz Sultan Selim devrinde ise 40 kişiydiler. Bütün bu hadımların başı ve sarayın umumi amiri kapıağası veya Babüssaade ağasıdır. Onun altında sırayla 3 odabaşı ; yani sırasıyla has odabaşı, hazinedarbaşı, kilerci gelirdi. Has odabaşı içoğlanları, padişahın şahsının korunmasıyla görevli olup dışarıda ve içeride daima yanında bulunur, gece nöbet tutarlardı. Onlar padişaha doğrudan doğruya arzda bulunmak yetkisine sahiptiler. Fatih kanunnamesine göre arzda bulunmak yetkisine sahip olan ağalar ; kapıağası, odabaşı, hazinedarbaşı, kilercibaşı ve saray ağasıdır..   Saray ağası aynı zamanda sarayın temizliğine ve tamiratına bakar..
  Bu ağalar altında en kıdemli beş tanesi sonradan köşebaşı diye anılmaya başladı.
  Kapıağası, padişah adına sarayın mutlak amiridir. Angiolello, “O, sarayda sultandan başka herkesin amiridir” der. Padişah yalnız saray işlerinde değil, dışarıya ait devlet işlerinde de onun fikrini alırdı.
  Hazinedarbaşı terfi edince kapıağası olurdu. Üçüncü Ahmed, sonradan veziriazam olan Silahdar Ali Ağa’yı sarayın umumi amiri tayin ettikten sonra kapıağaları ikinci dereceye düşmüşlerdir. Kapıağaları “çıkma”da vezirlikle beylerbeyliği, daha sonraları, 10.-16. yüzyıllarda vezirlikle Mısır valiliği görevine tayin edilegelmişlerdir..
   Has odabaşı, hazinedarbaşı ve kilercibaşı padişahın özel hizmetlerine bakan Yukarı Odalar’ın amiridirler. Oğlanlar Büyük Oda ve Küçük Oda’da normal olarak dört yıl tahsil ve terbiyeden sonra yeni bir elemeye tabi tutulurlar. Bu çıkma’da en uygun görülenler hazine ve kiler odalarına alınırlar, kalanlar kapıkulu süvari bölüklerinden sipahioğulları ve silahdarlar bölüklerine verilir. Giydikleri elbiseden ötürü yukarı bölüklerdeki içoğlanlarına kaftanlı, Büyük Oda ve Küçük Odadakilere ise dolamalı denir. Bu Yukarı Odalar arasında en yükseği, padişahın şahsi güvenliği ve doğrudan doğruya şahsi hizmetlerine bakan Has Oda’dır. Yavuz Selim’den sonra bu odanın başlıca görevi, Peygamber’e ait eşyanın korunduğu Hırka-i Şerif Dairesi’ne bakmaktı. 
   Fatih kanunnamesine göre Has Oda’da 32 oda oğlanı ile padişahın silahını taşıyan bir silahdar , ayakkabılarına bakan bir rikabdar, dış elbiselerine bakan bir çokadar, iç çamaşırlarını saklayan bir dülbendoğlanı vardır. Bu sonuncular arasına sonraları miftah (anahtar) ağası katılmıştır. Bu beş ağaya zülüflü ağalar da denirdi. 
   Oğlanlara ait terfi, nakil gibi işlemler kapıağasının veya has odabaşının arzı üzerine padişah tarafından bir hatt-ı hümayun ile yapılırdı. Padişahlar zaman zaman odaları ziyaret ederler, yarışmalarda hazır bulunurlar ve oğlanları ödüllendirip teşvik ederlerdi. Her odanın kadrosuna gedik denirdi. Normal terfiler ve tayinler kıdeme göre olur, buna ocak yoluyla terfi denirdi. Özel bir yetenek isteyen hizmetler için ocak yoluna bakmadan tayin yapılırdı. 
   Her odanın bir hamamı, imamı, müezzini vardı. İçoğlanlarına mahsus saray kütüphaneleri mevcuttu. Haberleşme kollukçular vasıtasıyla yapılırdı. İçoğlanların yiyecek ve giyecekleri sarayda padişah tarafından sağlanırdı. Derecesine göre her birinin ulufesi, elbise istihkakı ( senede dört nöbet) vardı. Bütün terfi ve mükafatlar liyakat başarı ve hizmette kıdeme göre ayarlanmıştı..
   Gulam (kul) sistemine dayanan klasik Osmanlı yönetim sistemi 16. yüzyılın ikinci yarısında çok gelişti. Kapıkulu 80 bini aştı. Bu devirde, padişahın otoritesi zayıfladığından onlar sarayda , hükumette ve eyalet idaresinde hakim oldular. Dirlikleri ve devletin diğer gelir kaynaklarını tekelleri altına geçirmeye çalıştılar. Kapıkulu askeri, padişahları indirip çıkarmaya, hatta katletmeye (II.Osman) kadar zorbalıklarını ileri götürdüler. 
   Osmanlı tarihçileri ve siyaset-nüvisleri (Katip Çelebi, Hasan Beğzade, Naima, Koçi Bey) anarşiyi başlıca gulam sisteminin bozulmasına bağlarlar..
   Gulam sisteminin son büyük temsilcisi Hüsrev Paşa’dır. Tanzimat’tan önce, kendi konağında satın almış olduğu 50 kadar köleyi özel hocalar vasıtasıyla okutup yetiştirmiş, devlet kapısında önemli mevkilere yerleştirmiş ve bunlardan birçoğu paşalığa yükselmişlerdir..  
   Sultan II. Mahmud, Batı Avrupa saraylarını taklit ederek eski Osmanlı saray teşkilatını esasından değiştirdi. 1831’de Enderun Nazırlığı, 1832’de Mabeyn Müşirliği kuruldu ve 1833 yılında odalar tamamıyla kaldırıldı..

  

HALİL İNALCIK’ın “Osmanlı ve Modern Türkiye” adlı kitabından derlenmiştir…

Leave a reply:

Your email address will not be published.