509 ) “HASTA ADAM”IN BAŞINDA EMPERYALİZMİN MİRAS KAVGASI !..

    

İngiliz yazarlarından Alexander Powell’a göre, aslında Osmanlı tarihinde, dini nefretten kaynaklanmış baskı ve bağnazlık, Avrupa devletlerinin 13. yüzyıldan 16. yüzyıla kadarki tarihlerine kıyasla çok daha azdı..
17. yüzyılda Osmanlı Devleti çökmeye başlayınca, özerklik ve bağımsızlık emeline kapılmış kimi azınlıklar, güçlü devletlerle, özellikle Ortodoks Hristiyan Rusya ile düzen çevirmeye başlamışlardı. Rusya, Osmanlı ülkelerine karşı beslediği tutkusunda, bu tür azınlıkları değerli müttefikler veya aletler olarak görüyor ; Akdeniz’in sıcak suları doğrultusunda yayılma amacını gerçekleştirmek için Padişahın, özellikle kendileriyle Ortodoks mirasını paylaştığı Hristiyan uyruklarının dinsel duygularını ve ulusal emellerini kışkırtarak, Osmanlı gücünü içeriden yıkmaya çalışıyordu..
Katolik ve Protestan misyonerlerin 19. yüzyılda Osmanlı ülkelerine akın etmeye başlamış olmaları iyilikten çok kötülük yaratmıştı. Bu misyonerler, Osmanlı Hristiyanlarına yalnız kendi tarih, dil ve edebiyatlarını öğretmekle kalmamış ; aynı zamanda, o sıralarda fitne olarak tanımlanan liberal ve ihtilalci fikirler de aşılayarak onları kendi etkileri altına almaya çalışmışlardı. Protestan misyonerler, öteki mezheplere uygulamış oldukları gibi, Müslümanları da dinlerini değiştirmeye ikna etmek için gizlice çalışıyor, Ortodokslar ise kendi dinlerine sadık kalmaya zorlanıyorlardı. Osmanlı Devletindeki Hristiyan azınlıkların koruyucuları kesilen bu misyonerler, hem kendilerini hem de koruyuculukları altında olanları sözde korumak amacıyla, güçlü devletlere, müdahale etmeleri için başvurmaya başlamış ve böylece birçok diplomatik olay çıkmasına neden olmuşlardı. 



Batı’daki Hristiyanlık dünyası, Türkiye’deki durum hakkında bu misyonerlerden bilgi alıyor, Türkleri onların gözleriyle görüyordu. Misyonerler, Türkleri kötülüyor ve onları tüm dünyaya “Hristiyanların katilleri” olarak tanıtıyorlardı.. Onların geniş ölçüdeki etkin propagandaları, Batı’da Türklüğe karşıt olan düşmanlığı körüklemeyi başarıyor ve böylece, Hristiyanlığın mirasını yıkmak için her türlü çabayı harcayan “kana susamış vahşi Türk” imajını yaratarak bunu sürdürüyorlardı..
Osmanlı Devletindeki Katolikler genellikle Fransa, İtalya ve Avusturya ; Protestanlar İngiltere, Almanya, ABD ; ve Ortodokslar da Rusya tarafından “korunuyorlardı”.
Böylelikle Hristiyan azınlıklar, güçlü devletlerin kendi gizli amaçları için bu devletlerce bölünmüşlerdi. Rusya, Boğazlar ve doğu illerini ele geçirmek için Ortodoks ve Gregoryen Hristiyanları kullanıyor ; İngiltere (B.Britanya), Ortadoğu, Mısır, Irak ve Arabistan’daki etkisini sürdürmek ve daha fazla yaymak için Protestanları alet ediyor ; Fransa ise Çukurova, Lübnan ve Suriye’deki çıkarları için Katolik ve Gregoryenleri kullanıyordu. 
Tüm bu güçlü devletler, çeşitli Hristiyan mezhepler arasında, doğrudan veya dolaylı biçimde düzensizlik yaratıyor ; dahası, onları isyana kışkırtıyorlardı. Bu durum, onlara, Hristiyan azınlıkların sorunlarıyla ilgileniyormuş gibi görünerek, Osmanlı Devletinin iç işlerine karışma fırsatını vermişti.. Oysa gerçekte, güçlü devletler, Osmanlı Devletinde etki sağlamak için veya Rus Çarı Nikola’nın deyimiyle “Avrupa’nın hasta adamı” ölünce onun mirasına konmak için birbirleriyle yarışıyorlardı. İmparatorluğun çökmesini hızlandırmak için Anadolu’da ve özellikle Balkanlar’da gittikçe yayılmakta olan milliyetçilik akımını kışkırtıyorlardı. Trakya’da Yunanlılar, Bosna-Hersek, Bulgaristan ve Doğu Avrupa’nın öteki ülkelerinde Slavlarla Grekler, daha sonra da Anadolu’da Rumlar, Süryaniler ve Ermeniler, Ortadoğu’yu egemenlikleri altına almada birbirleriyle yarışan güçlü devletlerin gizli veya açık yardımlarıyla, özerklik veya bağımsızlık talebinde bulunmaya başlamışlardı. Batılı güçler bu davranışlarında kimi Kürtleri de kullanıyorlardı. Bu güçlü devletlerin, Osmanlı Devletinin iç işlerine sık sık yaptıkları müdahaleler, o devlette düzensizlik yaratan güçlere ve kötülüklerine bugün hala katlanmak zorunda kaldığımız terörizme büyük ölçüde katkıda bulunmuştu..

Son zamanlarda Batı arşivlerinden sağlanmış belgelere ve yayınlanmış birçok esere göre, bu Hristiyan azınlıklarından ve aldatılmış olan kimi Müslüman aşiretlerden bazılarının da Osmanlı Devletinin bölünmesinde önemli rol oynamış oldukları kanıtlanmaktadır. Bu azınlıkların amaç ve tutkuları tümüyle gerçekleşmiş olsa, Osmanlı Devleti ve onun varisi Türkiye Cumhuriyeti bölünecek veya büsbütün ortadan kaldırılacak ve onların yerini, koruyucuları güçlü devletlere itaatkar kukla devletçikler alacaktı. Oysa bu azınlıklar Anadolu’nun hiçbir ilinde toplam nüfusun yüzde 15′inden çoğunu oluşturmuyorlardı. Buna karşın, 1877-78’de ve hatta daha önceleri, Osmanlı Devletindeki çeşitli Hristiyan mezheplerinden bazıları, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşında doruk noktasına erişmiş olan ilişkilerinin henüz ilk devresinde, emellerine ulaşmak için birbirleriyle işbirliği yapmaları gerektiğini anlamışlardı. Aynı zamanda, Osmanlı Devletinde ve onun dışındaki denge bozucu güçlerle işbirliği yapmanın, bu devletin bölünmesinde çıkarları olan devletlerin aletleri olarak eylem göstermenin, herhangi bir Osmanlı krizinden yararlanmanın veya bu devletler azınlıklar için müdahalede bulunur ümidiyle, böyle bir kriz yaratmanın ve her şeyin üstünde Türkiye ve Türk ulusuna karşı propaganda kampanyası başlatmayı benimsemişlerdi. Dünyanın dört bir yanındaki, özellikle Avrupa ve Amerika’daki güçlü, bol kaynaklı ve aldatıcı Hristiyan örgüt ve araçları tarafından ustalıkla kullanılan propaganda sayesinde saf Hristiyanlar ve kimi Müslüman aşiretler aldatılarak emperyalistlere yardımcı olmuşlardı..
Propaganda sahasında, Osmanlı Hristiyanları ve Avrupa’daki dindaşlarıyla kimse yarışamazdı. Onlar, güçlü devletlerin elçilik ve konsolosluklarında yaptıkları tercümanlık görevlerinden yararlanarak o devletleri, kendi masallarına ve onların, misyonerlerini ve dini önderlerini kendi tezlerinin gerçek olduğuna inandırmışlardı..

kaynakça ;

SALAHİ  R.  SONYEL, “Kıskaç Altında, Dış Güçlerin Türkiye’yi Bölme ve Yıpratma Çabaları (1923-2000)” ; D.S. MARGOLİOUTH, “Müslümanlığın Erken Gelişimi” ; EDWİN BLİSS, “Türkiye ve Ermeni Canavarlıkları” ; KAMURAN GÜRÜN, “Ermeni Dosyası”        

Leave a reply:

Your email address will not be published.