508 ) ESKİ İSTANBUL EVLERİ..

    

 Osmanlı’da ahşap mimari, kendine özgü bina biçimi, getirdiği yaşam tarzıyla hemen bütün Makedonya, Bulgaristan, Ege, Karadeniz ve Anadolu’da yaygındı. Çevreye göre, yer yer yapı malzemesinde farklılıklar görülürdü. İmparatorluğun başkenti ise, ahşap bir metropol idi.. 
 İstanbul’un profilini seyreden biri ; yeşillikle iç içe geçmiş ahşap şehrin ortasında yükselen, taş işçiliğinin harikası camileri, bedestenleri görünce büyülenirdi. 
 Şiddetli depremlere bile dayanan ahşap evler ; şöyle hafif bir rüzgar kıvılcımları savurduğunda mahalle mahalle yanıyorlardı. Komşuda yana evin kirişlerinden fırlayan kızgın çiviler, bir yangın bombası gibi etrafa yağar ve birkaç ev ötedeki hane halkını sokakta bırakırdı. Onun için Fatih’te yangın çıksa ; Aksaray, Dizdariye’dekiler derhal alarma geçerdi. Ahşap ev kolay yanardı, ama yangından mal kurtarılamasa da can kurtarmak kolaydı. Kimse yangında dört duvar arasında sıkışıp kalmazdı. Asıl taş binalar yanarken can kaybı olurdu. Haziran 1870’de çıkan Büyük Beyoğlu yangınında ahşap binalardan herkes kaçıp kurtulmuşken, taş ve tuğladan yapılan binalarda yüzden fazla can telef olmuştu.. Yangında aşırı soğukkanlı davranan ve majestelerinin görkemli elçilik binasının yanmayacağına inanan İngiltere Büyükelçisi de, binanın tutuştuğunu görünce canını zor kurtaranlardandı. 
 Bu yangından sonra Hükumet, Macaristan modeline göre bir itfaiye nizamnamesi hazırladı. Kurulan örgütün başına da Macaristan’dan Kont Secheny getirtildi. Kont Secheny Paşa, İstanbul itfaiye kumandanı olarak, güzel kızı Vanda ile birlikte İstanbul’un renkli tiplerinden biriydi..

 

 Aslında 16. yüzyıldan beri her yangından sonra, mimarbaşı ve sadrazam yeni evlerin kargir olarak yapılmasını gözetirdi. Bu konuda çıkan sayısız emirname vardı. Ama dinleyen kim ?!.. Bunun başlıca nedeni, ahşap evin malzemesinin kolay taşınmasıydı. 
 İlk yapıldığında kırmızı, sarı aşı boyasıyla boyanan evler, güneşten, yağmurdan kararıp çürüyüp, yangında çıra gibi tutuşmaya hazır beklerlerdi. İstanbul yangınlarında bütün devlet örgütü sorumluluk yüklenir, mahallelerin tulumba takımları da gönüllü itfaiyecilik yapardı. 
 Ahşap evleri kargire çevirmek, Tanzimat dönemi yöneticilerinin başlıca uğraşlarından biriydi. Büyük Reşit Paşa, daha Londra elçiliğindeyken ; “nasıl becerilse de, taş yapı işçiliği ve ustalığı geliştirilse” sorunu üzerinde raporlar yazıp, Babıali’ye gönderiyordu. Avrupa’da inşaat ustası yetiştirilmesi bile düşünülmüştü. Açıkçası, kargir bina yapacak usta, hiç de sanıldığı kadar çok değildi. Bazı kamusal yapıların dışında, kargir konut yapacak kadar ne usta, ne malzeme, ne de yeterince para vardı toplumda.. Tuğla sözü İtalyanca “tegola”dan (kiremit) gelir, yabancı ve lüks bir maddeydi. O zaman her yerde tuğla ocakları yoktu. Kerpiçle kereste, sivil mimarinin başlıca iki malzemesiydi. Üstelik İstanbul’un dar sokaklarından kum ve taş yüklü araba geçirmek mümkün değildi. Ancak eşekle ahşap evin kerestesi, kiremiti taşınabilirdi. İstanbul’un nakliyeci esnafı, “eşekçi acemler” denen kalabalık İranlı gruptu. 

   

 19. yüzyılda hükumetin teşviki ve girişimi, toplumun bazı kesimlerinde artan servetin etkisiyle ; İstanbul, İzmir, Selanik gibi yerlerde kargir binalar artmaya başladı. 
 Çıkan yangınlardan sonra, hükumet, yeni yerleşim planları hazırlatıyor, yangın yeri haritaları yaptırıyordu. Ama boşuna … Para kıtlığı, yazışmalar, düzensizlikler derken ahşap yapılar gene yangın yerlerine doluyordu. Yöneticilerin bu gayreti sadece kundakçılık dedikodularının çıkmasına yarıyordu. Birinci Dünya Savaşı öncesindeki Fatih Yangınını hükumetin kundakladığı ; Edirne yangınını, gayretli çalışması ve imar faaliyeti bazılarını sinirlendiren belediye reisi Dilaver Bey’in kasten söndürtmediği gibi dedikodular kulaktan kulağa fısıldanıyordu..
 20 yüzyıldan itibaren büyük kargir tuğla binalar Beyoğlu’nda, Sirkeci’de, Gümüşsuyu’nda yükselmeye başladı.  İstanbul ve diğer kentler, yavaş yavaş kalfa eliyle betonlaştı..
 Betonlaşma kaçınılmaz bir gelişme ; ama bu süreç, akademik bir estetikle, sağlıklı kent planlamasıyla birlikte yürütülemedi..


İLBER ORTAYLI’nın “İstanbul’dan Sayfalar” adlı kitabından derlenmiştir..     

Leave a reply:

Your email address will not be published.