504 ) KARAGÖZ !…

    

Hakkında sütunlar dolusu şiirler, yazılar, kasideler yazılmış olan Karagöz, genel anlayışa aykırı olarak bir Türk kaynağından çıkmış değildir. Karagöz’ün Selahaddin -i Eyyubi vezirlerinden birinin karikatürü olduğuna değin söylentiler vardır.. 
Eski Çinliler ve Hintlilerce böyle bir oyunun bilindiği de söylenir. Bunların hiçbiri tam olarak saptanıp doğrulanmamıştır. Fakat doğruluğu kesin olan bir şey varsa o da Türklerden önce Arapların bu oyunu bildikleridir..
Arap toplumsal hayatından çıkarılan ve yıllarca o toplumu uğraştıran ve memnun eden bu oyunun adı “tayf-ı hayal” idi..
“Tayf-ı hayal”in tarihi belki daha eski zamanlara kadar çıkar. Fakat bilindiği kadarı ile 12. yüzyılda Araplar arasında bu oyunun ünü ve isteklileri vardır.
1202′de Muhyiddin-i Arabi şu satırları yazmıştı :
“Bu konuda belirtmek istediğim şeyin gerçeğini öğrenmek isteyenler hayal perdesine, oradaki resimlere ve o resimlerden söyleyene bakmalıdırlar. Küçük çocuklar bu perdenin olduğunu bilmezler. Onun karşısında neşelenirler, gülüşürler, oynarlar. Gerçek hayatta da birçok insan vardır ki, bu çocuklardan farksızdır..”

Arapların “tayf-ı hayal”i Türklerin Karagöz oyununun aynı değildir. Fakat Karagöz’ü ortaya çıkaran Şeyh Küşteri, Orhan Gazi zamanında “Diyar-ı Arap”tan Bursa’ya gelmiş, bu oyunu düzenleyip oynatmış, Orhan Gazi’den sonraki padişahlar dönemini de görerek 1366′da ölmüştü. Bu durum karşısında Şeyh Küşteri’nin Arap ülkelerinde tayf-ı hayal’i görüp Türk ülkesinde bunun benzerini meydana getirdiği anlaşılır. Şeyh Küşteri’nin Bursa’ya gelişinin daha sonra olduğu, Yıldırım Bayezid’in nedim, meddah, güldürücü ve taklitçilere ilgi gösterdiğini görerek Karagöz oyununu düzenlediği, ölümünün de 1400 yılına rastladığı hakkında bir iddia vardır..
Şeyh Küşteri’nin ölüm zamanı ne olursa olsun sorun orada değildir. Önemli olan nokta bu kişinin Karagöz oyununu kendinin mi bulduğu, yoksa başkasından mı aldığıdır. İncelendiği zaman görülür ki, zeki, anlayışlı ve yetenekli bir kişi olan Şeyh Küşteri, Arapların tayf-ı hayal’ini Türkçeye tam olarak aktarmamış, bazı önemli değişiklikler yaparak onun esaslarını almıştır. Giderek Arap toplumunda bulunan, oradan çıkarılan, Türk toplumu içinde bulunmayan tipleri terk etmiş, bizim hayatımızın ilgi çekici yerlerini ve kişilerini alıp Karagöz oyununa koymuş, bugünkü anlamıyla “tayf-ı hayal”i Türkçeye Ahmet Vefik Paşa eserleri düzeyinde bir güzellikle uyarlamıştır..



Arapların tayf-ı hayal’inde bizim Karagöz’e denk olarak oyunun temel direği durumunda, davranışları garip, biraz patavatsız, sözü ölçüsüz, yarı saf ve bu saflık altında alaycı, dokunaklı söz söyleyen bir tip, bunun karşısında da “Reis” diye adlandırılan, yol, yöntem ve görgü kurallarını bilen, “tayf-ı hayal”in hayatı tasvir ettiğini söyleyen çekici bir adam vardı ki, bu da bizim “Hacivat”tan başka biri değildir..
Bunların dışında Aşık vardır. Vaiz, Eczacı, Kan alıcı, Udcu, Üfürükçü, Arslancı, Filci, Kedici, Köpekçi, Ayıcı, Maymuncu ve başkaları da vardır. Horoz dövüştürülür, kadehler tokuşturulur, kasaplar hayvanları keserler, aşçılar yemek pişirirler, herkes toplanıp bedava yemek yer, çalgılar çalınır, içki içilir, Azrail gelir, Aşık ölür, cenazesi yıkanır, namazı kılınır, gömülür. Türlü türlü kişiler perdede görünür, tatlı, ciddi konuşmalar yapar, sohbet eder, şakalaşırlar..

Şeyh Küşteri bu oyunu uyarlarken Türk toplumu içinde bulunmayan Filci, Arslancı, Köpekçi, Kedici ve benzeri tipleri almamış, yerlerine başkalarını koymuş, bazen Arapçasından alınmış konuşmalarla, daha çok da kendi buluşlarıyla eserine canlılık, parlaklık vermiştir..
Karagözcülük, sanatın yol, yöntem ve kurallarıyla birlikte biraz müzik bilgisi, özellikle yaratma gücü, hazırcevaplık ve hoşsohbetlik gerektiren bir oyundur.. Karagöz oynatacak kişi için müzik bilgisi gereklidir. Çünkü oyunda çok yerlerde özel makamlardan ezgiler, türküler okumak vardır. Yaratıcı güç ve düşünce genişliğine ihtiyaç olması, Karagöz oyununun, belirli biçimler içinde oynatanın incelik ve becerikliliğine, nükteciliğine ihtiyaç duyan bir tuluat oyunu olmasından dolayıdır.
Karagöz oynatacak kişinin aynı zamanda eli çabuk ve becerikli olması gereklidir. Çünkü ilk sahnelerde çoğu kez perdede yalnız Karagöz ile Hacivat görünse de, bazı sahnelerde kişiler oldukça çoğaldığı için bunların tümünün değneklerini aynı zamanda iki elin parmaklarıyla tutup yönetmek önemli ve ince bir iştir..

Karagöz oynatmak eskiden özel bir meslek halini almıştı. Meddahlar, mukallidler (taklitçi) ve mudhikler (güldürücüler, komikler) gibi ayrıca bir de Karagözcüler esnafı meydana gelmişti.. Eskiden Karagöz oynatanlara şehbaz, hayalbaz, hayali gibi adlar verilmiş ve “hayali”, son zamanlara kadar kullanılmıştır…
Meddahlar gibi hayalbazlar içinde de epey ün kazananlar vardır. Yıldırım Bayezid’in sarayında nedim ve taklitçi olarak bulunan Meddah Kör Hasan aynı zamanda usta bir Karagözcü idi. Bunun torunlarından Bekçi Mehmet de yedi yaşında tahta çıkmış olan Dördüncü Mehmed zamanında (1648-1687) Karagözcülükte ün kazanmış ve padişah sarayına alınmıştır. 1659′da ölen Bekçi Mehmet’le soy kökü Kör Hasan arasında doğal olarak pek çok Karagözcüler gelmiş, ün ve para kazanmış, halk kahvehanelerinde, sultan saraylarında gösteri yapmışlardır..
Bekçi Mehmet’den sonra Karagözcüler içinde Şerbetçi Emin ve başka nice ünlüler vardır. Bir bölümü doğrudan doğruya Karagözcülükle ün kazanmış, bir bölümü de aynı zamanda meddahlık, mukallitlik, mudhiklik gibi sanatları yapmışlardır.. 

REFİK AHMET SEVENGİL’in “İstanbul Nasıl Eğleniyordu ?” kitabından derlenmiştir.. 

Leave a reply:

Your email address will not be published.