498 ) BABA OĞUL, İKİ OSMANLI PAŞASI…



Sultan Abdülmecid’in kızlarından Mediha Sultan’ın ilk eşi Necip Paşa’nın babası, Moralı Abdurrahman Sami Paşa, Osmanlı döneminin en ünlü vezirlerinden biriydi..
1792′de doğan Abdurrahman Sami Efendi uzun bir süre sonra Mısır’da Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın hizmetine girdi. 1848 yılında Osmanlı Devleti’nde çeşitli görevler aldı. Dokuz yıl sonra da Maarif-i Umumiye Nazırlığına getirildi. Böylece Osmanlı Devleti’nin ilk maarif nazırı oldu..
Mülkiye Mektebi onun döneminde açıldı. Rüştiye mekteplerine yeni bir düzen getiren Paşa, Orman Mektebini de açtı. O zamanlar “Darülfünun” denilen İstanbul Üniversitesi’nde ilk fizik ve kimya kürsülerini kurdu. 
Sami Paşa Mısır’dan İstanbul’a kalabalık ailesi ve maiyetiyle birlikte geldi. Eşi Adviye Rabia Hanım’ın Paşa’dan bir tek oğlu oldu : Suphi Paşa.. (Yukarıda) Ama Sami Paşa öyle tek bir kadınla oturacak bir erkek değildi !. Mısır hanedanından bir hanımın armağanı olan, Gülarayiş adında bir Çerkes cariye ile gizlice evlendi ve ondan yedi çocuğu oldu.. Bu çocuklardan biri, ünlü edebiyatçı Samipaşazade Sezai Bey’dir..
Sami Paşa bu iki hanımla da yetinmedi, bir üçüncüsünü aldı : Sümbülbeha Hanım. Ondan da dört çocuğu oldu.. İşte bunlardan biri de Necip Paşa idi..
Sami Paşa bu on iki çocuğun arasından ikisine büyük saygı duyardı, Suphi Paşa’yı ya da Necip Paşa’yı karşılarken ayağa kalkardı..
Paşa rahatına ve zevkine çok düşkündü. Kışları bütün ailesi ve yakınlarıyla birlikte oturmak için, Taşkasap’ta 60 odalı bir konak satın aldı. Mısır’dan, İran’dan, Hindistan’dan ve Avrupa’dan gelen dostları da aylarca bu konakta kalıyorlardı.. Konak saray gibiydi ve o zamanlar “Güzeller Sarayı” diye anılıyordu..Konaktaki bütün cariye ve halayıklar mutlaka en güzel kızlar arasından seçiliyordu. Hepsi ince, uzun boylu zarif kızlardı..
O dönemin en ünlü yazarları ve şairleri bu konakta Sami Paşa’nın çevresinde toplanıp saatlerce tartışıyorlardı. Konak sanki İstanbul’un yazarlar ve sanatçılar akademisi olmuştu..



Sami Paşa’nın büyük oğlu Suphi Bey 1818′de dünyaya geldi. O da babasıyla birlikte uzun bir süre Mısır’da yaşadı, 13 yaşında Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın özel kaleminde yer aldı, 20 yaşlarında albaylığa yükseldi.. 30 yaşında babasıyla birlikte geldiği İstanbul’da Maarif Nezareti Meclisi üyesi oldu. Babası Maarif Nazırı iken o da Evkaf Nazırlığına atandı. Baba oğul aynı kabinede çalıştılar..
Suphi Paşa Arapça, Rumca, Farsça ve Fransızca bilen ; hoşsohbet, iyi konuşmasını bilen bir insandı.. Paşa Evkaf Nazırı iken, Sultan Abdülaziz kendisinden Evkaf’ta çalışan iki memurun, uygunsuz davranışlarından dolayı azledilmesini istemişti. O da Sadrazam Ali Paşa’ya haber vermeden, memurları görevden aldı. Sadrazam bu konuda dışlanmış olmasını hazmedemedi ve Suphi Paşa’yı derhal bakanlıktan azletti.
Suphi Paşa aynı zamanda nümismatik meraklısıydı. Türkiye’nin ilk ve en zengin para koleksiyonunu oluşturdu. Ama o öldükten sonra bu koleksiyon dağıldı, satıldı, yabancı müzelere gitti..
 

Paşa’nın en büyük merakı ise arkeoloji idi. Arkeoloji Müzesi temelleri onun döneminde atıldı. 
Suphi Paşa üç kez maarif nazırlığı, iki kez maliye nazırlığı, beş kez de evkaf nazırlığı yaptı. Arkeoloji Müzesi Müdürü Alman doktor Dethier ölünce, Paşa, müze müdürlüğüne ilk kez bir Türk’ü atadı ve Osman Hamdi Bey müze müdürü oldu.. Daha sonra da Osman Hamdi Bey, Suphi Paşa’nın desteğiyle, o zamanlardaki adı “Sanayi-i Nefise Mektebi” olan Güzel Sanatlar Akademisi’nin de açılmasını sağladı..
Sonraları Marmara Üniversitesi’ne dönüşecek olan Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebi de yine onun döneminde, “Hamidiye Ticaret Mekteb-i Alisi” adıyla açıldı. Kabasakal ve Üskidar’da kız sanat okullarını açan da oydu. Kızı Hamiyet Hanım da o yıllarda “Kadın Esirgeme Derneği”ni kurdu..

Suphi Paşa, 1881 yılında Yıldız’da oluşturulan düzmece mahkemede Midhat Paşa’nın yargılanması olayında Sultan Abdülhamid’i kızdırdı. Mahkemenin “kukla” yargıçları idam kararı vermişlerdi. Sultan Abdülhamid ise bu kararı üst düzeyde bir kurula onaylattıktan sonra idam cezasını ömür boya hapse çevirecekti. Yurt içi ve yurt dışında herkes de, Padişah’ın ne adil ve haksever bir hükümdar olduğundan bahsedeceklerdi !..
Suphi Paşa, üst düzeydeki kurulda yer alıyordu ve çevrilen dolapların farkındaydı. Yıldız mahkemesinde yargı kurallarına uyulmadığını, ama üst kurulun da mahkeme kararını iptal etmeye yetkisi olmadığını belirtti. Kuruldan hiç “falsolu” ses beklemeyen Hünkar, Suphi Paşa’nın tutumunu hiç beğenmedi ve onu mimledi..
1877′de, İstinaf Mahkemesi Başkanı olan Suphi Paşa, bir davada Namık Kemal’i beraat ettirdiğinde de “kara listeye” girmişti zaten !..
Suphi Paşa 1886′da 68 yaşında öldü ; hem de hiç beklenilmeyen bir biçimde..
Bir gün Sultan Abdülhamid kendisini Yıldız Sarayı’na çağırdı ve, 
“Paşa Hazretleri” dedi, “bu devlete çok büyük hizmetleriniz oldu ; ama bir süredir hizmetlerinizden yararlanamadık. Oysa daha dinçsiniz maşallah. Size yeni bir görev vermeyi arzu ederdim..”

“- Siz nasıl uygun görüyorsanız öyle olsun Hünkarım. Ben bu devlete hizmetten hiçbir zaman kaçmadım..”

“Ben düşüneyim de size bilgi veririm..”

“-Hay hay Hünkarım..”

“Birer kahve içelim arzu ederseniz..”

“-Emredersiniz Hünkarım..”

Kahveler içildi.. Paşa kendini pek iyi hissetmiyordu. Bu görüşme kendisini çok heyecanlandırmıştı. Midesi de bulanıyordu. Konağına döndükten sonra başı döndü, kustu.. Bir saat sonra da bilincini yitirdi, komaya girdi ve öldü.. 
Paşa’nın bu beklenmedik ölümünün nedeni hiç anlaşılamadı.. Ama yıllar boyunca çeşitli yorumlar yapıldı..

Leave a reply:

Your email address will not be published.