487 ) OSMANLI’DA ERMENİ – MUSEVİ REKABETİ …

    

   18. yüzyılın sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nun başkentinde güçlü bir Ermeni Lobisi oluşmuş bulunuyordu. Nitekim 19. yüzyıla girerken İstanbul’da Ermeni Cemaatinde çoğunluğu esnaf oluşturuyordu. Orta sınıfın oluşmasına katkıda bulunan bu Ermeni esnafı, daha çok Kapalı Çarşı’daki Bedesten, Vezir Hanı ve Çuhacı Hanı çevresine yayılmıştı. Anadolu’nun çeşitli yerlerinden gelen Ermeniler arasında bilhassa Kayseri’den gelen tüccarlar önemli bir güç teşkil ediyordu..
   Osmanlı yönetimi başlangıçta, ülkedeki Musevi tüccarlara öncelik tanıyıp siyasal alanda onlardan yararlanırken, zamanla bu tercihlerini Ermenilerden yana kullandı ve Musevileri giderek devre dışı bıraktı. Bu durum İkinci Mahmud döneminde adeta doruk noktasına çıktı. Çünkü Yeniçeri sarraflığını (Ocak sarraflığı) elinde bulunduran Museviler ; Üçüncü Selim döneminde ve İkinci Mahmud’un saltanatının ilk zamanlarında el altından Nizam-ı Cedit’e karşı çıkmıştı. Ayrıca, Yeniçerilere karşı izlenen politikaların da başarısız olması yönünde gayret göstermişlerdi.. Çünkü Yeniçeri Ocağı‘nın kaldırılması Musevi sarrafların önemli bir gelir kaynağını kurutacak, hem de yeni ordu padişahın dinsel ve siyasal bakımdan güçlenmesine neden olacaktı. Bu durum ise padişahı daha otoriter bir siyaset izlemesi konusunda cesaretlendirecek, dahası Mutlakıyet rejimini pekiştirerek kalıcı bir yapıya kavuşturacaktı..
   Ermeni sermayedarlar ise, Nizam-ı Cedit’i destekledi ve ekonomik zeminde padişahların politikasından yana tavır aldı. Bu durum İkinci Mahmud tarafından ödüllendirildi. Ermeniler, başta Darphane olmak üzere birçok alanda önemli roller üstlendiler ve Mutlakıyet rejimine ekonomik destek sağladılar. Sonuçta, Osmanlı sosyal yaşamında Ermeni sarraflar ayrı bir konum ve etkinlik kazandı. Örneğin, vergiler daha çok mal olarak tahsil edildiğinden, Ermeni sarraf ve tüccarlar bu malların paraya tahvilinde önemli roller oynadılar.. Ayrıca kendilerini Saray’a empoze eden paşaları finanse ettiler.. İstanbul’da sayıları 80 ile 100 arasında oynayan Ermeni sarrafları, Saray sıkıntıya düştüğünde kesenin ağzını açarak, yardıma koştular..
   19. yüzyılın ortalarında ise valiler adeta sarraflardan bonservis almak zorunda kalmışlardı !.. Eğer bir sarraf, bir valiye kefil olmayı kabul etmezse, bu valinin yönetim katındaki prestiji sıfıra iniyor, görev alması zorlaşıyordu. Çünkü sarraflarla valilerin işbirliği devlet yapısı içinde büyük önem kazanmıştı. Paşaların kariyeri ile sarrafların oynadığı rol atbaşı gidiyordu..
   Ermenilerin Osmanlı yönetimi içindeki bu yükselişine karşın Museviler ticari, sınai, kültürel ve siyasal alanda adeta felce uğradılar. Bu düşüşün sonucu Musevilerden boşalan makamlar Ermeniler tarafından ele geçirildi. Böylece ortaya, giderek ivme kazanan bir Ermeni-Musevi rekabeti çıktı ve bu rekabet 1820’lerde en yoğun dönemini yaşadı.Rekabetin en şiddetli sahneleri ise Saray çevresinde cereyan etti..

   Dönemin önde gelen Musevi sarrafları Yeşeya Aciman, Çelebi Behor Karmona ve Yeheskel Gabay’dı.. Bunlar aynı zamanda Yeniçerilerin Ocak sarraflarıydı. Mevcut düzenin korunmasından yanaydılar. Bu yüzden el altından padişahın uyguladığı siyasetleri sabote ediyorlardı. Bununla beraber, Saray Sarrafbaşısı da Yeheskel Gabay idi !.. 
   Aynı dönemde İstanbul’daki Musevi Cemaatinin liderliğini Çelebi Behor Karmona yapıyordu. Anadolu-Avrupa arasında şap ticareti yaparak zengin olmuştu. Yeniçeri Ocak sarraflığı da yapıyor ve devletin mali yönetiminde rol oynuyordu..
   Musevi Gabay ve Karmona’nın bu güçlü pozisyonuna karşılık ; Ermeni Düzyan Ailesi de Darphane yönetimini elinde bulunduruyordu. Divrik’ten gelip 1600 yılından beri İstanbul’da yerleşmiş olan Düzyanlar, kuyumculukla uğraşıyordu..

     

   Düzyan Ailesi baştan itibaren Saray ile ilişki kurup bunu sürdürmüştü. Üçüncü Mustafa zamanında Musevi Yako Bonfil Efendi Darphane Amirliğinden alındı ve yerine Düzyan Ailesinden Mikail Çelebi (üstte solda) tayin edildi. Bu arada Balti adlı bir Musevi’nin hücumuna maruz kaldı ve görevinden uzaklaştırıldı, sonra tekrar aynı göreve tayin edildi. Daha sonra yerine Mikail’in en büyük oğlu olan Ohannes Düzyan geçti. Onun 63 yaşında ölmesiyle, bu makama, Sarkis Düzyan tayin edildi. Böylece Darphane yönetimi adeta babadan oğula geçen bir şekilde, Gregoryen Ermenilerin egemenliğinde kaldı..
   Fakat bu aile ile mezhep ayrılığındaki Ermeniler ve Museviler arasındaki rekabet de giderek tırmanıyor, yoğunlaşıyordu.. 
   Darphane Kuyumcubaşılığına getirilen Kirkor ve ağabeyi Sarkis Düzyan’ın maslahatgüzarlığını yapan Kazez Artin Bezciyan’ın (üstte sağda) amacı Düzyan Ailesini Sarayın gözünden düşürerek Darphane yönetimini ele geçirmekti. Artin, bugünkü durumuna Ohannes Düzyan Efendi tarafından kollanarak gelmişti ama şimdi Düzyanların hasmı olan Museviler, Karmona ve Gabay ile sıkı dostluk kuruyordu.. Böylece Museviler ile Düzyan Ailesini çatıştırıp, kendisine mevki sağlamayı amaçlamıştı. 
   Bu arada Sarayda önemli bir pozisyonda bulunan Halet Efendi Paris’te Orta Elçi iken Sarkis Düzyan’dan aldığı borcu geri ödememişti. O da bu borçtan kurtulmak amacıyla Sarkis Efendi’nin ortadan kaldırılmasını hedefliyordu.. 

   Eskiden beri Darphanede şöyle bir sistem uygulanıyordu : Darphane Amirinin emriyle bir miktar altın büyük sarraflara veriliyor, sarraflar da bunu piyasada işletiyorlardı. Bu durum Darphane Amiri ile maslahatgüzarı arasında bir sır olarak kalıyor ve böylece, bir gelenek gibi, sürüp gidiyordu.. Fakat bu kez, maslahatgüzar Artin Bezciyan durumu, Karmona ile Gabay’a, bir yolsuzluk olayıymış gibi bildiriyor, onlar da Saraya iletiyorlardı. Bunun üzerine Sultan II. Mahmud, İbrahim Sanem adlı, güvendiği bir adamı Darphane hesaplarını kontrol etmekle görevlendiriyordu. Yapılan denetim sırasında hesaplarda açık olduğu ortaya çıkıyordu..
   Darphane Nazırı Abdurrahman Efendi, Düzyanlara güveniyor ve kolluyordu ama yine de, Kirkor ve Sarkis Çelebiler 27 Ağustos 1819 günü Darphaneye hapsedildiler. 2 Ekim 1819 günü, sanki Padişahın huzuruna çıkarılacaklarmış gibi buradan alındılar ve Bab-ı Hümayun kapısında başları kesilerek öldürüldüler.. Aynı gün, Kuruçeşme ve Yeniköy’de, diğer iki kardeş, Mikael ile Mıgırdiç, köşklerinin pencerelerinden atılarak cezalandırıldılar !.. 
   Böylece boşalan Darphane Amirliğine Artin Kazez Bezciyan tayin edildi.. 
   Fakat Museviler ile Ermeniler arasındaki rekabet devam ediyordu. Nitekim Yeheskel Gabay, Kazez’in görevden alınıp Rodos’a sürülmesini sağladı. Fakat, yolsuzluk suçlamasıyla sürülen Kazez, bir süre sonra İstanbul’a dönmeyi başardı ! Bu sırada, Darphane Amiri, bir başka Ermeni olan (ama bu defa Katolik) Boğos Bilekçi olmuştu..
   Kazez’in kısa zamanda İstanbul’a geri dönüşünde, para sayesinde elde ettiği siyasal güç rol oynamıştı. Bu siyasal güç, Türk-Rus Savaşından sonra, savaş tazminatını devlet ödeyemediğinde elde edilmişti. Kazez bu tazminatı ödeyerek hem Ermeni Cemaatine büyük bir prestij sağlıyor, hem de Padişah tarafından “Tasvir-i Hümayun” Nişanıyla taltif ediliyordu..



   Kazez’in İstanbul’a gelip, Padişahın gözüne yeniden girmesinden ve prestijinin yeniden yükselmesinden bir süre sonra, Akka‘da kanlı bir olay cereyan etti. Bu olayda, Cezzar Ahmed Paşa‘nın sarrafı Hayim Farhi (üstte), Vali Abdullah Paşa tarafından idam edilerek öldürüldü. Hayim Farhi’nin kardeşleri, İstanbul’daki Musevi Cemaati lideri Behor Karmona’dan yardım istediler. O da, Padişaha haber vermeden, Şeyhülislamdan aldığı fetva ile Vali Abdullah Paşa’nın idam edilmesini sağladı !..
   Olay, ancak infazdan sonra Babıali’de duyulunca, Sultan Mahmud Karmona’yı sert bir dille azarladı. Artin Kazez beklediği fırsatı kaçırmadı ve Padişahı Karmona aleyhinde kışkırttı. Onun, uzun zamandır Sultan’a haber vermeden gücünü ve yetkilerini kullandığını söyledi.. 
   Hem Yeniçeri Ocağı sarraflığı yaptığı için, hem de bu son kışkırtmaların sonucunda Sultan Mahmud, Çelebi Behor Karmona’nın öldürülmesini emretti. Bir Cuma akşamı, Karmona Ailesi Şabat sofrasında otururken cellatlar geldi ; Çelebi Behor’u öldürdü ve cesedini evinin önünde bırakıp gittiler !.. 
   Karmona’nın öldürülmesi olayı hem Osmanlı hem de Avrupa Musevi Cemaatlerinde çok büyük bir şaşkınlık, üzüntü ve yasa neden oldu. Asırlardır ilk kez, İstanbul’daki bir Musevi Cemaat lideri devlet tarafından katlediliyordu. Dahası, bu olaydan bir süre önce de Filistin Musevi Cemaat lideri Hayim Farhi öldürülmüştü..
   Aynı yıl, 1826’da, Yeheskel Gabay, büyük servetini yasa dışı yollardan edindiği ve Yeniçeri Ocağı’nın lağvedilmesi sırasında bu birliklere para yardımı yaptığı gerekçesi ile Antalya’ya sürüldü. Daha sonra da burada idam edildi..
   Maliye teşkilatında yüksek bir görevde bulunan Yeşeya Aciman ise, Behor Karmona’dan önce idam edildi. İdamına, Ocak sarraflığı sırasında yaptığı işlerden suçlanması neden oldu..
   Bütün bunların sonucunda, Osmanlı egemenliği altındaki diğer Musevi Cemaatleri büyük bir bunalıma düştüler. Şaşkın, çaresiz ve atıl kaldılar.. Musevi önderlerden boşalan koltuk ve işlere Ermeniler geldi ve siyasal durumlarını daha da güçlendirmek amacıyla Musevileri daha büyük bir baskı altına aldılar, yönetimden uzaklaştırdılar..

MURAT ÇULCU’nun “Marjinal Tarih Tezleri” adlı kitabından derlenmiştir..
    
  

Leave a reply:

Your email address will not be published.