476 ) “BÜYÜK SAVAŞ”A GİRİŞ SÖZLEŞMESİ !..

 Birinci Dünya Savaşı arifesinde Almanya ile imzalanan ittifak anlaşması ile ilgili olarak, Cemal Paşa anılarında şunları yazar :
“Alman-Türk ittifakı,şimdiye kadar herkesin zannettiği gibi Umumi Harp sırasında düzenlenmedi. Her ne kadar imza meselesi 1914 yılının 2 Ağustos’unda gerçekleştiyse de, müzakerelere savaştan önce başlanmıştı.. Ben, görüşmelere ne zaman ve kimin girişimiyle başlanmış olduğunu anlaşmanın imzalandığı güne kadar bilmiyordum. 1914 Temmuz’unda Fransa’dan döndüğüm günlerden birinde idi, Talat Bey bana demişti ki : ‘Paşa, Almanya bize şu veya bu şartlar içinde bir ittifak teklif etse ne dersin ?. Kabul eder misin ?. İşte, gönlündeki Fransa’dan hayır yok ; Fransa olmadığına göre Almanya’yı reddeder misin ?.’  Hemen cevap verdim : ‘Türkiye’yi tek başına bir durumdan kurtaracak olan böyle bir ittifakı derhal kabul ederim..’
   “23 Temmuz günü, milli bayram nedeniyle Levent Çiftliği’nde yapılan büyük geçit töreninde Alman Büyükelçisi Baron von Wangenheim yanıma yaklaşarak, ‘Nasıl, Cemal Paşa ! Çok kısa bir zamanda Alman subaylarının yaratmayı başardıkları harikaya benzer sonuçları gördünüz mü ? İşte size bir Türk ordusu ki, dünyanın en muazzam ordularından ayırt edilmeyecek bir görünüşe sahip. Bütün Alman subayları Türk erlerindeki manevi kuvvetin her türlü tahminin üstünde olduğunu onaylamakta aynı fikirdeler. Böyle bir orduya sahip olan bir devletin müttefiki olmak en büyük başarılardan sayılabilir..’
“Milletim ve ordusu hakkındaki takdirlerinden dolayı elçiye teşekkür ettim. Bu sırada, Alman-Türk ittifakına dair görüşmelerden zerre kadar haberim yoktu !.. Birkaç gün sonra, sanırım Cuma idi, akşam üzeri Şişli’deki evimin önünde otomobile binmek üzere iken Osmanbey Gazinosu’nun köşesinden Enver Paşa’nın konağına giden caddeye sapan bir otomobil içinde Enver, Talat ve Halil Paşaları gördüm. Otomobil Maslak tarafından geliyordu. Bunların bu vakitte nereden geldiklerini düşündüm..
Sadrazam Paşa’nın Yeniköy’deki yalısından başka bir yerden gelemezlerdi. Arkadaşların benden gizli bazı görüşmelere teşebbüsleri olduğuna dair içime bir kuşku düştü. O zamana kadar hiç böyle bir şüphe doğurabilecek bir olay karşısında kalmamıştım. Gideceğim yere gidip döndükten sonra Enver Paşa’ya telefon ettim, geç vakit nereden geldiklerini sordum. Biraz vakit geçirmek için Sadrazam Paşa’ya uğradığını ve orada Halil ve Talat Paşalara rastlayarak birlikte döndüklerini söyledi. Fakat cevabın söyleniş şeklinden, uydurma olduğu kanaatine vardım. Şüphelerim daha da arttı. Ertesi gün Bahriye Nezareti’nde bulunuyordum. Sadrazam Paşa’nın Yeniköy’deki yalısında bir Vükela Encümeni toplandığından, oraya gelmemi rica ettiklerini yaverim haber verdi. Hemen otomobile binerek Şişli-Zincirkuyu- İstinye yolu ile hareket ettim. Ayazağa Köşkü civarında bulunduğum sırada o kadar şiddetli bir yağmura tutuldum ki, rüzgarın ve yağmurun şiddetinden otomobil ile ilerlemenin imkanı kalmamıştı. Tekrar Bahriye Nezaretine dönerek istimbot ile Yeniköy’e gittim. Sadrazam Paşa’nın yanına girer girmez, ‘Nerede kaldınız Cemal Paşa ? Arkadaşlar beklediler, daha şimdi gittiler. Otomobille hareket ettiğinizi Nezaretten haber verdikleri için, yolda bir kazaya uğradığınızdan bile korktuk. Her neyse, madem geldiniz artık merak edilecek bir şey kalmadı demektir. Şimdi size çok memnun kalacağınız bir haber vereceğim. Bakalım ne olduğunu keşfedebilecek misiniz ?’ dedi. Biraz düşündüm. Tabii, bir şey keşfedemedimse de şimdiye kadar gizlenmiş olan sırlara vakıf olduğumdan, anladım.. ‘Geçen gün ben yokken Enver, Talat ve Halil Paşalar ile kararlaştırılmış bir şey olsa gerek. Fakat ne olduğunu tahmin edemiyorum’ dedim.. ‘Alman Hükumeti bize ittifak teklif etti. Biz de bunu memleket yararına uygun gördüğümüzden, bugün ittifaknameyi Elçi Wangenheim ile beraber imzaladık. Nasıl, memnun oldunuz mu ?’ dedi..

“Hiç hazırlanmadığım bu haber karşısında şaşırıp kalmıştım. ‘Şartları ülke yararlarına uygunsa, memnuniyet verici bir siyasi olay olabilir’ dedim. 
‘Karşılıklı eşit hukuk şartlarına dayanan ve her iki tarafın yararlarına kefil olan, şimdiye kadar hiçbir Osmanlı hükumetinin başaramadığı bir anlaşma’ dedi. Sonra, çalışma odasına geçtik. Kilitli bir gözden, birkaç maddeden ibaret anlaşmayı çıkardı. Okudum, iki bağımsız devlet arasında eşit hukuk şartlarına dayalı çok güzel bir anlaşma olduğunu gördüm. 
‘Ya Avusturya ?’ dedim.
‘Almanya ile imzaladığımız anlaşma maddelerini kendi hükumetinin aynen kabul etmiş olduğuna dair Elçi Pallavicini de, sizin gelişinizden yarım saat önce ; bir mektup getirdi. İşte mektup..’ diyerek onu da gösterdi. 
  “Oldukça uzun bir görüşmeye muhtaç olan bu girişimi şimdiye kadar neden sakladıklarını sormadan edemedim. Bu işi bizzat kendisi idare ettiğini ve kesinleşene kadar diğer arkadaşlara da hiçbir şey açmadığını ve onların da ancak bugün haberdar olduklarını ima ederek ilave etti : 
‘Hatta Cavit Bey’in hala haberi yoktur. Onu da davet ettim, şimdi yoldadır.. Bir araya gelince ona da, diğer arkadaşlara ve size olduğu gibi, anlaşmayı göstereceğim.’
“Bütün bakanların haberleri olup olmadığını sordum. Bakanlar içinde bu girişimin büyüklüğünden ürkerek, bu önemli devlet sırrının vaktinden önce duyulmasına neden olabilecek kimseler olduğundan, hepsine haber vermediğini ; yalnızca Şeyhülislam ile Halil, Talat, Cavit Beyler, Enver Paşa ve benim bildiğimi söyledi..
‘Cenabı Hak memleket hakkında yararlı sonuçla etsin. Elhayr-ı fi muvakka’ dedim. Başka bir şey ilave etmedim..”



Şevket Süreyya Aydemir ise, “Enver Paşa” adlı eserinin ikinci cildinde bu olayı şöyle değerlendiriyor : 
“İttifak antlaşması, 2 Ağustos 1914 gecesi, Boğaziçi’nde, Mısırlı Sadrazam Said Halim Paşa’nın yalısında imza edildi. Almanya’nın İstanbul’daki elçisi Baron von Wagenheim yalıya gelmişti ve sadrazamla baş başa konuşmalarının konusu hep bu ittifak idi..  Yalıda Dahiliye Nazırı Talat Bey, Harbiye Nazırı Enver Paşa ve Meclis Başkanı Halil Bey vardı. İttifak belgesi, Sadrazamla Alman Sefiri arasında imzalandı. İmzadan önce bu arkadaşları ile görüşmelerinde Sadrazam, hiçbir itirazla ve ihtiyat kaydı ile karşılaşmadı. Hatta Halil Bey, Alman sefirini diğer bir odada bekletmenin ayıp olduğunu, sefirin sinirlenmekte olduğunu ve artık imzayı basıp işin bitirilmesi gerektiğini ısrarla söyleyip durdu !. Enver Paşa zaten sonuçtan emindi. Talat Bey uysaldı, ne olacaksa olmasını bekleyen bir hava içindeydi. Her neyse,antlaşma nihayet imzalandı. Böylece Türkiye, Almanya’nın safına katılmış oldu !..”



Türk-Alman İttifakı sekiz maddedir. Metni aşağıdaki gibidir :

TÜRK-ALMAN İTTİFAK ANTLAŞMASI

İstanbul-Tarabya, 2 Ağustos 1914

1- Karşılıklı taraflar, Avusturya-Macaristan ile Sırbistan arasında çıkması tahmin edilen anlaşmazlığa karşı kesin tarafsızlığını korumaya devam edecektir.

2- Rusya, Avusturya-Macaristan aleyhine fiili askeri önlemler alıp müdahalede bulunursa ve böylece Almanya’nın da savaşa girmesini zorunlu kılarsa, bu husus Türkiye’nin de savaşa katılması için sebep oluşturacaktır.

3- Savaş sırasında Almanya, ıslah heyetini Türkiye emrinde sürekli kılacaktır. Buna karşılık Türkiye bu heyete, Harbiye Nazırı Hazretleri ile Islah Heyeti Başkanı Hazretleri arasında kararlaştırılacak esaslara uygun olarak, ordunun yönetimi konusunda yetki paylaşımı sağlayacaktır.

4- Tehdit edilecek Osmanlı topraklarını Almanya gerekirse silahla savunmayı taahhüt eder. 

5- Her iki imparatorluğu hazırdaki ve doğabilecek anlaşmazlıklara karşı koruma amacıyla düzenlenen bu sözleşmenin, aşağıda isimleri yazılı delegeler tarafından imzalanmasından sonra, 31 Aralık 1918 tarihine kadar hükmü devam edecektir.

6- Yukarıda tayin edilmiş olan tarihten altı ay evvel taraflarca bir ihbar olmadıkça, antlaşma hükümleri yeniden beş yıl geçerli olacaktır. 

7- Bu antlaşma haşmetli Almanya İmparatoru ve Prusya Kralı Hazretleri ile Osmanlı İmparatoru Hazretleri tarafından onaylanacak ve onaylı nüshalar imza tarihinden sonra bir ay içinde taraflarca birbirlerine iade edilecektir.

8- Bu antlaşma gizli tutulacak ve ancak taraflar arasında kararlaştırıldıktan sonra yayınlanacaktır…tasdiken..

Baron von WANGENHEIM                                SAID HALIM

   Bu ittifak antlaşması Kabineye ancak 4 Teşrinievvel 1330 (17 Ekim 1914) tarihinde getirildi. Ve aşağıda isimleri bulunan nazırlar tarafından kabul olundu :

Sadrazam : Prens Said Halim Paşa
Şeyhülislam ve Evkafı Hümayun Nazırı : Hayri Efendi
Harbiye Nazırı : Enver Paşa
Dahiliye Nazırı : Talat Bey
Adliye ve Şurayı Devlet Reisi : İbrahim Bey
Bahriye Nazırı : Cemal Paşa
Maliye Nazırı : Cavid Bey
Nafia Nazırı : Çürüksulu Mahmut Paşa
Ticaret ve Ziraat Nazırı : Süleyman Elbistani Bey
Posta Telgraf Nazırı : Oskan Efendi
Maarif Nazırı : Şükrü Bey       

“Alman-Türk İttifakı Antlaşması işte budur.. Bu antlaşmanın imzalı orijinal metni, Türk Hariciyesinde ortaya konulamamıştır. Savaştan sonra oluşturulup Türk savaş suçlularını sorgulayan, fakat yetkileri şekilden ibaret kalan parlamento komisyonunda, bu imzanın tanık ve destekçilerinden olan Halil Bey’e antlaşmanın aslının ne olduğu sorulduğunda, alaycı bir şekilde bilmediğini söyleyip ‘herhalde Hariciye Nezaretinde olacaktır’ gibi sudan bir cevapla sorguyu savuşturmuştu.. 
   Özetle, antlaşmanın devlet arşivimizde aslı mevcut değildir !..
   Metnin orijinali, Bonn’da (Şu anda Berlin’de) Alman Dışişleri Bakanlığı Arşivi’nde bulunmaktadır. (AUSWARTIGES AMT, POLITISCHES, ARCHIV, DEUTSCHLAND 128, NO.5, Bd.4)

   Şevket Süreyya Aydemir “Enver Paşa” adlı eserinin 2.cildinde, eline geçen bir de defterden bahseder. Maliye Nazırı Cavid Bey’in kendi el yazısıyla yazdığı bu not defterinde, konu ile ilgili şunlar yazılmıştır..

“10 Temmuz (23 Temmuz) Pazar :
“Bugün Sadrazamın konağına gittim. Sadrazam acele bir şeyler yazıyordu. Enver, Talat ve Halil oradaydılar. Durumda bir fevkaladelik hissettim. Talat’a sebebini sordum, ‘yemin ettik’ diyerek söylemedi. Hayret ettim. Derhal kendisine, ‘yoksa Almanya ile ittifak mı ediyorsunuz ?’ diye sordum. 
“Biraz sonra Sadrazamın yanına girdik. Kimseye açıklama yapmayacağımıza dair yemin ettik. (…) Bunun üzerine Sadrazam bir kağıt okudu. Bu, Almanya ile Osmanlı Hükumeti arasında bir ittifak sözleşmesi idi. Tam şaşkınlık içinde dinledim (…) 
“Bunu okuduktan sonra benim fikrimi sordular. Ben o kadar şaşırmıştım ki cevap vermedim ve kararsız olduğumu, bu kadar önemli bir meseleye, bu kadar çabuk karar veremeyeceğimi söyledim. Diğer arkadaşlarda ise, sevinç ve hayret vardı !. Bir büyük devlet ile ittifak ediyormuşuz !..
“Sadrazamın yanında münakaşayı uzatmadım. Antlaşmanın Enver, Talat ve Halil arasında 4-5 gündür bilindiği ve birkaç gece, beni ve Cemal’i haberdar etmeksizin Yeniköy’deki yalıda toplanıp görüştükleri halde bizi uzakta bırakmaları fevkalade canımı sıktı. Durum nazik olmasa, derhal bir istifa ile cevap verecektim (..) “

   Defterde bir şey daha yazmaktadır.. Sonraki akşam Talat Bey ile birlikte Enver Paşa’ya giderlerken, Talat Bey bu durumla ilgili olarak Cavid Bey’e, “Ne yapalım, bu iş oldu bitti. Sadrazam imza etti.. Mukadderat !” der.
   Talat Bey’in bütün bu olup bitenleri anlatmak için bulabildiği tek kelime, “mukadderat”tır, yani “Allah’ın takdiri” !.. Bu, hazin bir görüştür. Ve devletin mukadderata bağlanan kaderi, hazin bir kaderdir. Ama ne var ki, Osmanlı İmparatorluğu, varlığının sonuna, işte bu görüşle sürüklendi !..


    








       

Leave a reply:

Your email address will not be published.