472 ) AZERBAYCAN’IN DÜŞÜŞÜ !..

Merkezi Baku olarak kurulmuş bulunan Azerbaycan Cumhuriyeti, “Müsavat 
Partisi” nin elinde idi. Yeğenim Nuri Paşa Dağıstan’ı, Kuzey Kafkasya’daki Denikin kuvvetlerine karşı savunuyordu. Ben de Karabağ Vilayeti milis teşkilatını kurarak Ermenistan’a karşı savunma savaşlarına girdim..
 

  Müsavat Hükumetinin bu sırada orada bulunan İngiliz heyetine karşı olan fazla iltifatkar ve gereksiz tutumu dikkatimi çekmeye başladı. Buna sıkılmaya başlamıştım. Anadolu’da biz, İngilizlerle boğazlaşacaktık. Nitekim Ruslar da aynı nokta üzerinde hassasiyetle duruyorlardı..
  Rusya Hariciye Komiseri Çiçerin, Rusya trenlerinin ve fabrikalarının ihtiyacı olan mazotun esirgenmemesini yazılı olarak defalarca rica etmiş, fakat Müsavat Hükumeti, Çiçerin’in bu ricalarına aldırmıyormuş..
  Durumdan haberim olunca, hemen bir yakınımı hükumet yetkililerine göndererek Rusların şiddetle muhtaç oldukları mazotu derhal vermelerini, bunun için bir ters durum çıkarmamalarını istedim. Ne var ki Müsavat Hükumeti benim bu tavsiyelerimi dinlemediği gibi İngiliz murahhas heyetlerine olan ziyafetleri de artırmaya başlamışlar..
  Türkiye, İngilizlerin idaresindeki Yunan Ordusu ile Anadolu’da savaşırken Baku Müsavat Hükumetinin İngilizlere gösterdiği bu aşırı iltifat Azerbaycan halkı arasında geniş tepkiler uyandırmaya başlamıştı. Halk arasında İngiliz düşmanlığı arttıkça Rusların “kurtarıcı-yardımcı” propagandaları çoğalmaya başladı. Baku’da artık her şey açıktan açığa konuşuluyordu ve orada 20 bin Rus işçisi vardı.. Öteden beri Baku petrol kuyularında çalışan, çoğunluğu teşkil eden Rus ve İranlı işçiler uzun süre önce, gizlice, Komünist Parti’ye üye olmuşlar.. Azeri gençler arasında da komünizm oldukça yaygın hale gelmiş. Hükumet buna karşı liderleri tutukluyor fakat örgütün büyümesine de engel olamıyordu..  
   Normal ilişkiler içinde mazot alamayacağını anlayan Ruslar, Kafkasya kuzeyine askeri kuvvetler yığmaya başladılar ki bu haberler Azerbaycan’da her gün abartılı bir şekilde yayılıyordu.   Azerbaycan’daki komünist teşkilat içinde Azeri gençlerden başka, orada yerleşmiş bulunan Türkiyeli bazı gençlerle, Türk ordusundan ayrılmış subaylar da vardı. 
  Bir gün komünist örgüt liderlerinden Erkanı Harp Binbaşı Baha Sait bana geldi ve özel olarak görüşmek istediğini bildirdi. Kendisinden, çekinmeden konuşmasını istedim. Bir girişe gerek duymadan şunları söyledi :
   
“Paşam,Kuzey Kafkasya’da toplanan Kızıl Ordu, bir düşman gibi değil, bir dost olarak Azerbaycan’a gelecektir. Bunun en büyük kanıtı da şudur ki siz, Kuzey Kafkasya’ya geçerseniz bu ordunun kumandası size verilecektir. Yüksek merkezin aldığı karar bu şekildedir..”
  Bu sırada Danikin kuvvetleri imha edilmiş ve Nuri Paşa (yanda altta) Kızıl Orduya karşı savunmaya geçmişti. Baku ve civarındaki komünist teşkilatlar gibi Dağıstan’da da bir yayılma başlamış bulunuyordu. Bu durumda Nuri Paşa kuvvetlerinin bu savunmaya devam etmeleri abesti.. Fakat Nuri Paşa ısrarla dayanıyordu..
   Bir gece Baha Sait bu defa yanında Dağıstanlı komünist Celal Korkmazov olduğu halde evime geldiler. Korkmazov oldukça saygılı, şunları söyledi :
“Paşam, yeğeniniz Nuri Paşa sonucu olmayan bir direnme içindedir. Elindeki kuvvetlerin insiyatifini kaybetmek üzeredir ki daha fazla dayanırsa kendisi katledilerek ortadan kaldırılacaktır. Bu duruma lütfen müdahale buyurunuz..”
   Biraz zaman tanımalarını isteyerek ertesi gün Dağıstan’ın merkezi Kasımkent’e gittim. Nuri ile konuşarak onu ikna ettim. Dağıstan idaresini dağlı komutanlara bırakarak dönmeye karar verdik. Biz atlarımıza binip ilerlerken, haber şehirde duyulmuştu. Bir kısım halk bizi uğurlarken “Bizi bırakıp gitmeyin” diye bağırıyor, bir kısım halk da kızıl bayrak çekiyordu..

    İhtilal sonrası Rusya’nın dağınık halinden yararlanan Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan halkları bağımsızlıklarını ilan etmişler, İngiltere bu cumhuriyetleri hemen tanıyınca, buralardaki halk arasında İngilizlere karşı bir sempati doğmuştu. Bu genç devletler Çarlık Rusya’sından kurtulmuş olmanın sevincini yaşarlarken bu defa Lenin Rusya’sından çekinir hale gelmişlerdi. Hiçbirisinin başında yetişmiş ve olgun bir devlet adamı da yoktu. Bir taraftan İngilizleri kırmamaya, bir taraftan da yeni Rusya’yı hoşnut etmeye çalışıyorlar fakat bunda başarılı olamadıkları gibi içlerinde de çiftçi sınıfını memnun edemiyorlardı. Büyük arazi sahipleri bir derebeylik hayatı yaşarken işçi ve köylü sefildi. İşte bu korkunç sınıf farkı Bolşeviklerin ekmeğine yağ sürüyordu. Kendi hükumetlerinden bekledikleri şefkati göremeyen işçi ve köylü sınıfı, Bolşevik Rusya’nın vaat ettikleri karşısında gözleri kamaşmış bir hale geliyordu..
   Azerbaycanlılar kendi ülkelerini yönetememenin acısını çekerlerken yürekten bağlı oldukları Türkiye’yi kendilerine yardıma koşacak bir kurtarıcı olarak bekliyorlardı. 
   Bu sırada Türkiye, İngilizlerin ileriye sürdükleri ve perde arkasından yönettikleri Yunan ordusu ile ve diğer ülkelerle bir ölüm kalım savaşına giriyordu. Azeri ordusunun yetiştirilmesi için Kazım Karabekir’den birkaç Türk subayının gönderilmesini istemiştim ama bir tek subayın bile gönderilemeyeceği yanıtını aldım.    Azerbaycan halkı Türkiye ile beraber olmak isterken bir kısım aydınlar tek başına yaşamayı düşünmekteydi. Bir kısım aydın grubu ise Türkiye ile değil, İran Azerbaycanı ile birleşerek büyük bir Azerbaycan devleti kurmayı hayal ediyordu. 
  Ben ise, Azerbaycan’ın imkan dahilinde takviye edilerek Rusya’ya ve Ermenistan’a karşı kendini savunacak bir hale gelmesine taraftardım..
   Bunu planladığım bir sırada Kazım Karabekir Paşa’dan bir şifre aldım : 
“Sovyet Rusya ile doğrudan doğruya temas edebilmek Türkiye için hayati önem taşımaktadır. Sizin, Enver ve Nuri Paşaların şimdi başta gelen vazifeleriniz, Sovyet yönetimini Türk sınırlarına kadar ulaştırmak olmalıdır. Bu yolda yürünmesi lazımdır, aksi taktirde hareket edilecek olursa, bu, başkalarının da işine yarayacaktır..”
  Tabii ki bu acı talimatı kabul etmek benim için imkansızdı. Sovyet sınırını Türkiye’ye kadar ulaştırmak, açıkça Azerbaycan’ı Ruslara teslim etmek demek oluyordu. Bağımsızlığı ve geleceği için emek sarf ettiğimiz bu ülkeyi Rusların idaresi altında bırakmayı, bir vatan parçası saydığım Azerbaycan’a ihanet sayardım. Bu benim ve öteki Türk paşalarının madden ve manen intiharından başka bir şey olmazdı. Üstelik Anadolu’da bağımsızlık için savaşılırken !..
   Ne yazık ki Ruslara istedikleri petrolü vermeyerek zorla almaya sevk eden Baku Hükumeti bir emrivaki ile Rus ordularını başkent üzerine yürümeye ve Azerbaycan’ı işgale sevk edecektir !..
   Bir gün, Müsavat Hükumeti Başkanı Nassibeyli, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Reşit Kaplanov, Müsavat Partisi Başkanı Mehmet Emin Resulzade ve diğer bazı bakanlarla Başbakanlıkta bir toplantı yaptık. Bu toplantıda benim hemen özel bir trenle Kuzey Kafkasya’ya giderek toplandığı söylenen Sovyet orduları ile temas etmeme karar verildi. 
   Eski Rus Miralayı Skoço’yu yanıma tercüman olarak aldım ve hemen yola çıktık. Bu sırada emirberim Ali Çavuş da bir işaretimle trene Azeri Türklerinden otuz kişilik bir silahlı grubu bindirivermişti..
   Tam sınıra gelmiştik ki, Baku-Derbent şosesi üzerinde yürüyen Kızıl Ordu süvari kollarını gördük. Süvarileri takip eden piyadelerden ordu karargahının yerini öğrendik. Biraz ilerideki bir istasyondaydı.. 10. ve 11. ordulara kumanda eden Yoldaş Levandovsky adındaki ordu kumandanı ile beni tanıştırdıkları zaman :
“Tanışıyoruz.. Geçen savaştan, Kafkas Cephesinden” dedi. Gerçi ben kendisini hatırlayamamıştım..
   Levandovsky’den Azerbaycan halkı üzerinde terör yaratılmamasını, halkın nefretinin kazanılmamasını rica ederek bu davranışın hem Azeriler ve hem de Türkiye üzerinde olumlu etkileri olacağını söyledim. Ondan da aynı şeyi düşündüğü cevabını aldım..
   Azerbaycan en bedbaht gününü yaşıyordu. Benim buralarda yapacak işim kalmamıştı. Rusya’ya geçip Anadolu’nun istediklerini yerine getirecektim. Levandovsky’den Moskova’ya gitmek için bir vagon istedim. Hemen katarlardan birisine özel bir vagon ilave ettirdi. Baku’dan beraberimde getirdiğim gençleri, geldiğimiz trene bindirdim, vedalaştık.. Gözlerinden, tarif edilemeyecek kadar acı ve azap okunuyordu. Unutamadığım şiveleri ile, “Paşam, Allah’a emanet ol..” diyerek ayrıldılar. Yanımda emirberim Tosyalı Ali Çavuş olduğu halde, Moskova’ya doğru yola çıktım…  
    
   
   
      

Leave a reply:

Your email address will not be published.