471 ) TEK PARTİDEN ÇOK PARTİYE !..

  

   1945 yılında, İnönü 19 Mayıs nutkunu verdikten sonra, Nihat Erim, Çankaya Köşkü’ndedir. İnönü tarafından davet edilmiştir. Erim’in o akşam evine döndüğü zaman tuttuğu notlarına göre ; İnönü şöyle der :
“Bizim şimdiki sistemimiz baştaki şahsa dayanmaktadır. Bu tür yöntemler genellikle pek parlak başlar, hatta bir süre parlak devam eder. Fakat bunun sonu yoktur. Baştaki şahıs sahneden çekildiği zaman nasıl bir gelecekle karşılaşılacağı bilinemez. Tek parti rejimleri normal demokrasi usulleri ile yönetim şekline geçemedikleri, hiç değilse bu zorunlu geçişi tam zamanında yapamadıkları için yıkılmışlardır. Yıkıntının arasında da, birçok zahmetlerle meydana getirilen birçok eserlerin hepsi heba olmuştur. Memleketimizi böyle bir gelecekten korumalıyız. Ciddi ve esaslı bir gözetim ve muhalefet sistemlerine hızla geçmeliyiz..
“Ben ömrümü tek parti rejimi ile geçirebilirim. Ama, sonrasını düşünüyorum. Bu nedenle vakit kaybetmeksizin işe koyulmalıyız..”

     

  Parti içinde önce, Genel Sekreterlik makamında değişiklik oldu. Memduh Şevket Esendel (üstte solda) çekildi, yerine vekaleten Nafi Atuf Kansu (sağda) getirildi. Bunu, İnönü’nün isteği üzerine alınan bir karar takip etti. CHP Genel Başkan Vekili Şükrü Saraçoğlu’nun imzasıyla, 7 Haziran 1945′te yayınlanan bir tebliğde şöyle deniliyordu :
“Açık bulunan Kocaeli, Zonguldak, Sivas, Burdur, İstanbul ve Çorum milletvekillikleri için 17 Haziran Pazar günü seçim yapılmasına ve bu seçimde Partimiz Merkezi tarafından aday gösterilmemesine Genel Başkanlık Divanında karar verilmiş bulunmaktadır. Keyfiyeti ilan ederim..”

  İstanbul ve Babıali bir anda yerinden oynadı !.. Ne oluyordu ?.. Seçmenler de bu işe şaşırmıştı. Acaba partisiz adaylara da, isterlerse, oy vermekte serbest miydiler ?
  Seçim havası çok canlı, ateşli, hatta heyecanlı geçti. Memleket hızla çok partili sisteme gidiyordu. Manzara, ikinci partinin Meclis içinden çıkacağını belli ediyordu. Çankaya’dan ve CHP Başkanlık Divanından çıkan haberler böyleydi..
  11 Haziran 1945 günü, CHP Genel İdare Kurulu son derece önemli bir toplantı yaptı. Başkanlık mevkiinde bizzat Genel Başkan İnönü vardı. Toplantıda görüşülenler rejimin kaderiyle ilgiliydi. Varılan karara göre ; Türkiye artık çok partili sisteme geçmelidir ve ikinci partinin de Celal Bayar ve arkadaşları tarafından kurulması iyi olacaktır.. 
  CHP Genel İdare Kurulunun toplantısının konusu ; Gruba verilmiş olan ve altında Celal Bayar, Refik Koraltan, Adnan Menderes ve Fuat Köprülü’nün imzalarını taşıdığı için “Dörtlü Takrir” diye adlandırılan bir önerge idi..

  İnönü toplantıda birkaç ayrı eğilim sezdi. Saraçoğlu meselenin örtbas edilebileceği, önergenin sahiplerine geri aldırılabileceği görüşündeydi. Parti de zaten liberalleştirme yolundaydı, buna kendisi devam edecekti..
  Başka bir görüş, “Dörtler”in Parti içinde hizip oluşturduğu, buna hoşgörü gösterilmemesi yönündeydi. Eski usullerle bu yeni ses susturulmalıydı !. 
  İnönü, herkesi dinledikten sonra konuştu. O, Dörtlü Takrir’e, arkadaşlarından farklı teşhis koymuştu. Gerçi önergeyi imzalayan dört CHP’li milletvekili, genel prensiplerde Partinin tezleriyle paylaşmayan şeyler söylemiyorlardı ama anlaşılıyordu ki, bir muhalefet yapmak arzuları vardı. İnönü şöyle dedi 
“Bunu Parti içinde yapmasınlar. Çıksınlar, karşımıza geçsinler, örgütlerini kursunlar ve ayrı bir parti olarak mücadeleye girişsinler..” 
  O nokta, başka bir partinin CHP karşısında kurulması noktasıydı..

      

  Bu arada, Bayar ve arkadaşları parti kurma başvurusunu daha yapmamışken, Türkiye’de bir ikinci partinin kurulması için başka bir başvuru yapıldı !. Başvuruyu yapan, milyoner bir işadamı olan Nuri Demirağ (üstte) idi..
  Bu girişimin o günlerde yarattığı ilgi görmezden gelinemezdi. “London Times” olaya sütunlarında yer verdi. Herkes Hükumet’in tavrını merak ediyordu. İstek önce, bir formalite eksikliği nedeniyle reddedildi. Cemiyetler Kanunu’nun 4. maddesine göre, dilekçelere, ana nizamnamelerin iki nüshasının bağlanması gerekiyordu. Demirağ bunu yapmadığından, dilekçesi iade edildi. O da eksiği tamamladı ve başvurusunu yineledi. 
  Hükumet 22 Eylül 1945 günü MKP’nin kurulmasına resmen izin verdi !. Demirağ ve arkadaşları, tabii hazırlıksızdılar. Partilerinin açılış törenini ancak 27 Ekim’de yapabildiler.. Törende İstanbul Valisi Lütfü Kırdar da bulunuyordu ve İstiklal Marşı’nı Şehir Bandosu çaldı. Ama MKP’nin ifade ettiği anlamı, ya da anlamsızlığı şöyle anlayınız ki,Cumhurbaşkanı İnönü 1 Kasım 1945 nutkunda hala “Bizim tek eksiğimiz Hükumet Partisinin karşısında bir parti bulunmamasıdır” diyordu !..

  1945 yılı yazında durum şöyleydi : Fikir özgürlüğünü kısıtlayan bütün önlemler olduğu gibi duruyordu fakat basının ağzı tamamıyla açılmıştı. Hükumet önlemleri uygulamıyordu..
  Bir Cemiyetler Kanunu vardı, parti kurmayı yasaklamıyordu, fakat o yaz aylarına kadar hiç kimse bir ikinci parti kurmak için girişimde bulunmamıştı. Hatta bunu aklına bile getirmemişti. 
  Sonunda, 1945 yazında biri çıktı ve başvurusunu yaptı. Hükumet, “Buyur, kur partini !” dedi..

  Yaz bu şekilde geçtikten sonra 1 Kasım 1945 gününe gelindi. Bu gün, tarihi bir gündü. Çünkü o gün BMM kürsüsünden, Cumhurbaşkanı İnönü demokrasi yolundaki kilometre taşlarının sonuncusunu koydu ve Bayar ile arkadaşlarını partilerini kurmaya açıktan davet etti. 
  Tam bir ay sonra, 1 Aralık 1945′te, Celal Bayar yeni partiyi kuracağını ilan etti..
Refik Koraltan, 7 Ocak 1946 günü saat 16:30’da Partinin programı ile tüzüğünü götürüp İçişleri Bakanı Hilmi Uran’a verdi. Hükumet aynı gün, mesai bitmeden (mesai 17:00’de bitiyordu) Demokrat Parti’nin kurulmasına izin verildiğini bildirdi..


  
  
  

Leave a reply:

Your email address will not be published.