467 ) 18 MART 1915 !…

    

   18 Mart günü güneşli, ılık ve rüzgarsız bir sabahla başladı. Deniz sakindi.. Müttefikler bir saldırı için bütün koşulların uygun olduğuna inanıyorlardı. Önce geçitteki tabyalar bombardımanla ezilecek ve akşama mayın tarayıcılar rahat rahat kanalı temizleyeceklerdi. Bir gün sonra da İttifak donanması Marmara’ya geçecek, İstanbul’a doğru yol alacaktı..
  Akdeniz Filosu Komutanı Robbeck (yukarıda ortada), sabaha karşı 04:00’te donanmaya “Hazır ol !” emrini verdi. Askerler, çağın en modern zırhlılarında savaş yerlerini aldılar. Komutanlar güvertede olduğu halde Bozcaada’daki demirli yerlerinden hareket ettiler. 
  Bu gelen, Akdeniz’de o güne dek görülmüş en büyük deniz kuvveti yığınağı idi. Saat 10:30’da sabahın ilk pusu kalkarken tam on savaş gemisi iki sıra halinde Boğaz’a girdi. Ve zırhllar Boğaz’ın iki yakasındaki Türk tabyalarını şiddetle bombalamaya başladılar. Çanakkale bir anda yangın yerine dönmüştü..



  General Ian Hamilton (yukarıda Robbeck’in sağında) / Akdeniz Seferi Kuvvetler Başkomutanı : 
“Boğaz’a giren gemilerimizin müthiş salvoları gökleri titretiyor. Donanmamız Boğaz sahillerini bombalıyor. Queen Elizabeth (yukarıda) zırhlısı, ağır yolla manevra yaparak Boğaz’ın dar koyunda toplarından Türklere tonlarca cehennem ateşi yağdırıyor. Alçıtepe alev ve duman içinde.. Buna karşılık tahkimatlardaki mevzilenmiş bataryalardan bir tek cevap yok.. Kulaklarımıza Türk toplarının sesi gelmiyor. Toprağımız hayatı temsil eden her varlığı öldürmek için yeri göğü sarsıyor. Heyecandan titriyoruz..”

  Gemiler, henüz kıyıdaki Türk ve Alman topçularının menzili dışındaydı. O yüzden kıyıdakiler bu cehennem ateşine yarım saat hiç karşılık vermeden direndiler.
  Kıyıdan karşılık gelmeyince Amiral Robbeck, gemilere hedeflere daha da yaklaşma talimatını verdi. İngiliz zırhlıları yarım mil daha yaklaştılar. İkinci grupta yer alan Fransız zırhlıları da ileri atıldılar. Ancak giderek ağırlaşan bu bombardımana rağmen mevzilenmiş Türk topları isabet almıyordu. Bunun da çok basit bir nedeni vardı. İngiliz komutanlar, ilk keşifte Boğaz’daki yerleşim birimlerini tahrip edebilmek için, gördükleri beyaz minareleri esas noktası almışlardı. Çanakkale Müstahkem Mevki Kurmay Başkanı Selahattin Yarbay(aşağıda), bunu tahmin etmiş ve gece minareleri siyaha boyatmıştı !..

Yarbay Selahattin (Adil) / Müstahkem Mevki Kurmay Başkanı :
“Bu küçük tedbirimiz onların ateş tanzimine engel olmuştu. Düşman zırhlıları 14 kilometreden uzak olduklarından biz atış yapamıyorduk. Merkez bataryalarımız onların ateşi altında beklemek mecburiyetinde kalıyor, infilaktan toz ve duman bulutları içinde kayboluyorduk. Sonunda uzun müddet ateş etmemekle eratın maneviyatının kırılacağını dikkate alarak mesafeye bakılmaksızın ateş edilmesini emrettik..”

  İşte o zaman Türk tabyalarından karşılık ateşi başladı. Saatlerdir basit toprak siperler içinde bu ölüm yağmurunun dinmesini bekleyen Türk topçusu, “Ateş !” komutuyla denize doğru gülle yağdırdı. Tabii bu ateşle düşman zırhlıları Boğaz’ı çevreleyen tabyaların yerlerini keşfetmiş oldular ve karşılıklı bir cehennem kapışması ile ortalık mahşer yerine döndü..

Ian Hamilton / Akdeniz Seferi Kuvvetler Başkomutanı :
“Saat tam 16:00’da Teke Burnu’na döndük ve birdenbire dehşet içinde kaldık. Cehennemi bir ateşin ortasındayız. Dev zırhlıların ağır topları hep bir ağızdan alev kusuyor. Yüzlerce mermi havada ıslıklar çalıyor. Yer gök birbirine giriyor. Kulakları sağır eden bir gümbürtü.. Gelibolu sırtları alevler içinde yanıyor. Gizli seyyar topların mermileri hem Rumeli, hem Anadolu sahillerinden yağmur gibi tepemize yağıyor..”

   

  Saat tam 13:45’te Boğaz’ın tam ortasında müthiş bir patlama oldu. Fransız zırhlısı Bouvet’nin (yukarıda solda) cephaneliği isabet almıştı. Önce gemiden göğe doğru bir duman yükseldi. Sonra da koca gemi iki dakika içinde yana yatıp devriliverdi. İngiliz komutanın deyişiyle, “küvete fırlatılmış fincan tabağı suda nasıl kayıp giderse, o dev zırhlı da öylece Boğaz’ın sularında boğuluvermişti.”  
  Geminin 800 mürettebatından ancak beş subay ve elli altı er kurtulabildi. Diğer zırhlılarda tam bir şaşkınlık yaşanırken, kıyıdaki tabyalarda zafer naraları atılıyordu. 
  Hemen ardından, İngilizlerin hiç beklemedikleri o feci sürpriz geldi. Donanmanın en gözde zırhlılarından Inflexible (Bükülmez), Türklerin mayın gemisi Nusrat’ın bir gece önce döşediği mayınlardan birine çarptı ve korkunç bir patlamayla yan yattı. (yukarıda sağda )
  Savaşı güvenli bir geminin güvertesinden izleyen Ian Hamilton şaşkına döndü..

Ian Hamilton / Akdeniz Seferi Kuvvetler Başkomutanı :
“Kanımız donmuş, bakışlarımız donuklaşmıştı. Gözlerimizi Inflexible’a dikmiş, geminin batıp batmadığını anlamaya çalışıyorduk. Maalesef batıyordu. Sonunda bütün mürettebat ana güvertede toplandı ve gemilerini terk emri beklediler. Inflexible ilk kurban, ilk şaşkınlığımızdı..”

  Ama son olmadı..
  Nusrat’ın mayınları o gün iki geminin daha sonunu hazırladı ve saat 18:00 sıralarında dünyanın en güçlü donanması üç büyük gemisini Çanakkale Boğazı’nın derinliklerinde terk ederek geri çekildi.. Türk tarafının zayiatı ; tahrip edilen bir tabya, 9 top ve 132 insan idi.. Müttefikler ise 3 gemi ve çok sayıda mürettebatının yanı sıra morallerini ve soğukkanlılıklarını da kaybetmişlerdi. Akdeniz Seferi Kuvvetler Başkomutanı Ian Hamilton, 19 Mart günü yazdığı bir mektupta, “Kaybettiğimiz gemilere çok üzgünüm, fakat fedakarlığa katlanmaya mecburuz” diyordu.. Katlanacağı fedakarlık, on binlerce gencin, Gelibolu’ya gömülen cesetleri olacaktı..

Ian Hamilton / Akdeniz Seferi Kuvvetler Başkomutanı : 
“Yaralı geminin güvertesinde toplananlar paniğe kapılmadan, fakat her an kopacak  bir fırtınanın, korkunç bir tehlikenin ve ölümün beşiğinde, onunla yüz yüze olduklarını biliyorlardı. Dev cüsseli mağrur gemilerimizden, hışımla saldıran o koca filodan meydana gelen kortej, şimdi tabut nakleden bir cenaze arabasının arkasından gider gibiydi. Winston Churchill’in aceleciliği yüzünden buradaydık, ama aceleye lüzum olmadığını çok geç anlıyorduk..”

Winston Churchill / İngiltere Donanma Bakanı :

“Ne Batı cephesindeki Alman topu, zehirli gazı, ne de onların dahiyane planları bize o kadar tesir etmedi. Nispetine göre en etkili şey neydi bilir misiniz : Türklerin Çanakkale Boğazı’na attıkları ve demir bir tel üzerinde sallanan 20 adet mayın.. Bu, bize yüz binlere mal oldu..”  

  Türkler, topraklarını savunmak için bu kör dövüşüne canlarını koymuşlardı. Ama göz göre göre ölüme sürüklenen yüz binlerce müttefik askeri için bu savaşın anlamını çözmek oldukça zordu.
  Gelibolu topraklarında gencecik insanlar birbirini boğazlarken, savaşın lordları yarattıkları tabloyu Londra ve Berlin’deki karargahlarından izleyeceklerdi..

  

CAN DÜNDAR’ın “Gölgedekiler” adlı kitabından alınmıştır..
  

Leave a reply:

Your email address will not be published.