457 ) ATATÜRK VE KOMÜNİZM..

   

   Sovyetler, Birinci Dünya Savaşında Türklerden esir düşenler arasında komünizmi benimseyenler arasından Mustafa Suphi (aşağıda ) adında bir şahsın başkanlığında 10 Eylül 1920’de, Baku’da, “Türkiye Komünist Partisi”ni kurdurmuşlardı.. TKP’nin, bilhassa Baku Kongresi esnasında, Anadolu içlerine saldıkları ajanlar zaman zaman etkili olmuşlarsa da, Mustafa Kemal Paşa, Doğu Cephesi Kumandanı Kazım Karabekir Paşa’nın yardımı ile, onların daha fazla ileri gitmelerine izin vermemişti. Fakat içinde bulunduğu şartları göz önünde tutan Mustafa Kemal Paşa, çok geçmeden komünistlere karşı tutumunu yumuşatmak gereğini hissetti. Onun amacı, Bolşeviklerin politik alanda desteklerini ve maddi yardımlarını sağlamak idi. Fakat Mustafa Kemal Paşa, Türk komünistlerinin Bolşeviklerin direktifleri ile hareket etmelerini istemiyordu. 
   O yıllarda, Mustafa Kemal Paşa’yı uğraştıran komünist oluşum yalnız Baku’da Sovyetlerin kurdurduğu TKP değildi. Sovyetlerden bağımsız olarak çalıştıklarını iddia eden iki komünist oluşum daha vardı : Yeşil Ordu ve Halk İştirakiyyun Fırkaları.. 

    

   Üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar, o günlerin atmosferini, kendilerinin ve Atatürk’ün tutumlarını şöyle anlatmıştır :
“Başlangıçtan beri, Atatürk’ün esas gayesi hürriyet ve milli hakimiyet, yani demokrasi idi. Bu inançta olan Atatürk’ün komünizmi benimsemesi mümkün değildi. Siyasi, sosyal ve milli bünyemize uymadığı, ayrıca, ekonomik olarak bize refah getiremeyeceğine inandığı için, Atatürk, komünizmi benimsememişti. 
O günlerde, Rusya’da esir olmuş olan subaylarımız Ankara’ya dönmüşler ve milli mücadeleyi yapan ordumuza katılmak istiyorlardı. Fakat bunların önemli bir kısmı Rusya’da komünizmi benimseyip gelmişlerdi. Atatürk, bunların orduya katılma isteklerine hayır diyememişti ama, olası zararları da ortada idi. Sonunda, bunlar ordu disiplinine uydukları ve milli hakimiyet fikrini benimsedikleri için, bu mesele kendiliğinden hallolmuştu. Fakat, bir de Rusya’dan gelen siviller vardı. Bir kısmı Azeri olan bu sivillerin önemli bir kısmı komünizmi benimsemişlerdi..
Nihayet, Atatürk, hem hakimiyet-i milliyeyi korumak, hem de bütün komünist faaliyetlerini kontrolü altına alabilmek için, bazı partilerin kurulmasına ve bu hususta sınırlı bir şekilde çalışmalarına izin verdi. Bunu da en çok güvendiği kimselere yaptırdı. Örneğin, Kazım Karabekir Paşa, Ali Fuad Paşa ve Fevzi Paşa gibi.. Ayrıca belirtmeliyim ki, o sıralar faaliyet gösteren Yeşil Ordu’nun, Kuva-yı Milliyecilere destek olmak gibi bir maksatları da vardı. Önderleri, ‘milliyetçi ve mukaddesatçı bir partiyiz’ diyordu. Bu hususu programlarında ilan etmişlerdi. Fakat, gerektiğinde de vurucu ve kırıcı olabilecek komünist prensiplerine de inanıyorlardı.
Yeşil Ordu’nun başında bulunan Hakkı Behiç (yanda) Fransızca’ya vakıf ve Fransız İhtilalini çok iyi incelemiş bir kimse idi. Bu zat, Osmanlı tarihini ve bilhassa son devirlerin olaylarını da incelemiş, hataların ve eksiklerin nerelerden kaynaklandığını tespit etmişti. Yakın arkadaşım olduğu için bu zatı çok iyi tanırdım. Hakkı Behiç’e başlangıçta Atatürk dahi inanmıştı. Nitekim, adı kayıtlarda geçmemekle beraber, Sivas Kongresi’ne katılan Heyet-i Temsiliyye’de o da bulunmuştu. Hatta bir ara vekillik dahi yapmıştı. Atatürk, benim bu Yeşil Ordu hareketini izlememi istemişti. Fakat, bana resmen git ve yap demedi. İstedi ki, ben kendiliğimden gideyim. Onun bu mesele hakkındaki görüşünü ben de kabul ediyordum. Ama yapmadım. Bu işi kabul etmeyişimin sebebi yeni bir sorumluluk almış olmamdı : İktisat Vekilliği.. Bu sahadan ayrı, başka yerlerde çalışarak mesaimi dağıtmak istemedim. İstedim ki, sorumluluğu benim üzerimde olan işte kendimi göstereyim. Bunun için Yeşil Ordu meselesine karışmadım. Yoksa, bu hususta ben de Atatürk gibi düşünüyordum. Atatürk’ün Yeşil Ordu ile ilgilenilmesini istemesinin esas amacı, Türk Komünist Fırkasında olduğu gibi, hem bu partiyi kontrol altında bulundurmak, hem de bu partiye mümkün olduğu kadar adam sokarak faaliyetlerini, bilhassa BMM’nin görev saydığı esaslar çerçevesinde yürütmesini, yani Kuva-yı Milliyeciliği desteklemesini sağlamaktı. Yeşil Ordu ile ilgilenilmesinden maksat bu idi.. Fakat, bir süre sonra bu maksadın hasıl olmadığı, hatta bazı komünistlerin bu partiye sızdığı görülünce, Atatürk Yeşil Ordu’yu kapattırmıştır..”


Celal Bayar, Halk İştirakiyyun Fırkası hakkında ise şunları söyler :

“Yeşil Ordu Fırkası’nın Moskova taraflısı elemanları vasıtasıyla kurulan bu parti tamamıyla kontrolümüz dışındaydı. Partinin başkanı olan Nazım Bey (yanda) Birinci BMM üyesi ve eski valilerden idi. İngiliz Muhibler Cemiyeti’ne girdiği söylenen bu zat, Türkiye’deki komünist faaliyetlerin Halk İştirakiyyun Fırkası kanalıyla yürütmek istiyordu. Amacı, Mustafa Suphi’nin yapamadığını başarmaktı. Bu fırkaya girenlerin çoğu Rusya’dan gelen Azeri Türkleri ile diğer Müslümanlar idi. Hatta Ankara’daki Sovyet sefaretinden bazı erkek ve kadın memurlar da bu fırkaya girmişlerdi. Bu parti üyeleri, aynı zamanda, Atatürk’ün Türkiye Komünist Fırkası’nı kurmasını da engellemek istiyorlardı. Anlaşılıyor ki, onların bu cüretkar tutumları hamileri olan Rusları bile endişeye düşürmüş ve Rus sefareti ‘Bizim bu İştirakiyyuncular ile alakamız yoktur. Bunlar sizin için de tehlikelidir’ diye Atatürk’e haber göndermişlerdir. Bizim vasıtamızla, dış dünyayla temas eden Sovyetler, aramız açılır diye endişelendikleri, mevcut dostluğa o günlerde halel gelmesini istemedikleri için bunu yapıyorlar. Gerçekten o zamanlar öyle idi. Ortak İngiliz aleyhtarlığı, politik olarak öyle hareket edilmesini gerektiriyordu.
  Bu İştirakiyyuncuların reisi Nazım Bey ile ilgili bir olayı anlatmak istiyorum. O zamanlar, vekiller, doğrudan doğruya Meclis tarafından seçiliyordu. Fakat beşeri zaaflar neticesinde gruplaşmalar ve hizipleşmeler olunca, vekil seçiminde kalite düştü. Atatürk bunun mahzurlarını görmüştü. Durumu düzeltmek istedi. Fakat tam bu sırada, Meclis’te var olan muhalif bir grubun desteği ile Nazım Bey, Dahiliye Vekili seçildi. Bu adam vekil seçilince, doğruca gidip Dahiliye Vekaletinde makamına oturup işe başladı. Halbuki vekil bir kimsenin nezaketen Meclis Reisini (O zaman Mustafa Kemal Paşa idi) ziyaret edip izin alması usuldendi. Memleketin Dahiliye işlerinin böyle bir komünistin eline geçmesinin mahzurlarını gören Atatürk’ün çok canı sıkılmıştı. Derhal bizleri (vekiller heyetini) topladı: ‘Meclis karar vermiştir, kabul etmemek mümkün değil, fakat bu adamı buradan atmak lazımdır. Bunun da yolu Meclis’e gidip, ‘madem ki bu adamı seçtiniz biz de istifa ediyoruz’ deriz” dedi. Vekiller Heyeti olarak biz de bunu yaptık. Hükumet çekilince, Nazım Bey de vekillikten düştü.  Böylece ondan kurtulmuştuk. Bir müddet sonra da partisi kapatıldı. Nazım Bey, sonraları partisini yeniden faaliyete geçirmeye kalkıştı. Bu kanun dışı faaliyet üzerine İstiklal Mahkemelerinde yargılanıp 15 seneye mahkum oldu. Komünistler onun için ‘mağdur oldu’ diye yazdılar. Birbirlerini böyle tutmuşlardır. Sonradan, bu konu üzerinde konuşurken Atatürk bana, ‘Rahmetli Talat Paşa sağ olsaydı, dahili işleri ona bırakır ben de diğer meselelerle uğraşırdım’ dedi. Talat Paşa’yı sevdiğini ve takdir ettiğini bilirim..”

 

   Atatürk’ün Türkiye Komünist Fırkası’nı kurarak diğer komünist oluşumların faaliyetlerine nasıl engel olmaya çalıştığını ve bununla ilgili başka gelişmeleri Celal Bayar şöyle anlatmıştı :
“Atatürk, anlattığım bu iki partinin ve üyelerinin zararlı faaliyetlerini ve bu arada, Mustafa Suphi önderliğinde daha önce Baku’da kurulan TKP’nin Sovyet yanlısı propagandasını önleyebilmek için bunları kontrol altında tutmak istemiştir. Memleketteki bütün komünist akımları kontrolü altına almak isteyen Atatürk, sonunda, komünizmi resmen millete tanıtmak ve idaresi altında bulundurmak amacıyla, çok güvendiği bazı arkadaşlarına bir parti kurdurmuştur. Türkiye Komünist Fırkası adı verilen bu partinin başına da, bu alanda büyük hizmetleri bulunmuş olan Şark Cephesi Kumandanı Kazım Karabekir Paşa, Ali Fuad Paşa ve Fevzi Paşaları bir heyet olarak getirmiştir. Tabii daha başkaları da vardı. Atatürk, İsmet Paşa’yı da görevlendirmek istemiş ise de, İsmet Paşa o sıralar Garp Cephesi Ordusunu kurmakla meşgul olduğu için pek vakti olmamıştır. Nitekim, İsmet Paşa, sonradan, ‘ben o zamanlar ne olup bittiğini dahi anlayamadım’ demiştir. Yalnız burada şu hususu da belirtmeliyim : Kazım Karabekir Paşa, komünist partisi kurulması fikrini şartlı kabul etmiştir. O günkü şartlar devam ettiği sürece böyle bir partinin varlığını ve başında bulunmayı kabul edebileceğini söylemiş, Atatürk de bu şartı kabul etmiştir..
   Atatürk bütün bunları, Vekiller Heyetinde bizlere izah etmişlerdi. O, bunu, hem milletin egemenliğini korumak, hem de bütün komünist akımlarını kontrolü altına almak için yapmıştı. Ayrıca, o günlerde dostane münasebetlerde bulunduğumuz Sovyetler’in gönlünü hoş tutmak için bunu yapmıştır. Bunun sebebini de anlatayım : Milli Mücadele günlerinde çok sıkıntı çekmiştik. Atatürk, Hariciye Vekili Bekir Sami Bey başkanlığında bir heyeti dostluk ve yardım temini için Moskova’ya göndermişti. Bu heyetin, Sovyetler ile bir anlaşmaya varamadığı günlerde, heyet üyelerinden Yusuf Kemal Bey’in bir miktar para ile Ankara’ya gelmesi, bilhassa Meclis’te Sovyetler lehinde iyi bir hava yaratmıştı. Komünist akımların yoğun olduğu bir dönemde Meclis’te Sovyetler lehinde böyle bir havanın ortaya çıkması Atatürk’ü oldukça endişelendirmiş idi. Vekiller Heyetini ve kumandan arkadaşlarını Meclis’teki odasında toplayarak ‘komünizmi ve Sovyet nüfuzunu Anadolu’ya sokmamak için ölünceye kadar mücadele edeceklerine dair’ hepsinde teker teker yemin ettirmiştir. Atatürk, bir oldu bitti ile karşı karşıya kalmamak için bütün bu önlemleri almak gereğini hissetmiştir.”

   Bayar’ın bu açıklamalarından da anlaşıldığı gibi, çeşitli odakların ve partilerin bütün çabaları aynı hedefe yönelikti : Türkiye’yi komünizmi yaymak ve ülkenin kaderine hakim olmak.. Bunu, bir kısmı bağımsız, diğerleri de Sovyetler adına yapmak istiyordu. Atatürk’ün gösterdiği bütün titizliğe rağmen, komünistlerin Türkiye’de büyük bir propagandaya girişmeleri ve bu arada Baku’ya yerleşmiş bir kısım İttihat ve Terakki mensupları ile birlikte hareket etmeleri, BMM’nin doğu vilayetleri temsilcilerini büyük tedirginliğe sevk etmiştir.
   Türk komünistlerin Bolşevik ve onlarla işbirliği yapmak isteyen İttihatçılarla temasa geçmeleri, bu arada Sovyet resmi yayın organı ‘Pravda’nın verdiği talimata göre hareket etmeye başlamaları, Mustafa kemal Paşa’nın hiç hoşuna gitmemiştir..
   Böylece, Türkiye Komünist Fırkası’nın fonksiyonunu tamamladığı kabul edilerek, bu parti 1921 ortalarında kapatılmış ve bu partiye sızan Sovyet taraftarı komünistlerin bir kısmı tutuklanmış, geri kalanları da sınır dışı edilmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın bu sert ve kararlı tutumu üzerine, Türk komünistlerinin ileri gelenleri ile onları destekleyen Sovyetler, derhal taktik değiştirerek, Türkiye’de komünizmi kısa zamanda yaymak yerine bunu daha uzun vadede yapmaya karar vermişlerdir.
   Bu devrede, Yeşil Ordu ve Halk İştirakiyyun Fırkalarının kapatılmaları ; Sovyetlerin, Mustafa Suphi’ye Baku’da kurdurdukları TKP’nin Anadolu içlerinde istenen faaliyetleri gerçekleştirememesi ve bu arada Mustafa Suphi ile bazı arkadaşlarının öldürülmeleri üzerine komünistlerin yeni bir örgütlenmeye gittiklerini görmekteyiz. Bu örgütlenmede komünist faaliyetlerini o günlerde iki grubun yönlendirdiğini biliyoruz : Kurtuluş ve Aydınlık.. Komünist Partisi’nin faaliyetlerine izin verilmediği için komünistler, gizliden gizliye faaliyet göstermeye başlamış ve bu sebepten dolayı da partiye “Gizli Türkiye Komünist Partisi” adı verilmiştir.

Leave a reply:

Your email address will not be published.