453 ) SULTAN ABDÜLHAMİD’İN SADRAZAMLARINDAN BİRİNİN İTİRAFLARI !..

   Cevat Paşa, 4 Eylül 1891 ile 8 Haziran 1895 arasında, 3 yıl 10 ay ve 16 gün sadaret görevinde bulundu.. Cevat Paşa, birtakım haklı hizmetlerin bedeli olarak daha 40 yaşında müşirlik (mareşallik) rütbesine ulaşmıştı. Ve o yaşta sadrazam oldu.. Şahsiyetli ve haysiyetli bir insandı. Yabancı dil biliyordu. Yurt dışında önemli vazifelere memur edilmişti. Bu genç ve aydın adamın sadarete getirilişi, havada bazı ümitler yarattı. Ama işin sonunu, Cevat Paşa’dan dinleyelim. Bu hikaye onun, sadaretten, yani Kabine başkanlığından ayrılışından bir gün önce anlattıklarıdır : 

“Üçüncü defa olarak istifa ettim. Kabul cevabını bugün alacağım. Gözden düşmüş olarak istifa ediyorum. Adeta köpek gibi kovuluyorum. Ayrılmamın sebebi, Ermeni meseleleri değildir. Dış politikaya ait bir mesele de değildir. Son olaylarda anladım ki, biz içeride kuvvetlenmedikçe, dışarıya karşı hiçbir zaman kuvvetli olamayacağız. Fakat içeride her şeyimiz bozuk. En bozuk yer ise, Padişahın Yıldız Sarayı’dır. Suç Padişahta değil. Onun suçu, kendisini etrafındakilerin eline teslim etmiş olmasıdır. Ben ayrılıyorum. Sadrazamlık da benimle beraber gidiyor..
Yıldız’ın bu idaresi devam ettikçe, benden sonra gelecekler, kukladan ibaret kalacaklardır. Saray her şeyi kendi eline aldı. Son zamanlarda ben, bir mabeyinciden (Padişahın emrinde bulunup, onun emirlerini bildiren katip) bile aşağı idim. Padişah beni, gayet ender durumlarda huzuruna kabul ediyordu. En önemli meseleler hakkında, ancak Başkatip Tahsin Bey ile, yahut mabeyin katipleriyle konuşabiliyordum. En acele işleri bile, Mabeyinci Arif Bey’e veya Bekir Bey’e söylemeye mecburdum. Hünkarın cevabını bana bu delikanlılar getiriyordu. Ben bu adetlere artık tahammül edemeyeceğim için, bu makamda daha fazla kalamayacağımı anladım, tekrar istifa ettim..
Benim de bir gururum var. Mağrur, cahil bir saray hizmetçisinin teveccühünü kazanmaya çalışamam. Fakat ayrılmadan önce memleketime bir hizmet daha yapmak istedim. Devletin vazifesini, memleketin halini Padişaha iyice anlatıp kendisini uyarmak istedim. Çünkü halimiz tehlikelidir. Bu arzumun sonunun benim için ne kadar tehlikeli olacağını da biliyorum. Fakat bu son hizmeti yapmak görevimdi..
O sıralarda vatanperverlerden aydın bir zat bana bazı reform önerilerini toplayan bir layiha (tasarı) vermişti. Ben de bu layihayı Padişaha sundum. Buna ek olarak da tarafımdan, Anadolu, Yemen ve Rumeli’deki karışıklıkların, kötü yönetimden ileri geldiğini, bu yönetimi ıslah için önlemlerin gerekli olduğunu, saray memurlarının hükumet ve siyaset üzerindeki etkilerinin azaltılıp, sadrazamlık makamının, Kabinenin hüküm ve etkinliğini kuvvetlendirmek gerektiğini söyledim. Bunun yüzünden, kamarilla (saraydaki nüfuzlu kişiler) beni Padişaha, hürriyet ve Meşrutiyet taraftarı olarak bildirdi.. Şimdi sonucu bekliyorum. Uğrayacağım akıbetten dolayı gam yemem, fakat devletin akıbetinden ve Padişahın sonundan korkuyorum..” ( Osman Nuri, “Abdülhamid’in Hayatı Hususiye ve Siyaseti”, s.606-607)

   Gerçekten de, Cevat Paşa ertesi gün sadrazamlıktan azledildi. Hafiyeler, gözcülerle sarılı olarak evinde oturmaya mahkum oldu. Nice zaman sonra, kendisine bazı görevler verildi ise de, hiçbir zaman bu gözcülerin, hafiyelerin göz hapsinden ve tacizlerinden kurtulamadı.. 
   Cevat Paşa’nın sadrazamlığı, bütün o anlattığı şartlar altında geçti.. Zaten Abdülhamid devrinde gelen 25 sadrazamdan, 20 tanesinin sadrazamlığı, bir yıldan azdır. Bu 25 sadrazam içinde, tekrar tekrar sadrazam olanlar var. Ama, örneğin 7 defa sadrazam olan Said Paşa’nın sadrazamlıkları, ancak bir defasında 2 yıl 10 ay 16 gün sürmüştür. Diğerleri her defasında, 1 yıldan az devam etmişti. Hele Cevat Paşa’nın ayrılmasından sonra sadrazamlık mevkiinin hiçbir değeri ve etkinliği kalmamıştı..

ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR’in “Enver Paşa” adlı üçlüsünün 1.cildinden derlenmiştir..

Leave a reply:

Your email address will not be published.