445 ) YÜZ OTUZ İKİ YIL ÖNCE, SARAY BAHÇESİNDE BİR ÇADIR MAHKEMESİ !…

     
                          Tuna Valisi iken

   Midhat Paşa, 1840 yılında Babıali’de memuriyete başladı. Başarılı hizmetlerinden dolayı sırasıyla, Niş Valiliği’ne, Şurayıdevlet Başkanlığı’na, Bağdat Valiliği’ne getirildi. Daha sonra da ; Padişah Abdülaziz, beklenmedik şekilde, Midhat Paşa’ya sadrazamlık görevini verdi.
   Düşüncelerini açıklamakta temkinli davranmayan Midhat Paşa, bir konuşmasında Padişah’a sarayın israfından söz edince sadrazamlığı üç ay sürebildi. 
   Beşinci Murad’ın yerine İkinci Abdülhamid padişahlığa getirildi. Midhat Paşa bu olayda birinci derecede rol oynadı. Tahta getirilmesi koşullarının görüşülmesini Abdülhamid ile kendisi gerçekleştirdi. Anayasanın kabulü ile meşruti yönetime geçilmesi ve Abdülhamid’in Beşinci Murad’ın iyileşmesine kadar tahtta kalması kabul etmesi asıl koşullardı. Abdülhamid, Midhat Paşa’ya bu konulara ilişkin yazılı bir belge verdi. 
   Midhat Paşa sadrazam oldu. Meşrutiyet idaresine geçildi. O aralar Paşa çok güçlüydü. Padişah kendisini büyük bir baskı altında hissediyordu. Bu yüzden Midhat Paşa’dan kurtulmak için güçlü bir kadro oluşturmaya çalışmaktaydı..
   Osmanlı-Rus Savaşı, İngiltere’nin Abdülhamid’e destek vermesi sonucunu doğurdu. Devleti eline geçiren Sultan, Midhat Paşa’yı azlederek, Avrupa’ya sürgüne gönderdi. 

    

   Bu arada İkinci Abdülhamid, Abdülaziz’in öldürüldüğü iddialarını incelemek üzere soruşturma açtırdı. Bazı kimseler de bu süreçte tutuklandı..
   Padişahın tahta çıkartılmasında baş rolü oynayan Midhat Paşa, kendisi için bir kötülük yapılacağına dair kuşku duymaya başlamıştı. 1881 yılında, korktuğu, İzmir Valiliği sırasında başına geldi.. Bir gece tutuklandı (bunun ayrıntıları http://tarihtenanekdotlar.blogspot.com/2013/02/326-izmir-valisi-midhat-pasa.html  başlıklı blog yazımda görülebilir) ve vapurla İzmir’den İstanbul’a getirildi. Yolda on bir saat sorgulandı, cinayete yardım etme suçunu reddetti. İstanbul’da Çadır Köşkü’nde nezarete alındı. Burada da on gün boyunca sorgulandı..
   Bu arada saraydan verilen işaret üzerine, Tercüman-ı Hakikat gazetesinde, adaşı Ahmet Midhat Efendi tarafından, iftira edici makaleler yazdırıldı ;   aleyhinde bir kamuoyu oluşturmak amacıyla.. 
   Soruşturmalar tamamlandı, hazırlanan iddianame Padişah’a sunuldu. Heyetler tarafından bir durum değerlendirilmesi yapıldıktan sonra, Yıldız Sarayı Malta Karakolhanesinin yakınında kurulacak özel bir mahkemede yargılamanın yapılmasına karar verildi. 19 Haziran 1881 günü, Midhat Paşa’ya tebliğ edildi..
   Malta Karakolhanesi yakınında bulunan boş bir alana, büyük bir çadır kuruldu. Yargılama burada yapılacaktı. Mahkemenin ismi, İstinaf Cinayet Mahkemesi idi. Böylece bu mahkemeye birinci derecedeki mahkemeler ile Temyiz Mahkemesi arasında bir özel statü veriliyordu. Mahkeme Başkanı, Midhat Paşa’nın suistimalleri nedeniyle görevden uzaklaştırdığı Sururi Efendi, ikinci başkan Hristas Foridas Efendi (Babası Yunan İsyanı sırasında,İkinci Mahmud tarafından astırılmıştı ) idi.. Savcı ise, yine bir Midhat Paşa düşmanı olan Latif Bey idi !..

    

   Mahkemenin ilk celsesi, 27 Haziran 1881 günü başladı. Dinleyiciler, mahkeme çadırına biletle giriyorlardı. Sanki mahkeme salonu, bir tiyatroya benzetilmek istenmişti !..
   Duruşmada Hacı Mustafa ve Pehlivan Mustafa isimli sanıklar, Abdülaziz’i öldürdüklerini itiraf ettiler. Sanki ezberletilmiş gibi, olayı iddianamede yazıldığı şekilde, aynen tekrarladılar. Ancak sonra, Pehlivan Mustafa birden ayağa kalktı ve “Bana ve iki arkadaşıma yapmadıklarını komadılar. Bizi zorla, bu işi yaptık dedirttiler. Yalandır. Biz efendimize kıymadık” diye haykırdı. Mahkeme, duruşmaya ara verdi. Duruşma tekrar başladığında, Pehlivan Mustafa, sanıklar arasında bulunmuyordu !.. Cinayeti gördüklerini söyleyen üç arap hadımağası sanki iddianameyi tekrar ediyormuş gibi açık ve belirli bir ezbercilikle Abdülaziz’in nasıl öldürüldüğünü anlattılar.
   Mahkeme Başkanı, Midhat Paşa ile aralarında geçen bir olay nedeniyle, şüphelere yer bırakmamak için davadan çekildiğini bildirdi. 
   Midhat Paşa, sorgusunun başında Abdülaziz’in intihar ettiğinin hukuken sabit olduğunu, öldürülmesi iddiasının yalan olduğunu söyledi. Bu konudaki kanıtlarını bir bir saydı. Belgeler olduğunu, şahitleri bulunduğunu, özellikle Sultan Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Sultan’ın şahadetine ihtiyacı olduğunu belirtti. Eğer bu şahit Abdülaziz’in öldürüldüğünü mahkemede ve kendi yüzüne karşı söylerse, suçu kabul edeceğini söyledi.. Bu, haliyle gerçekleşmedi. Paşa, kendisini itham edenlerin, sanıkların kendi önünde yeniden sorgulanmalarını istedi ; o da kısmen kabul edildi. Pehlivan Mustafa tekrar geldi ve suçu kabul ettiğine dair aynı ifadesini tekrarladı. Paşa’nın ona soru sorması engellendi.        Böylece uzun saatler geçti. Bir ara Mahkeme Başkanı Hristo Efendi sözünü kesmek isteyince, şunları söyledi : “Efendi, savunma hakkı ya vardır, ya yoktur. Ben seni eskiden beri tanırım. Bu iddianamenin sadece başındaki besmele ile sonundaki tarih doğrudur. Neden  Sultan Aziz’in vefatını, merhumun annesinden sormuyorsunuz ? Çünkü ciğerparesi olmasına rağmen vicdan ve Allah korkusu olan herkesin yalan söyleyemeyeceğini biliyorsunuz. Zihinler, yönünü kaybederek şeytana ve iftira atılmasına karar verdikleri zaman, beni insanlar içinde öyle çıkarır ki, bizzat şeytanın yüzü bile kızarır. Bu mahkemeye ne gerek var ? Tanık dinlememek, delil ve belgeleri incelememek, bilirkişilere önem vermemek, kanunları ayak altına aldıktan sonra mahkemeye ne gerek var ?.. Bazı mahkemeler vardır ki, şeklen biter. Aslında devam eder. Sanıklarla mahkeme heyetinin yer değiştirdiği vaki olan bu safhada, hakim, tarih olacaktır. Ben sizleri, cümleten, bu büyük hakime tevdi ediyorum..”
   Dokuz saat süren bu savunmadan sonra bir saat ara verildi ve karar okundu : Midhat Paşa, Abdülaziz’in öldürülmesi olayında faillerden idi.. 
   Ertesi gün, 29 Haziran 1881 günü, mahkemenin son duruşması açıldı. Daha önceki günlerde, duruşmalara katılan elçi ve konsoloslar bugünkü duruşmaya, protesto nedeniyle gelmemişlerdi. Mahkeme Başkanı, Midhat Paşa’ya “Oy çokluğuyla idama mahkum edildiniz” dedi. Paşa, “Teşekkür ederim” diye cevap verdi..
   İkinci Abdülhamid kararın infazının sorumluluğunu yalnız başına üstlenmek istemedi. Şeri usullerle onaylanmasını denedi, başarılı olamadı. Bunun üzerine, özel bir heyet oluşturarak, konuyu onların önüne getirdi. Heyetteki 15 kişi mahkeme kararının aynen uygulanmasını, 12 kişi de hafifletilmesi yönünde oy kullandı. Yabancı devletlerin de baskıları sonucunda, cezalar hapis ve sürgün cezasına çevrildi. Bu şekilde Padişah da şefkatli bir hükümdar rolünü oynamış oldu..            

Leave a reply:

Your email address will not be published.