444 ) GELECEK GÖKLERDEDİR !…

   

   Birinci Dünya Savaşı sırasında kullanılan ilk uçaklar, bir cepheden diğer bir cepheye karadan taşınarak gönderilmekteydiler. Günler ve hatta haftalar süren bu taşıma işlemi sırasında uçağın hasar görmemesi neredeyse mucize idi. İşte, bu zorlukların yaşandığı 1917 yılının 21 Mart günü, Diyarbakır’daki 2. Ordu Komutanlığından, Başkomutanlık vekaletine 3827 no’lu bir şifre ulaşır : “Uzun bir yolu takip ederek kara vasıtalarıyla gelen uçaklardan orduda gerektiği şekilde istifade edilemediği daha önce edinilen tecrübelerle ortaya çıkmıştır. Bu durum, ordu nezdindeki uçak bölük komutanı tarafından da defalarca ifade edilmiştir. 16 Mart 1917 tarihli emirleriniz ile gönderileceği bildirilen uçağın karadan değil, uçarak Ulukışla-Maraş-Malatya üzerinden Elazığ’a getirilmesi için ilgililere emir buyurulması.. Malatya’da bir uçuş meydanı vardır. Maraş’ta da meydanın hazırlanması için martın başında İstanbul’dan hareket eden İlmer’in Halep’e gelerek orada, ordu uçak bölük komutanı Westfal’den talimat alması için tebligatı ve bu konuda emirlerinizi arz ederim.”
   Mesajın altında Mustafa Kemal imzası vardır. Atatürk’ün yazdığı bu mesaj, Anadolu üzerindeki uzun uçuş rotalarının ilklerinden olsa gerek..

   

   Havacılığa verdiği önemi “İstikbal Göklerdedir” sözüyle ölümsüz kılan Atatürk’ün emriyle, 20 Mayıs 1933’de, dünyanın ilk sivil havacılık şirketlerinden biri olan “Devlet Hava Yolları” kurulur. Bugünkü adı “Türk Hava Yolları” olan şirket iki Junkers, iki King-Bird ve bir de AT-9 tipi beş uçakla hizmete başlar. Bu beş uçağın toplam yolcu kapasitesi ise yirmi sekizdir !..
   Halkın uçaklara binmeye yanaşmaması üzerine Atatürk, pazar günleri ucuz fiyatlarla Ankara üzerinde gezi turları düzenlenmesini ister. Bütün amacı, uçağa binmenin korkulacak bir şey olmadığına herkesin inanmasını sağlamaktır. 
   Uçağı sevdirmek isteyen Atatürk’ün tüm gezilerini deniz ve kara yoluyla yapmış olması nasıl açıklanabilir ?. Neden uçağa bindiğine dair hiçbir kayıt yoktur ? 
   Bu soruların yanıtı, acaba Paris’te olabilir mi ?..
   Mustafa Kemal 1910 yılında, Ali Rıza Paşa ile birlikte Picarde manevralarını izlemek üzere Paris’e gelir. Manevralar sonunda, uçuşa katılan uçaklara yabancı subaylardan isteyenlerin binebileceği duyurulur. Mustafa Kemal, gönüllü olarak öne çıkmıştır ki, Ali Rıza Paşa bileğini tutarak vazgeçmesini ister. 
   O gün, Mustafa Kemal’siz havalanan uçak, nazlı nazlı bir tur atar bulutların arasında. Ama aniden hızla yükseklik kaybetmeye başlayan uçak yere çakılır ve bir tabuta dönüşür !.. 
   Atatürk’ün uçağa binmemesinin nedeni, gözleri önünde yaşanan bu korkunç kaza olsa gerek. 

   İstanbul Sarıyer PTT Müdürü İrfan Bey o gün, Nüfus Müdürlüğü’nde alır soluğu ve oğlunun adını “Mustafa Kemal” olarak yazdırmak istediğini söyler. Memur, çocuğa bu adın konulması konusunda Ankara’dan onay almak gerektiğini söyleyince de, İrfan Bey başkentin yolunu tutar..
   Mustafa Kemal, kendi adını oğluna koymak isteyen İrfan Bey’e bir şartla izin verir : “Çocuk benim gibi subay olacak !..”
   1953 yılının 25 Ağustos günü, Adapazarı’nın Arifiye Beldesi hava üssünde bir kaza yaşanır. Şehit olan pilot, İrfan Bey’in oğlu Üsteğmen Mustafa Kemal Kutlu’dur !..
   İrfan Bey, karısı Safiye Hanım ile Pendik’teki köşklerinde otururlarken, 1969 yılının sıcak bir yaz günü karşılarına dikilen delikanlının sözleri karşısında ne diyeceklerini bilemezler : “Ben Hava Harp Okulu sınavlarına girdim, pilot olacağım !..”
   Karşılarında duran, şehit oğullarının biricik çocuğu Gürol Kutlu’dur. İrfan Bey’in gözünün önüne, adını Mustafa Kemal koyabilmek için Ankara’ya kadar gittiği oğlu gelir ; onun havacılık okuluna yazıldığı ilk gün, mezuniyet töreni, ilk uçuşu ve sonra, ölüm haberi.. Torununun da gözlerinde aynı kararlılık ve aynı sevgi vardır. Sözcükler İrfan Bey’in boğazında düğümlenirken, sessizliği Safiye Hanım’ın kararlı sesi bozar : “Ol oğlum. Şehit düşersen arkandan dua ederiz. Gazi olursan yanımıza gelirsin, sana bakarız..”
   Tarih 28 Eylül 1973.. Ankara Mürted’den havalanan 102A tipi uçağın kokpiti elektrik arızası yüzünden bir anda cehenneme döner. Alevin yakıcı dili ve kara dumanlarıyla dolan kokpitteki pilot, kanopi adı verilencam kapağı atarak, yangının etkisinden kurtulmayı düşünse de, kapağın uçağın kuyruğuna çarpma olasılığının yüksek olduğunu anımsar ve vazgeçer. Geriye bir tek yol kalmıştır : Paraşütle atlamak..
   Kokpiti alev alan uçak, Ayaş köyleri üstünden geçmektedir. Bu durumda pilotun kendi canını düşünerek uçağı terk etmesi, kontrolsüz kalan uçağın bir bomba gibi evlerin üstüne düşmesi demektir. Kararını verir genç adam ; havaalanına geri dönecek, ulaşamasa bile yerleşim bölgesinden uçağı kurtarıp, bir tarlaya zorunlu iniş yapmayı deneyecektir !
Kokpitteki pilot, şehit babası Mustafa Kemal ile aynı rütbede olan, Üsteğmen Gürol Kutlu’dur..
   Uçağın iniş takımları yere vurduğunda, son şansını deneyen Gürol Kutlu, atlama koltuğunun kolunu çeker. Bir mucize gerçekleşir o an ; kokpitten kurtulan koltuk pilotu havaya fırlatır ve paraşüt açılır. İrtifa çok alçak olduğu için uçağın yanan enkazının içine düşer.
   Belkemiği kırılan, omurilik hasarı oluşan ve bedeninin pek çok yeri yanan Gürol Kutlu’yu komadan çıktıktan sonra ziyarete ilk gelenler, hayatlarını kurtardığı Ayaş köylüleri olur. Enkazın içinden onu kurtaranlar da onlardır…
   Bu yazıdan epey önce aynı adı taşıyan başka bir yazı daha paylaşmışım..   http://tarihtenanekdotlar.blogspot.com/2011/12/145-istikbal-goklerdedir.html

SUNAY AKIN yazılarından derlenmiştir..

Leave a reply:

Your email address will not be published.