438 ) KEMALİZM VE İSLAM…

   İskender Gökalp ve François Georgeon editörlüğünde, 1992’de ilk basımı yapılan “Kemalizm ve İslam Dünyası” adlı kitapta ; Kemalizm’in İslam dünyası üzerindeki etkileri ele alınırken ; bu, iki döneme ayrılıyor :
İlk dönem 1919-1924, ikinci dönem ise 1924-1938 arası.. Bu iki zaman dilimi, Hilafetin kaldırılması ile birbirinden ayrılmıştır..

   1922-1923 yıllarında Gazi Mustafa Kemal, İslam dünyasının en popüler kişisidir. Çünkü zafer, her şeyden önce, İslam’ın Hristiyanlığa karşı kazandığı bir zafer olarak algılanmaktadır.. Diğer yandan, Milli Mücadele de kendisini İslam dünyasında bir İslam hareketi olarak sunmaya çalışmaktadır.
“Hilafetin kaldırılması, Türkiye’nin Müslüman geçmişinden kopuşun ve İslam dünyasının geri kalan bölümü ile ilişkilerini köklü biçimde değiştirmenin de bir aracı idi..”
  
  Bundan sonra Türkiye, o zamana kadar kendisini şiddetle desteklemiş olan ve kendisine hayran İslam dünyası ile ilişkilerini radikal bir biçimde koparacaktır. Ama bu kopuşu da genelleştirmemek gerekir. İslam dünyasının tutucu kanadı, Mustafa Kemal’i ve Türk Devrimi’ni mahkum ederken, pek çok yerde de Kemalizm’i destekleyen gruplar ortaya çıkacaktır.
  Mustafa Kemal’in popülerliği ve saygınlığı hala çok büyük olmaya devam etmekle birlikte, görüntüsü yavaş yavaş değişir..
“Muzaffer Şef, İslam’ın kahraman tipi, yerini giderek daha sivil ve dünyevi bir tipe bıraktı : Bir dizi cesur reform sayesinde ülkesini birkaç yıl içinde Ortaçağ’dan modern uygarlığa geçiren devlet adamı tipine..”

   Kitaptaki bir tebliğ, Suriye ve Irak‘taki Arap milliyetçilerinin Kemalizm karşısındaki tutumlarını inceliyor ve 1950’den sonra bu iki ülkenin Türkiye’nin modernleşme projesini benimsediklerine dikkat çekiyor.
   Arap milliyetçileri, ilk başta Kemalizm’i ve Türk milliyetçiliğini destekleyeceklerdir. Çünkü, her iki milliyetçilik de, kendisini Osmanlı’dan koparmaya çalışıyor ve bu noktada buluşuyordu. Bununla birlikte, 1924 yılında Hilafet’in kaldırılmasının sonucunda, Türkiye’nin Araplar ile olan ilişkilerinde kendiliğinden bir soğuma görülecektir. Bu, dine bir saldırı olarak görüldüğü için, Arap dünyasındaki Kemalizm yanlıları da zor duruma düşmüşler ve düş kırıklığına uğramışlardı. Ama, Kemalizm’e sempati duyan başka aydın grupları bu tavırlarını sürdüreceklerdir. Kemalizm, onlar için, ulusal bağımsızlık ve modernleşme örneğiydi. Diğer yandan, Türkiye’nin Suriye ve Irak ile olan sınır sorunları da, bu sürece olumlu ya da olumsuz katkıda bulunacaktır..

   Kemalizm’in İran üzerindeki etkilerine gelince.. Kemalizm’in dine bakışı, bazı İran aydınlarını heyecanlandırmakla birlikte, iki komşu ülke arasındaki olası sınır sorunları, bu heyecanı azaltıyordu. Bununla birlikte, Rıza Şah döneminde, Kemalist reformlardan çok etkilenecek ve pek çok örnek, İran’da da uygulamaya konulacaktır..Ancak, her iki ülkenin modernleşme macerasının tamamen farklı bir ekonomik-toplumsa-siyasal temeli vardı ve bu farklar da sonuçları etkileyecektir..

   Mısır, kitapta, ayrı bir tebliğ başlığıdır. Hilafetin kaldırılması, Mısır’da da gerek modernleşmeci, gerekse muhafazakar gruplar tarafından eleştirilecektir. Türkiye’de İslam’a karşı gerçekleştirilen her hareket, Mısır’da, Türkiye’nin İslam dünyasından ayrılması olarak değerlendirilecektir..
   Şu değerlendirme ise dikkat çekicidir :
“Modernleşmeci akım tarafından tanımlanan dünyevileşme kavramını yeniden ele alan Cemal Abdul Nasır oldu. Bu rejim, tıpkı Türkiye’de olduğu gibi, Mısırlı modernleştirmeciler tarafından talep edilen reformları, devlet müdahalesiyle gerçekleştirdi..
“Ancak Nasır rejimi, Kemalizm’den farklı olarak, İslami gelenekten kesin çizgilerle kopmadı ve onu, siyasetin meşruiyet kazanma sürecine kattı..”

   Hindistan‘ın durumu da ilginçtir.. Kitap, Hint Müslümanlarının gerek Osmanlı döneminde, gerek Milli Mücadele’deki desteklerini ve gerekse Kemalist reformlara karşı olan tepkilerini söz konusu ediyor. Bu tepkilerin sınırlı olduğu anlaşılıyor :
“Nehru, Mustafa Kemal’in Yeni Türkiye’de giriştiği reformları arzu edebilirdi fakat bu reformların Hindistan’da geçerli olan koşullara uygun olmadığını kabul etmek zorunda kaldı..”

   Son olarak Cezayir’deki durum da şöyle özetleniyor :
“Kemalizm’den değil, Kemal’in, Gazi’nin etkisinden söz edilebilir. Cezayirliler, yalnızca işgalciye karşı direnişin sürecini akıllarında tutmuşlar, fakat, Kemalist önlemlerin içeriğini unutmak istemişlerdir..”

   Genel olarak bakıldığında, yakın dönem siyaset maceramızın İslam dünyası üzerindeki yankı ve tepkilerini kısaca ve kuşbakışı olarak izlemek hayli yararlı..


  

      

Leave a reply:

Your email address will not be published.